Yapı Kredi Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yapı Kredi Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2015 Salı

Daniel'ın Kitabı - E. L. Doctorow

DANİEL'IN KİTABI
Orijinal Adı: The Book Of Daniel
Çevirmen: Seçkin SELVİ
Yapı Kredi Yayınları
Eylül 2014, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 1971
380 Sayfa

AFD:
  "Daniel'in Kitabı" gerçek bir olayın romanlaştırılmış halidir. 1953 yılında Amerika'da casusluk suçlamasıyla idam edilen "Rosenberg" çiftinin idamı konu edilmiştir. Kitabımızda idam edilen çift "Isacson" çiftidir. Bize olayları anlatan ise bu çiftin erkek çocukları Daniel.

    İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Soğuk Savaş dönemi, Amerika'da hükûmet karşıtı görüşe sahip olan herkesin, hükumetçe; "komünist ve vatan haini" olarak adlandırıldığı bir dönem. Bize çok da yabancı olmayan bir dönem. Hükûmet yanlısı olmayan, hükûmete karşı ayaklananlar ve haklarını savunan işçiler hapse atılıyor, büyük bir yıldırma ve tüm karşıt görüşleri susturma politikası izleniyor. Bu dönemde komünist parti üyesi olan "Rosenbergler" Atom Bombası'nın sırlarını Rusya'ya vermekle suçlanır ve hapse atılırlar. Ortada bir suçlama vardır fakat kanıt yok denecek kadar azdır. Senatör McCarthy ve Hakim Kaufmann'ın olağanüstü çabalarıyla "Rosenberg" çifti idama mahkum edilir. Kitap aslında burada başlıyor. İdama mahkûm olan çiftin büyük çocuğu, kitaptaki adıyla Daniel'in gözünden bu süreç ve sonrası anlatılıyor. Tabii İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'nın izlediği politika ve soğuk savaş dönemi de yazarın gözünden eleştirel bir bakışla bize aktarılıyor.

   Kitabı beğendim fakat bazı bölümlerde, özellikle Amerika ve Rusya'nın Soğuk Savaş döneminde izlediği siyasetin anlatıldığı bölümleri ve bu bölümlerde bahsedilen isimleri anlayabilmek adına başka kaynaklardan araştırma yapmam gerekti. Bu araştırmaları yaparken okuma hızım çok düşse de, yaşandığı yıllarda tüm dünya tarafından protesto edilen "Rosenbergler Olayı"nı, bu kitap sayesinde öğrenmiş oldum.

   Melih Cevdet Anday'ın, Rosenberg çiftine ithafen yazdığı şiiri ve Rosenbergler'in evlatlarına bıraktıkları son mektuba da yazımın sonunda yer vermek isterim. Eğer kitabı okumayı düşünürseniz, şiir ve mektubu kitaptan sonra okumanızı öneririm.

ANI
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken bu dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.

 Melih Cevdet ANDAY


“Sevgili çocuklarım,

Bu sabah, sanki tekrar birlikte olabilecekmişiz sandım. Ama bunun olmayacağını bildiğim halde, size ancak öğrendiklerimi aktarabilmeyi istedim. Ne yazık ki ancak birkaç kelime yazabilirim. Gerisini size yaşamınız öğretmeli. Bana öğrettiği gibi.

Başlangıçta sizin için acılı olacak, ama üzülen yalnızca siz olmayacaksınız. Sonunda siz de yaşamın yaşamaya değer olduğu inancına varmak zorundasınız. Şimdi önüne geçilmez biçimde yaklaşan ölüm karşısında bile bunu bilmenin cellatları yeneceğinden kesinlikle emin oluşumuz size bir avuntu olsun.

….

Yaşamımızın sizle birlikte sonuna kadar yürütme sevinci ve mutluluğunun bize nasip olmasını dilerdik. Babanız size tüm yüreği ve tüm sevgisinin sevgili oğullarına ait olduğunu söylemek istiyor. Suçsuz olduğumuzu ve vicdanımıza aykırı hareket edemediğimizi hiçbir zaman unutmayın.

Sizi bağrımıza basıyor ve hararetle öpüyoruz.

Sevgiyle,

Baba ve Anne”

21 Ocak 2015 Çarşamba

Kafamda Bir Tuhaflık - Orhan Pamuk

KAFAMDA BİR TUHAFLIK
ORHAN PAMUK
Yapı Kredi Yayınları
Aralık 2014, 1. Baskı
482 Sayfa

AFD:
  "Kafamda Bir Tuhaflık" daha piyasaya çıkmadan ilgimi çekmişti. Orhan Pamuk'un altı senede bu kitabı yazması, isminin güzelliği ve tanıtım yazıları sayesinde büyük bir heyecan ve merakla okumaya başladım kitabı.

  Kitabımıza; 1960'larda Beyşehir'den İstanbul'a ilk göç edenlerin yaşam hikayesi ile başlıyoruz. Kahramanımız Mevlut ise 1969'da babasının yanına, İstanbul'a, henüz daha 12 yaşındayken geliyor ve Mevlut'un İstanbul macerası başlamış oluyor.

  Kafamda Bir Tuhaflık'ta 1969-2012 yıllarının İstanbul'u anlatılıyor. İstanbul'un nasıl değiştiği, insanları nasıl değiştirdiği ve Mevlut'un bu değişimlerin arasındaki hayatta kalma mücadelesi...

  Kitabı okurken "Nasıl gidiyor?" diye soranlara verdiğim ilk cevap "Heyecanı eksik" oldu. Evet kitabımız İstanbul'un kırk yıllık serüvenini, özellikle benim gibi İstanbul'da yaşamayanlar için oldukça güzel anlatıyor. Fakat "Acaba bir sonraki sayfada ne olacak?" diyerek okuduğum bir kitap  da değildi maalesef.

  Kitabın isminin de oldukça iddialı koyulduğu kanaatindeyim. "Kafamda Bir Tuhaflık"? Mevlut'un kendisi bu cümleyi dile getirmese, bu cümlenin kitapta kim için kullanıldığını bile anlayamayacaktım. Bence Mevlut'un kafasında herhangi bir tuhaflık yok, ya da benim de kafamda bir tuhaflık var. Mevlut bana göre sadece saf bir karakter. İstanbul ve insanlar kırk yılda çok büyük değişimler yaşarken, Mevlut içindeki saflığı korumuş ve hep aynı Mevlut olarak kalmış. Aslında olmamız gereken bu iken, kafasında tuhaflık olanın Mevlut olması doğru değil. Asıl kafasında tuhaflık olanlar; gözünü para, iktidar hırsı bürümüş olanlar, nereden geldiklerini, kim olduklarını ve insanlıklarını unutanlar.


18 Ocak 2015 Pazar

Ben Bir Ağacım - Orhan Pamuk

BEN BİR AĞACIM
ORHAN PAMUK
Yapı Kredi Yayınları
Ağustos 2013, 1. Baskı
128 Sayfa

AFD:
  "Ben Bir Ağacım"  geçen sene yayınlanmasına rağmen, Orhan Pamuk'un yeni kitabı "Kafamda Bir Tuhaflık" yayınlandıktan sonra ben de okuma isteği uyandırdı. "Kafamda Bir Tuhaflık"ın tanıtım metinlerini beğenmiştim ve Mevlut'un hayat hikayesini bir an önce okumak istiyordum. "Ben Bir Ağacım"da da, Mevlut'un orta okul yıllarının anlatıldığını duyunca "Kafamda Bir Tuhaflık"tan önce bu kitabı okumalıyım diye düşündüm. Açıkçası ben "Kafamda Bir Tuhaflık"ta Mevlut'un orta okul yıllarının anlatılmadığını bu yıllara sadece "Ben Bir Ağacım"da yer verildiğini düşünmüştüm. Meğer öyle değilmiş.

  "Ben Bir Ağacım" bir seçme parçalar kitabıymış. Orhan Pamuk'un yayınladığı eserlerden seçtiği bölümlerden oluşturulmuş bir kitapmış. Ben "Ben Bir Ağacım"dan önce sadece "Kar"ı okumuştum bu sebeple "Ben Bir Ağacım"ı okumak benim için Orhan Pamuk'u tanımama yardımcı oldu. İlk başta hangi kitaplarını okumak istediğimi de belirlemiş oldum.

  "Ben Bir Ağacım" için seçme parçalar dedik ama her parça kitaptan bire bir alınmamış. Kitabın tanıtımlarında da bahsedildiği gibi; "Orhan Pamuk, diğer kitaplarından bu parçaları kitaba alırken metinlere dokundu, eski yazılarını değiştirdi, cümleler, paragraflar ekledi, başlıklar koydu. "

  Sözün Özü; Orhan Pamuk eserleri hakkında fikir sahibi olmak adına güzel bir kitap "Ben Bir Ağacım"


Kitabın Tanıtımından:
Herkes için Orhan Pamuk
"Bu kitapta, şimdiye kadar yazdığım sayfalardan, en kolay anlaşılabilir ve en güçlü olanları seçmeye çalıştım."

Çocukluk ve okul hikâyeleri ve tarihten sayfalar
Orhan Pamuk, diğer kitaplarından bu parçaları kitaba alırken metinlere dokundu, eski yazılarını değiştirdi, cümleler, paragraflar ekledi, başlıklar koydu. Pamuk'un kırk yıllık yazarlık hayatının en güzel sayfalarından yapılan bu seçme hem onun yeni ve genç okurlarının, hem de yazarın eski takipçilerinin ilgisini çekecek.

"Kitabın kalbinde, hakkında hayaller kurmaktan hoşlandığım iki konu var: Tarihin esrarlı yüzü ve çocukluk ve öğrencilik yıllarının hatıraları. Romanlarımda ve düzyazılarımda bu iki kaynağa hep geri döndüm. Her seferinde de iki konunun kafamda iç içe geçtiğini hissettim. Yani: Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı."

Hiç yayımlanmamış bir hikâye
Ben Bir Ağacım'da Pamuk, Osmanlı zamanının bir celladını, bir padişahın kıskançlığını anlatıyor, bir ağacı, bir resmi konuşturuyor ve kendi çocukluk, gençlik ve okul hatıralarını hikâye ediyor. Pamuk'un yeni romanı Kafamda Bir Tuhaflık'ın kahramanı Mevlut Karataş'ın ortaokul yıllarının hikâyesiyle...

24 Aralık 2014 Çarşamba

İnce Memed - Yaşar Kemal

İNCE MEMED
YAŞAR KEMAL
Yapı Kredi Yayınları
İlk Basım: 1955
2166 Sayfa

MRW:
“Böyle bir dünyada bin kez ölmeden bir kez dirilemezsin.”

  Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra Çukurova yöresindeki ağaların, hatırı sayılan beylerin mücadelesi; tabiri caizse toprak kapma savaşında, köylünün çektiği sıkıntıları anlatan ve bu savaşın ortasında, koyunlarını güden yoksul, küçük bir çocuk olan İnce Memed’in düzene nasıl baş kaldırdığını, kendi bile anlamadan nasıl halk kahramanı olduğunu bizlere aktaran dokunaklı bir hikayedir İnce Memed serisi.

  Zulme karşı boyun eğmemeyi öğütler bize bu kitabıyla Yaşar Kemal. Dördüncü ciltten bir bölümde, Ferhat Hoca’nın vaazı şöyledir: (syf 349) “Ey insanoğlu başkaldır, korkma, içindeki o yüz bin yıllık ağının, korkunun üstüne yürü, ona başkaldır. Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir. Getirdiğin iyilikler de belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır. Ey insanoğlu, sen solucan, sen böcek, sen karınca değilsin. Allah seni bir tek şey, bir tek şey için yarattı, başkaldırman için yarattı. Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana.. başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana. Onun verdiği umutla sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.”

  İlk iki cildi okurken bitmesini hiç istemediğim kitabın son cildine geldiğimde değil dört, on dört cilt de olsa aslında kitabın tam manasıyla sonlanamayacağını anladım. Maalesef Yaşar Kemal merak ettiğim bazı soruların bile cevabını veremeden bitirmiş seriyi, ki dört cildi toplam 32 senede yazmış!
Ağlayarak okudum bazı bölümleri, bazılarını ise şaşırarak, insanlığımdan utanarak.. İnsanoğlunun böylesine acımasız olması aslında ne kadar ürkütücü. Zalimin, güçlünün; güçsüz insanlara olan tavrı, istekleri ne kadar da korkutucu. İnce Memed’i İnce Memed yapan köylü ne kadar da asil.. yiyecek bir dilim ekmeğinden başka bir şeyi olmayan köylü aslında ne kadar da cömert. Abdi Ağa için ne kadar da kötü derken meğer Murtaza Ağa ile daha tanışmamışım. Ali Safa Bey’in kendini haklı göstermek için savundukları, Murtaza Ağa’nın çıkarı için yaptıkları, yalanları; devletin üst kademelerindeki insanların köylü için düşündükleri içimi sızlattı, askerin davranışları, kararları ve eylemlerini okudukça dehşete düştüm resmen.

  İnce Memed okuduğum ilk Yaşar Kemal kitabı. Bu yaşıma kadar okumamış olmam ne büyük bir eksiklikmiş meğer.. keşke bu kadar gecikmeseydim böyle şahane bir yazarla tanışmak için. Tüm seri olarak toplamda 2163  sayfayı su gibi içtim diyebilirim. İlk olarak 1957’de Bulgarca, 1961’de İngilizce’ye Fransızca’ya çevrilen, ertesi yıl Almanca ve İspanyolca çevirileri çıkan, günümüze kadar kırktan fazla dile çevrilen bu şahane başyapıtı henüz okumadıysanız daha fazla gecikmeyin derim...

  Bu kadar ünlü bir kitabın filmi çekilmemiş mi? Çekilmiş fakat o da ayrı bir hikaye. Türkiye'deki sansür zihniyeti filmin çekilmesine izin vermeyince, 1984 yılında İngiliz aktör ve yazar Peter Ustinov filmi "Memed My Hawk" (Şahinim Memed) adıyla çekmeye karar vermiş. Fakat sansürcü zihniyet bu sefer de filmin Türkiye'de çekilmesine izin vermemiş. İnce Memed tüm zorluklara rağmen bir İngiliz tarafından Yugoslavya'da çekilmiş, ne acıdır ki yine sansür zihniyeti tarafından ülkemizde gösterimine de izin verilmemiş. :(

Zülfü Livaneli'nden İnce Memed Türküsü

9 Kasım 2014 Pazar

Semaver - Sait Faik Abasıyanık

SEMAVER
SAİT FAİK ABASIYANIK
Yapı Kredi Yayınları
Haziran 2009, 26. Baskı
(İlk Basım: 1936)
105 Sayfa

AFD:
  Semaver Kitap Kardeşliği okuma grubumuzun Kasım ayı kitabı olarak seçildi. Ben de bu vesile ile ilk defa Sait Faik okumuş oldum.

  Bugüne kadar nasıl Sait Faik okumamışım. :( Hikayelerini ne kadar içten ve sıcak bir dille anlatmış.  Kitap hemen bitmesin diye arada başka kitaplar okudum.

  Kitap toplam 19 hikayeden oluşuyor. Bu hikayeler sıradan insanların sıcacık ve insanın yüreğine işleyen hikayeleri. Benim en sevdiğim hikayeler ise; hüznü insanın yüreğini yakan Semaver, öksüz ve yetim Trifon'un hayallerini taşıyan Stelyanos Hrisopulos Gemisi ve on beş yaşındaki hırsızın hazin hikayesi İpekli Mendil oldu.

  Kitaplığımızda Sait Faik kitaplarının yeri şimdiden hazırlandı bile, bu büyük yazarın tüm kitaplarını kesinlikle okumak istiyorum. 

Altı Çizilesi:
  Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler?

  ...Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar, ne zevksiz mahluklardı.

  ...Dediğim köy evine vardığımız zaman atlarımızı ufak, oya gibi bir köy çocuğu aldı. Kasketinin kenarına sokulmuş karanfile baktığımı sandığı için çiçeği bana verdi. Halbuki ben onun, ıslak saman rengi gözlerine, yüzünün aynı renkteki derisine bakmıştım. Kim bilir karanfili bana, belki de onları veremeyeceği için vermişti.

  Bu yeşil, sarı, lacivert bayrak sizin bayrağınız. Komşu kabilenin bayrağı aynı renkte, aynı şekilde fakat üzerinde dokuz yıldız var.
  Onun için mi boğazlaşıyorsunuz? Kavgadan evvel evlerinde yemek yediğin, başı sana dokunduğu zaman yaşadığını hissettiğin çocuğu bu dokuz yıldız için mi öldüreceksin?

29 Nisan 2014 Salı

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali

KUYUCAKLI YUSUF
SABAHATTİN ALİ
Yapı Kredi Yayınları
Temmuz 2002, 7. Baskı
Orjinal İlk Baskı: 1937
222 Sayfa


AFD:
   Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali'nin ilk romanıdır. Sabahattin Ali 1932 yılında Konya Yeni Anadolu Gazetesi için yazmaya başlamış fakat gazete ücretini ödemeyince 26. bölümde yazmayı bırakmış. 1936-37 yılları arasında romanın tamamı Tan Gazetesi'nde yayımlanmış. Kitap olarak ilk basımı 1937 yılında Yeni Kitapçı Yayınevi tarafından yapılmıştır.

   Sabahattin Ali'nin romanının baş karakteri Yusuf ile 1931 yılında Aydın Cezaevi'nde tanışmış olduğu düşünülmektedir.

     Cevdet Kudret'in Sabahattin Ali ile yaptığı röportaja göre aslında kitap üç cilt olarak tasarlanmış. İkinci kitap; ilk kitapta birden bire ortadan kaybolan Çineli Kübra olacakmış. Üçüncü kitap ise dağdan inen Yusuf'un hayatının konu alması tasarlanmış fakat Sabahattin Ali'nin erken yaşta ölümüyle bu seri tamamlanamamış.

    Kuyucaklı Yusuf; eşkiyaların Kuyucak Köyü'nü basması ve Yusuf'un ailesini öldürmesi ve olay yerine gelen Kaymakam Salahattin Bey'in kimsesiz kalan Yusuf'u evlat edinmesi ile başlar. Kaymakam evlat edinmiştir fakat eşi Şahinde onunla aynı fikirde değildir. Bu işe karşı çıkmış ve her fırsatta da Yusuf'u sevmediğini, istemediğini belli etmiştir. Erken yaşta kimsesiz kalması ve üvey anne Şahinde tarafından gösterilen tutum; Yusuf'u karakter olarak yalnızlığı seven, kimseye fazla güvenmeyen, bireyci bir insana dönüştürmüştür.

      Evlatlık olarak geldiği evde bir de Muazzez adında kız kardeşi olmuştur Yusuf'un. Köyün zenginlerinden Hilmi Bey'in oğlu Şakir'in Muazzez'e göz koyması üzerine, Şakir'in nasıl  kötü bir insan olduğunu bilen Yusuf bu işe karşı çıkar. Hilmi Bey'in Kaymakam Salahattin Bey'i kumar borcu altına sokarak Muazzez'i oğluna almak istemesi ve Şahinde'nin de zenginlik ve refah için bu kızını bu aileye vermek istemesi üzerine Yusuf Muazzez'i korumak adına başka çareler arar. Muazzez'in gönlü ise Şakir'de değil başka birindedir.

    Yusuf yıllar boyu böyle gelmiş düzene, zenginin her istediğini yaptığı düzene, karşı gelip Muazzez'i Şakir'den koruyabilecek midir? Ya Muazzez'in gönlü aslında kimdedir? Her zaman ki gibi bu soruların cevabı Kuyucaklı Yusuf'un sayfalarında gizli.

      Benim için Kuyucaklı Yusuf'ta bir şeyler eksik gibiydi. Bir Kürk Mantolu Madonna'dan bir İçimizdeki Şeytan'dan aldığım keyfi alamadım. Belki de bu romanın üç cilt olarak düşünülüp tek ciltte kalmasındandır. Üçlemeyi okuma şansım olsaydı belki de çok daha fazla beğenecektim. İlk defa Sabahattin Ali okuyacaklar için tavsiyem Kuyucaklı Yusuf ile başlamak yerine Kürk Mantolu Madonna veya İçimizdeki Şeytan'ı tercih etmeleridir.
Altı Çizilesi:
   "Sonra bu fakir işçilere bu köpek muamelesini yapmaya neden lüzum görüyorlardı? Evet, Allah onları bir kere fıkara yaratmıştı, bunda kimsenin kabahati yoktu, fakat onlar böyle yaratılmışlar diye niçin tepelerine binmeli, onları adam yerine koymaktan niçin çekinmeliydi?"

     "Saadet,hayatı olduğu gibi kabul etmektir."

  "Bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir."

21 Nisan 2014 Pazartesi

Berlin'in Nar Çiçeği - Füruzan

BERLİN'İN NAR ÇİÇEĞİ
FÜRUZAN
Yapı Kredi Yayınları
Ocak 2001, 2. Baskı (Orijinal İlk Basım 1988)
204 Sayfa

MRW:
   Okuduğum ilk Füruzan romanı ve gerçekten hoşuma gitti. O kadar çok yazar, o kadar çok kitap var ki okunacak, ömrüm hepsini okumaya yetecek mi acaba diye düşünüyorum bazen..

  Berlin'in Nar Çiçeği, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya'da yaşayan, kocasını savaşa gönderip iki çocuğuyla geçim derdine düşen, savaşın tüm sıkıntılarını çeken fakat sonra yapayalnız kalan, yalnızlığın ne kadar zor olduğunu anlatan bir yalnızlık öyküsüdür. Hazinem dediği kuşu ile tek başına yaşayan, her Alman gibi ülkelerine çalışmak için gelmiş olan Türklere çok iyi hisler beslemeyen, sevgisizlikten kuruyan, küçülen bu yaşlı kadın, yaşamının son günlerinde sessizce ölümü beklerken ummadığı biçimde sevgiyi yeniden damarlarında hisseder, yüzü güler. 

   Romanımızın kahramanı Frau Elfriede Lemmer'in hüzünlü hayatı okuyanların içini burkacak, hepimizi önünde sonunda bizim de başımıza gelecek olan yaşlılıkla yüzleştirecek, ve kendi anne babamıza karşı ne kadar hayırlı evlat olabildik ya da olabileceğiz sorusunu sorduracak. 

Kitabın Tanıtımından:
    Füruzan, 1988'de ilk kez yayımlandığında altı ay içinde iki kez basılan bu romanında, iki farklı kültürden gelen insanların Almanya'da kesişen, içiçe geçen dünyalarını serimlerken, sevginin, gittikçe daha da kararan çağımızda bile, birleştirici gücünü hala koruduğunu bir kez daha müjdeliyor.

20 Şubat 2014 Perşembe

Çiçek Senfonisi - Özdemir Asaf

ÇİÇEK SENFONİSİ
ÖZDEMİR ASAF
Yapı Kredi Yayınları
Şubat 2013, 10. Baskı
487 Sayfa

AFD:
    Uzun zamandır şiir kitabı okumamıştım. Çiçek senfonisini de Kitap Kardeşliği Ağustos ayı kitabı seçilince okumuştum. Satırların arasında kaybolurken duyduğum hisle, her ay en az bir şiir kitabı okumalıyım demiştim. Fakat bakıyorum ki, üzerinden 6 ay geçmesine rağmen, kendi sözümü unutmuşum. Bu yazıyla tekrar sözümü hatırlayıp, tutmak istiyorum.

     Çiçek Senfonisi Özdemir Asaf'ın sağlığında yayınladığı tüm şiirlerinin yer aldığı toplu şiirler kitabı. Aman aman şiir okuyan bir insan değilim fakat ben Çiçek Senfonisi'ni okurken oldukça keyif aldım. En beğendim şiirlerden bazılarını sizlerle paylaşmak isterim.













Kitabın Tanıtımından: 
   Özdemir Asaf'ın şairdeki ikinci kişi problemini, ikinci kişi ile kendi arasındaki bağıntıları çeşitli yönlerden derinleştirdiği, yaşayışını dolduran davranışları soyutlaştırarak bir düşünce planına yükselttiği, bunu yaparken de, 1950 şiirinin ortak biçim anlayışından ayrı, özel bir dil kullandığı görülür; çelişmeli, oyunlu bir mantık düzeninde mısra sayısını çok kere en aza indirdiği de olur.
Behçet Necatigil

    Özdemir Asaf 1950'lerde kişiliğini bulduğu, şiirinin özelliklerini belirginleştirdiği zaman, bütün akımların dışında bir şairdi. Düşünceleri, duyguları yoğunlaştırıp kısacık şiirler yazışıyla Uzak Doğu ülkelerinin bilge şairlerine benziyordu. Bu özelliğiyle Garip akımının ilk günlerine de bağlanabilirdi, ama o akım içinde fazla bir yer tutmayan bu anlayış, Özdemir Asaf'ta düşünceye iyice ağırlık verilerek benimsenmiş, özenle işlenmiş, geliştirilmişti. Şiir düşüncelerin, duyguların yoğunlaştırılmasında aranıyordu. Uzun şiirlerde bile parçaların bu anlayışla ele alındığı açıktı. 
Memet Fuat

   Çiçek Senfonisi - Toplu Şiirler çağdaş Türk şiirinin en özgün isimlerinden biri olan Özdemir Asaf'ın sağlığında yayımladığı yedi şiir kitabını bir araya getiriyor: Dünya Kaçtı Gözüme, Sen Sen Sen, Bir Kapı Önünde, Yumuşaklıklar Değil, Nasılsın, Çiçekleri Yemeyin, Yalnızlık Paylaşılmaz.


29 Aralık 2013 Pazar

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali

KÜRK MANTOLU MADONNA
SABAHATTİN ALİ
Yapı Kredi Yayınları
Nisan 2011, 45. Baskı
160 Sayfa

AFD:
  Kürk Mantolu Madonna'yı eşim de, ben de henüz blogumuzu açmadan önce okumuştuk. Blogumuz bu güzel kitabın yorumundan yoksunken gönülden bağlı olduğum okuma grubu Kitap Kardeşliği'nin Aralık ayı kitabı seçilmesiyle fırsat bu fırsat diyerek tekrar elime aldım Kürk Mantolu Madonna'yı.

  Hep söylenir ya, "Bir kitap her okuduğunda insana ayrı tat verir." diye, benim için de aynen öyle oldu. İlk okumamda olayların nereye gideceğini bilmeden heyecanla sayfaları çevirmiştim. Bu sefer olayları bildiğimden hiç acele etmedim, her cümleyi tadına vara vara okudum.

 Hazin bir aşkın öyküsüdür  Kürk Mantolu Madonna, her sıradan insanın nasıl tutkulu bir aşk yaşayabileceğinin hikayesidir. Raif ve Maria Puder'in aşkıdır. Kitabımız her gün işten eve gidip gelmekten başka bir özelliği olmayan Raif Efendi'nin hayatını merak eden iş arkadaşının anlatımıyla başlıyor. Raif Efendi ölüm döşeğindeyken bu arkadaşımızdan, masasının kilitli çekmecesinde olan eşyaları getirmesini ister. Bu eşyaların içinde Raif Efendinin içini döktüğü bir defter vardır ki; bu defter asıl hikayemizi başlatır.

  Çok çekingen bir insan olan Raif, meslek öğrenmek adına Almanya'ya gönderilir. Orada bir resim sergisinde gördüğü Kürk Mantolu Madonna tablosuna aşık olur, o kadar fena çarpılır ki: her gün gidip saatlerce tablonun karşısında durur. Nam-ı diğer Kürk Mantolu Madonna: Maria Puder o resime bakarken yanına gelir onunla konuşur, fakat Raif gözlerini tablodan alamadığı için bunun farkına bile varmaz.

Maria Puder'in Kürk Mantolu Madonna ismini almasını sağlayan ve aralarında şaşırtıcı derecede benzerlik olduğu söylenen Andrea Del Sarto'nun Madonna (Meryem Ana) tasviri.
jssgallery.org
   Raif ve Maria bir şekilde tanışır ama Maria'nın artık aşka verecek şansı kalmamıştır. Maria bir dost bir arkadaş olarak Raif'i yanında ister. Raif de her umutsuz aşık gibi sevdiği insanın yanında olmak bile kendine yeteceği için bunu kabul eder. Peki sonra? Maria Raif'e kalbinin kapılarını açacak mıdır? Hepsi Kürk Mantolu Madonna'nın o etkileyici cümleleri arasında.



  Kürk Mantolu Madonna'nın yazım süreci hakkında okuduğum bir bilgiyi paylaşmak isterim. Sabahttin Ali Kürk Mantolu Madonna'yı ilk olarak Hakikat Gazetesi'nde "Büyük Hikaye" başlığı altında yazmış. Yazmaya askerde de devam etmiş. Bir çadırın içinde yazarak her gün gazeteye yetiştirmeye çalışıyormuş. Attan düşüp sağ kol bileğini çatlatınca bile kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiş. 
  

Altı Çizilesi:
   Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.

   Muhakkak ki, bütün insanların birer ruhu vardı ama birçoğu bunun farkında değildi.

  İnsanlar arasındaki münasebetleri tanzim eden amiller ne kadar gülünç, ne kadar dıştan, ne kadar boş ve bilhassa asıl insanlıkla ne kadar az alakası olan şeylerdi..

 Etrafını bu kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı? Böyle bir adam, önünde bütün küçüklüğü ile çırpınan birine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi? Bütün teessürlerimiz, inkisarlarımız, hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik taraflarınadır. Her şeye hazır bulunan ve kimden gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür?

  Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?

  Zaman zaman beni saran hüzünlerin, hayat bıkkınlığının bir ruhi hastalık alameti olmasından korkardım. Bir kitabı okurken gecen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.

 İçimde boş kalan bir taraf bulunduğunu ve bu boşluğun bana adeta maddi bir eziklik verdiğini hissediyordum. Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm

 Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret bulunduğunu görüyordum. bizim mantığımızla hayatın mantığı asla birbirine uymuyordu. bir kadın, trenin penceresinden dışarı bakabilir, bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar, o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilirdi. Yahut bir kiremit, hafif bir rüzgarla yerinden oynayarak, devrin gıpta ettiği bir kafayı parçalayabilirdi. göz mü mühim kömür parçası mı, kiremit mi mühim kafa mı diye düşünmek nasıl aklımıza gelmiyorsa ve bütün bunları nasıl hiç mütalaa yürütmeden kabule mecbursak, hayatın daha başka türlü birçok cilvelerine de aynı tevekkülle katlanmaya mecburduk.

26 Eylül 2013 Perşembe

Çavdar Tarlasında Çocuklar - Jerome David Salinger

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR
(GÖNÜLÇELEN)
Orjinal Adı: The Catcher in the Rye
JEROME DAVID SALINGER
Çevirmen: Coşkun YERLİ
Yapı Kredi Yayınları
Mayıs 2012, 30. Baskı
198 Sayfa

AFD:
     Daha önce eşim okumuş ve yorumlamıştı bu kitabı. (Buradan) Ben de Kitap Kardeşliği Eylül kitabı olarak seçildiğini duyunca okumaya başladım. Eşim kitabın abartıldığını belirtmiş ve kitabı beğenmemişti. Ben de kitabın abartıldığı fikrine katılıyorum ama beğenmedim de diyemem. Her kült eseri beğeneceğiz diye de bir şart yok zaten, ben de Otomatik Portakal'ı beğenmemiştim. :(

    Aslında kitabı yazıldığı tarihe göre değerlendirmek lazım diye düşünüyorum. 1951 yılında yazılan ve herkesin düşündüğü fakat söyleyemediği şeyleri  aslında bir çocuğun bile fark ettiğini dile getirmiş Salinger. O dönem de büyük ses getirmiş, hatta her gerçekleri söyleyene yapıldığı gibi, yasaklanmış. 

    Kitaptan sürükleyici bir olay örgüsü beklemek, bu beklentiyle kitaba başlamak yanlış olur. Kahramanımız Holden'ın okuldan atıldıktan sonraki 3 günü anlatılıyor. Fakat öyle aman aman olaylar olmuyor. Çok sıradan günler aslında. Olay örgüsünden çok, kitabın satır aralarında bulunan tespitlere ve cümlelere yoğunlaşmalıyız diye düşünüyorum. Özellikle Holden'ın olmak istediği kişiyi, mesleği, gerçekten çok beğendim. Yüreğime dokundu diyebilirim.

     Okurken bir Ölü Ozanlar Derneği, Pal Sokağı Çocukları ya da Şeker Portakalı kadar sürükleyici olmasa da mutlaka okunmalı ve Holden'la tanışılmalı diyorum.


Altı Çizilesi:
   Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.

   Hayat kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.

   Öldü biliyorum! bilmediğimi mi sanıyorsun? ama onu yine de sevebilirim değil mi? bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, tanrı aşkına, özellikle de hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?

 Gece geç saatlerde new york’ta birinin kahkaha atması dehşet verici bir şeydir. millerce öteden duyabilirsiniz. bunu duyunca yalnızlığınız daha da artar, moral diye bir şey kalmaz insanda.

   Moraliniz çok bozuksa düşünemiyorsunuz bile.

  ...ki böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan ”tanıştığımıza memnun oldum” demek beni öldürüyor.

  Eskiden onu pek akıllı sanırdım, o aptallığımla tabii. öyle sanmamın nedeni; tiyatro,edebiyat ve bütün bu zırvalıklar üzerine çok şey bilmesiydi. birisi bu konularda pek çok şey biliyorsa, onun aptal olup olmadığını anlayabilmeniz epey zaman alıyor. 

  Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. elinizde olsa da, onları büyük cam vitrinlere koyup oldukları gibi kalmalarını sağlayabilseniz. biliyorum olanaksız bir şey bu; ama yine de fena olmazdı.

  Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir. -Wilhelm Stekel-

  Büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta. ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. ne yapıyorum. uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum, nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor onları yakalıyorum. bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. ben çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. çılgın bir şey bu biliyorum ama yalnızca böyle biri olmak isterdim. biliyorum. bu çılgın bir şey.

   Sakın kimseye bir şey anlatmayın. herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen) - J.D.Salinger

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR
(Gönülçelen)
The Catcher in the Rye
J.D. SALINGER
Çevirmen: Coşkun Yerli
Yapı Kredi Yayınları
Mayıs 2012, 30.Baskı
198 Sayfa

MRW:
     Diğer adı GÖNÜLÇELEN olan bu kitap kült eserler arasında yerini almış bir klasik olmasına rağmen "ahlâk dışı" ve "açık saçık" bulunduğundan ABD'nin birçok tutucu bölgesinde uzun süre yasaklı kalmış hatta hâlâ bazı Amerikan kütüphanelerinde yasaklı kitaplar arasındaymış. Bütün bunlar ve özellikle de ismi ( bence kitabın ismi çok ilgi çekici ve merak uyandırıcı) bu kitabı almamız için yeterli sebeplerdi. Uzun süredir kitaplığımızda bekleyen kitabı okumak istediğimde eşimle küçük bir önce ben okuyacağım hayır ben okuyacağım krizi yaşadık, gördüğünüz gibi ben kazandım :) (Ufff bıraksaydım da o okusaydı keşke..)

    "Modern zamanların başyapıtı" olarak değerlendirilen bu eser beni şok etti desem? Okumaya başladığım ilk sayfalardan beri bu nasıl bir kitap ya nidalarıyla, bunu okumaya devam etsem mi gerçekten düşünceleriyle ve vaktimi kesinlikle boşa harcıyorum hissiyle kitap bitti. Beğenmediğimi söylediğimde eşim çok şaşırdı, bunun klasik bir eser olduğunu ve kitabı o dönemin şartlarında değerlendirmem gerektiğini söyledi, ben de ona sen de oku sonra tartışalım bu gerçekten öyle dönemin şartlarında değerlendirilecek bir kitap değil, cidden çok saçma dedim ama bana inanmadı :) 

   Kitap, Holden Caulfield adlı karakterin 3 gününü, okuldan kovulmasıyla başlayan süreci ve başına gelenleri kendi ağzından anlatıyor. Kayda değer hiçbir şey yok, aksine bolca argo kelime var. (ergenliğin getirileri olsa gerek). Sanırım bu kitabı beğenmeyen bir tek ben varım. İnternetten biraz araştırdım ve inanamadım okuyanların neredeyse %99’u beğenmiş. Bir kitap için kült eser, klasik deyince zaten herkes için akan sular duruyor, herkes beğenmek zorunda hissediyor kendini galiba, kral çıplak diyemiyor kimse...
Kitabın Tanıtımından: 
    "Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'yi bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra." Çavdar Tarlasında Çocuklar, Salinger'in tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. 

25 Nisan 2013 Perşembe

Doğu'dan Uzakta - Amin Maalouf

DOĞU'DAN UZAKTA
Les désorientés
AMIN MAALOUF
Çevirmen: Ali BERKTAY
Yapı Kredi Yayınları
Kasım 2012, 1.Baskı
276 Sayfa


AFD:
Doğu'dan Uzakta Amin Maalouf'un okuduğum ikinci romanı, bugüne kadar okuyacağım kitapları hep kendim seçtim. Fakat bu maceramız Kitap Kardeşliği grubunun seçimiyle başladı. Daha önce de bahsettiğim gibi Kitap Kardeşliği bir kitap okuma grubu, birlikte seçtiğimiz kitabı aynı gün okumaya başlıyoruz, beğendiğimiz bölümleri birbirimizle paylaşıp, kitabın ortasında ve sonunda genel bir tartışma yapıyoruz.

Amin Maalouf'un kitapta da söz ettiği "Eğer ikiniz de kitap okuyanlar alemine aitseniz paylaşılmış bir cennete el ele girmek üzeresiniz demektir." biz bu cenneti eşimle paylaşıyorduk fakat daha fazla kişiyle aynı anda paylaşmanın tadı çok farklı oluyormuş. Genelde bir kitabı eşimle ayrı zaman dilimlerinde okuduğumuz için hatırlayamadığımız bölümler olabiliyordu. Fakat Kitap Kardeşliği'nde aynı anda okunduğundan bu sorun ortadan kalkıyor. Beğenip not aldığın bir bölümü başkalarının da beğenmesi, o bölüm hakkında konuşabilmek, tartışabilmek çok güzel.  Doğu'dan Uzakta Mart kitabıydı, yorum biraz :) gecikti. Kitap Kardeşliği olarak Mayıs ayında Glenn Meade'in Kar Kurdu okunacak, tüm kitapseverleri aramıza bekleriz.

          Biraz da kitaptan bahsedelim, Amin Maalouf çoğu okurun da düşündüğü gibi bu kitapta aslında kendini anlatmış. İç savaş çıktığında ülkesi Lübnan'dan ayrılan Adam'ın bir arkadaşının ölümü üzerine 20 yıl sonra ülkesine, ya da gençliğinin geçtiği ülkeye dönüşü kaleme alınmış. Adam'ın pişmanlıkları, herkesin düşüncesine rağmen doğru adım attığını düşündüğü kararları, ülkesinin iç çatışması, kendi iç çatışması, 20 yıl önce tanıdığı arkadaşları, onların değişen ve değişmeyen görüşleri ve hepsinin mecburi bir şekilde değişime uğrayan hayatları...

            "Kitabı sevdim mi?" sorusuna gelirsek; sonu hariç kitabı sevdim. Kitabın yumuşacık bir anlatımı vardı, hiç zorlamadan Adam'ın dünyasına girebildim. Not aldığım çok bölüm oldu. En beğendiğim bölümlere altı çizilesi kısmında yer verdim. Benim hayat felsefemle örtüşenler ise;

            Umutsuzlukta haklı çıkacağımıza umutta yanılalım.

Din elbette önemli, ama aileden, arkadaşlıktan, sadakatten daha önemli değil. Ahlakın yerine dini geçiren insanların sayısı durmadan artıyor. Sana caiz olandan ve olmayandan, mubahtan ve mekruhtan söz edip sözlerini alıntılarla destekliyorlar. Bence neyin dürüstlüğe veya adaba uygun olduğuyla uğraşsalar daha iyi ederler. Bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyaçları kalmamış gibi davranıyorlar.

Altı Çizilesi: 
   Kaba kuvvetle ilişkiye maruz bırakılan herşey alçalır. Darbeyi indiren de yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar - Simone Weil -

   "Ülken senin için ne yapabilir diye sorma, sen ülken için ne yapabilirsin, onu düşün.' Milyardersen, üstelik kırk üç yaşında ABD başkanı seçilmişsen bunu söylemek kolay! Ama ülkende ne çalışabiliyor, ne tedavi olabiliyor, ne barınabiliyor, ne eğitim alabiliyor, ne özgürce oy kullanabiliyor, ne görüşlerini ifade edebiliyor, ne de sokaklarda dilediğin gibi dolaşabiliyorsan, John F. Kennedy'nin bu meşhur sözü kaç para eder ki? Beş para etmez!

   Önce ülken sana karşı belli taahhütleri yerine getirecek. Orada tüm haklara sahip bir yurttaş olarak görüleceksin, baskıya, ayırımcılığa, hak etmediğin mahrumiyetlere maruz kalmayacaksın. Ülken ve yöneticileri sana bunları sağlamak zorunda, yoksa sen de onlara hiçbir şey borçlu olmazsın. Ne toprağa bağlılık, ne bayrağa saygı. Başın dik yaşayabildiğin ülkeye her şeyini verirsin, her şeyi, hatta hayatını bile feda edersin; ama başın yerde yaşamak zorunda kaldığın ülkeye hiçbir şey vermezsin. İster doğduğun ülke, ister seni kabul eden ülke söz konusu olsun. Yüce gönüllülük yüce gönüllülüğü, umursamazlık umursamazlığı ve aşağılama da aşağılamayı doğurur. Özgür varlıkların anayasası böyledir ve ben de başka bir anayasa tanımıyorum.

   Yargılamıyor muyum yani? Yo, yargılıyorum, tüm vaktimi yargılamakla geçiriyorum. Gözlerini sahte bir dehşet ifadesi içinde açıp ‘’Yoksa beni yargılıyor musunuz?’’diyen insanlara çok kızarım. Tabii ki yargılıyorum sizi, hem de durmadan yargılıyorum. Vicdanı olan her varlık yargılama yükümlülüğüne sahiptir. Ama benim verdiğim hükümler ‘sanıklar’ın varoluşunu etkilemiyor. Takdir ediyor veya takdirimi geri çekiyorum, nezaket ayarı yapıyorum, ek kanıtlar ortaya çıkıncaya kadar dostluğumu askıya alıyorum,uzaklaşıyorum, yakınlaşıyorum, yüz çeviriyorum,cezayı tecil ediyorum, her şeyin üstünden sünger geçiriyorum – veya öyle gibiymiş gibi yapıyorum. Muhataplarımın çoğu bunların farkına bile varmıyorlar.

   Doğu Akdenizli kadim bir bilge,eğer sana yardım eden birisi paranı istemiyorsa,demek ki masraflarını başka bir şekilde çıkarmayı düşünüyor,der.

  Din elbette önemli, ama aileden, arkadaşlıktan, sadakatten daha önemli değil. Ahlakın yerine dini geçiren insanların sayısı durmadan artıyor. Sana caiz olandan ve olmayandan, mubahtan ve mekruhtan söz edip sözlerini alıntılarla destekliyorlar. Bence neyin dürüstlüğe veya adaba uygun olduğuyla uğraşsalar daha iyi ederler. Bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyaçları kalmamış gibi davranıyorlar.

   Eğer ikiniz de kitap okuyanlar alemine aitseniz paylaşılmış bir cennete el ele girmek üzeresiniz demektir.

   Umutsuzlukta haklı çıkacağımıza umutta yanılalım.

   İnsanlar sevdiklerinin yaptıkları konusunda asla tam anlamıyla masum değillerdir.


16 Şubat 2013 Cumartesi

Kitapokusak.com ve Kitap Kardeşliği


   Kitapokusak.com'un bizim blogumuza yaptığı özel indirimden (Burada) ve Kitap Kardeşliği kitap okuma grubundan (Burada) bahsetmiştik .

   Kitap Kardeşliği grubunun ilk kitabı Yüzyıllık Yalnızlık okundu ve tartışıldı. (Burada) Mart ayı kitabı olarak da Amin Maalouf'un Doğu'dan Uzakta adlı kitabı seçildi. Biz de arkadaşlarla "madem bu kadar fazla kişi beraber kitap okuyoruz, neden kitabı indirimli almayalım?" diye düşünerek, kitap satış siteleriyle görüştük. Sağolsunlar en güzel indirimi yine Kitapokusak.com sağladı: Şubat sonuna kadar alan, ilk yüz kişiye %45 ikinci yüz kişiye %42,5 indirim. 22 TL olan kitabımız 12,1 TL'ye gelmiş oldu. Bu fırsatı kaçırmak istemezseniz buradan buyurun. Bu arada son günü yarına uzatılan 40 büyük yayınevinde %40'a varan indirimi de kaçırmayın deriz.

  Biz de bu fırsatları değerlendirerek güzel bir alışveriş yaptık. Kitaplarımıza ek olarak bir de hediye kitap göndermişler (Son Ada) çok teşekkür ederiz.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Aylak Adam - Yusuf Atılgan


AYLAK ADAM
YUSUF KREDİ YAYINLARI
Yapı Kredi Yayınları
Mayıs 2011, 23.Basım
158 Sayfa

AFD:
   Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz, o bilmeden başkaları veriyor. Ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor. (sf: 61) diye düşünen karakterin bir isme sahip olması ne kadar mümkündür ki? Yok, karakterimizin bir ismi yok, sadece "C" diye biliyoruz onu. Peki bu "C" ne yapar? Necidir? Bu sorulara cevabı: "Aylakım ben" "Aylaklık dünyanın en zor işi" oluyor.


   Bir işi, hatta ismi bile olmayan bir karakterin romanı Aylak Adam. İşi yok derken bizim kalıplarımıza göre bir işi yok, oysa o; kimsenin görmediği, farketmediği ayrıntılar üzerine kafa yoran (sokaklara isimlerinin neden verildiğini düşünmek gibi), diğer insanların bu tekdüze hayatta nasıl varolduklarını her an sorgulayan ve gerçek, saf aşkı arayan bir "aylak".

   Biliyorum sizi. Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz. Büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde pakatlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız? (sf:39)

  Babasından kalan evlerin kirasıyla geçinen, paraya değer vermeyen, yalnız "C" için hayat aslında iki kişiliktir. Sürekli bu ikinci kişiyi arıyor, yollarda, tramvayda, vapurda... Bazen bulduğunu sanıyor ve onun için günlerce kahve köşelerinde pinekleyebiliyor. Çok yakınlaşırken aradığına, aslında bulduğunun da; sıradan, "diğer insanlar ne der acaba" diye düşünen, "hayat sadece iki kişiliktir" düşüncesine uymayan bir insan olduğunu görüp, tekrar yollara düşüyor, aramak için... Acaba onu bulabilecek mi?

"Olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı." (s.156)


 Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan "Aylak Adamı mutlaka okunmalı, " "Aylak Adam"ı çok sevdim yok mu bunun gibi karakterler?" diyenler içinde Sabahattin Ali'nin "Kürk Mantolu Madonna"sı ve Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ı ideal olacaktır.

Altı Çizilesi:
 Kitapta çok güzel tespitler, altı çizilecek mükemmel cümleler var. İşte bunlardan bazıları...

Ne yamansınız dökme kalıplarınızla; bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz. (sf:10)

Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu? (sf:11)

Biriniz gitse 'İki Öksüzler Sokağı'nın resmini yapsa ne olur? Hem sokağı, hem dirsekteki 'Ah'ı, hem iki öksüzü bize anlatacak sizler değilmisiniz? Ama çıkamazsınız burdan. Çekinirsiniz. Ya soğuktan, ya sıcaktan, ya da sokağın önüne sehpayı kurduğunuz zaman insanların alayından korkarsınız. Oysa bir başlasanız alışacak hepsi; bir gün yaptığınız resma merakla bakan bir haylaz oğlandan başka kimse görmeyecek sizi. Çekinmeyin... (sf:15)

Doğru, hep başkayız. Ayak bastığımız yer dünyanın merkezi oluyor. Her şey bizim çevremizde dönüyor... (sf:15)

İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi. Düşünüyordu: "Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar." ... "Bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. Kocaman sinemalar yapmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. İyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar..." (sf:18)

Birden kendi kapısını kapamadığı aklına geldi. Hırsız girse bile kitapları çalmazdı. Ötekiler umrunda değildi. (sf:36)

Biliyorum sizi. Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz. Büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde pakatlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız? (sf:39)

Günlerin adı,sürelerince yaşanılan olayların değerine göre değişebilir. Bugün,şimdilik "paltosunu ilk çıkardığı gün"dü,sonra "Güler'i ilk gördüğü gün" olacaktı. (sf:47)

 "Siz anlanamaz, sen anlanır. Bazı kitaplarda sizi seviyorum'u okuyunca gülerim. Sanki siz sevilebilirmiş! Sen sevilir, değil mi?" (s.63)
 
"Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı." (s.109)


"İnsanlar haksızken daha çok bağırır." (s.137)

"İki insan ayrılırken birbirlerinde bir şeyler bırakıyorlardı." (s.142)

2 Şubat 2012 Perşembe

Pal Sokağı Çocukları - Ferenc Molnar

PÂL SOKAĞI ÇOCUKLARI
Orjinal Adı: A Pâl utcai fiûk
FERENC MOLNÂR
Çeviri: Tarık Demirkan
Yapı Kredi Yayınları
Ocak 2010 4.Baskı
241 Sayfa

AFD:
   Herşey bir Edebiyat öğretmeninin, öğrencileriyle beraber bir okul gazetesi çıkarmak istemesiyle başlar. Edebiyat öğretmeni Kornel Rupp gazete için eski öğrencilerinden de yardım ister, bu eski öğrencilerinden biri de gazeteci ve hikaye yazarı olan Ferenc Molnâr'dır. Molnâr öğretmeninin ricasını kırmayarak bir şeyler yazmaya başlar, yazdığı büyük- küçük milyonlarca okuyucuda derin izler bırakan ve tam 5 kez beyazperdeye uyarlanan Pal Sokağı Çocukları'dır.

    Ben okuma alışkanlığımı okul kütüphanesi sayesinde kazandım. Okulumuzun kendi imkanlarıyla oluşturduğu mütevazi kütüphanemizde ne varsa okumak istiyordum ama ne yazık ki kütüphanemizde Pal Sokağı Çocukları yokmuş. Bu yüzden ben Nemecsek'in hissettiklerini onun yaşlarında okuyamadım. Uzun süredir okunacaklar listemde olan kitapı çok beğenerek okudum.

   Hangimiz, henüz kendimizi bile tanımazken ufacık boyumuzla bir arsa, küçük bir kum tepesi ya da bir futbol sahası için savaşmamıştır. Kitap beni o yıllara götürdü. O saf duygularımıza geri döndüm, hiç bir şeyin önemi yoktu o yıllarda, küçük bir kum tepesi kadar. Okul çıkışından akşam ezanına kadar olan sürede o kum tepesi bizim tek değerli varlığımızdı. Bizim kum torbalarımız yoktu fakat tüftüflerimiz ve tahta kılıçlarımız vardı, adı Nemecsek olan bir arkadaşımız da yoktu ama hepimizin içinde biraz Nemecsek, biraz Boka hatta biraz da Feri Âts vardı.

   Kitapta Nemecsek ve arkadaşları ile Kızıl gömleklilerin bir arsa için olan savaşını konu alıyor. Savaşta bile olsalar, güçsüzü korumayı, cesurluğu alkışlamayı bilen, kuralları olan çocuklardı onlar. Nemecsek'in kendini adamışlığı ve cesareti, Boka'nın kurnazlığı, Pâsztor kardeşlerinin hırsı ve Feri Ârts'ın onurlu duruşu....

   Her yaşta okunabilecek bir kitap, özellikle ilköğretim öğrencilerine okutturulmalı. Bir öğrenci için hediye edilebilecek en güzel kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. 
   
  
   Kitabın geçtiği Pâl Sokağına yapılan Pâl Sokağı Çocukları anıtı...

Pal Sokağı Çocukları - Ferenc Molnar (Okur Testi)

Pal Sokağı Çocukları - Ferenc Molnâr
Okur Testi
  

Herkese İyi Eğlenceler...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...