Okuma Grubu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okuma Grubu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2014 Pazar

Semaver - Sait Faik Abasıyanık

SEMAVER
SAİT FAİK ABASIYANIK
Yapı Kredi Yayınları
Haziran 2009, 26. Baskı
(İlk Basım: 1936)
105 Sayfa

AFD:
  Semaver Kitap Kardeşliği okuma grubumuzun Kasım ayı kitabı olarak seçildi. Ben de bu vesile ile ilk defa Sait Faik okumuş oldum.

  Bugüne kadar nasıl Sait Faik okumamışım. :( Hikayelerini ne kadar içten ve sıcak bir dille anlatmış.  Kitap hemen bitmesin diye arada başka kitaplar okudum.

  Kitap toplam 19 hikayeden oluşuyor. Bu hikayeler sıradan insanların sıcacık ve insanın yüreğine işleyen hikayeleri. Benim en sevdiğim hikayeler ise; hüznü insanın yüreğini yakan Semaver, öksüz ve yetim Trifon'un hayallerini taşıyan Stelyanos Hrisopulos Gemisi ve on beş yaşındaki hırsızın hazin hikayesi İpekli Mendil oldu.

  Kitaplığımızda Sait Faik kitaplarının yeri şimdiden hazırlandı bile, bu büyük yazarın tüm kitaplarını kesinlikle okumak istiyorum. 

Altı Çizilesi:
  Mesutları çok az bir mahallenin çocukları değil miydiler?

  ...Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar, ne zevksiz mahluklardı.

  ...Dediğim köy evine vardığımız zaman atlarımızı ufak, oya gibi bir köy çocuğu aldı. Kasketinin kenarına sokulmuş karanfile baktığımı sandığı için çiçeği bana verdi. Halbuki ben onun, ıslak saman rengi gözlerine, yüzünün aynı renkteki derisine bakmıştım. Kim bilir karanfili bana, belki de onları veremeyeceği için vermişti.

  Bu yeşil, sarı, lacivert bayrak sizin bayrağınız. Komşu kabilenin bayrağı aynı renkte, aynı şekilde fakat üzerinde dokuz yıldız var.
  Onun için mi boğazlaşıyorsunuz? Kavgadan evvel evlerinde yemek yediğin, başı sana dokunduğu zaman yaşadığını hissettiğin çocuğu bu dokuz yıldız için mi öldüreceksin?

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Deliduman - Emrah Serbes

DELİDUMAN
EMRAH SERBES
İletişim Yayınları
2014, 1. Baskı
352 Sayfa

AFD:
    Deliduman Emrah Serbes'in okuduğum ikinci kitabı, ilki Erken Kaybedenler'di. Erken Kaybedenler, hayata 1-0 yenik başlamış erkek çocuklarının hikayeleriydi. Deliduman'a ise kısaca; Erken Kaybedenler'in roman versiyonu diyebiliriz. Bu kitabı da yine Kitap Kardeşliği okuma grubumuz ile birlikte okudum.

      Deliduman'da, Erken Kaybedenler Kulübü üyelerinden biri olan Kıyıdereli Çağlar'ın hikayesi anlatılıyor. Anne, baba ayrılmış, annenin yanında kalan Çağlar, kardeşi Çiğdem, nasıl Belediye Başkanı seçildiğine şaşılan sorunlu dayısı Altan Bey ve arkadaşı Mikrop Cengiz'in hikayesi...

    Çağlar erken kaybetmenin verdiği "Daha da ne kaybedebilirim ki?" özgüveniyle yaşayan bir gençtir. Hayattaki tek büyük düşkünlüğü ise kızkardeşi Çiğdem'dir. Onun için dünya Çiğdem'dir, hatta dünya Çiğdem'in etrafında dönmelidir. Çiğdem'in ise en büyük arzusu ünlü olmaktır. Çağlar, dayısı ve arkadaşı Mikrop Cengiz Çiğdem'in bu arzusunu yerine getirmek için ellerinden geleni yaparlar. Çiğdem'in ünlü olma sevdası, o sıralar patlak veren Gezi olaylarında TOMA'ların önünde dans edecek kadar gözünü dönmüştür. Bu sevda ile kahramanlarımız soluğu Gezi olaylarında alırlar...

       Gelelim "Tavsiye eder miyim?" kısmına: Ben açıkçası kitabı beğenmedim. Erken Kaybedenler'in her hikayesindeki baş karakterleri çok sevmiştim. Çağlar'da bunlar gibi bir karakter ama o, Erken Kaybedenler hikayelerindeki tadı alamadım diyebilirim. Beğenmememin asıl sebebi ise; Emrah Serbes'in "içinde Gezi olaylarının geçtiği bir kitap yazmalıyım" diyerek çok beğenilen Erken Kaybedenler karakterlerine benzer bir karakter ile Gezi olayını birleştirip bu şekilde bu kitabı yazdığını düşünmemdir. Daha önce içinde Gezi olayları da geçen Ahmet Ümit'in Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ni okumuş ve bu olayların kitaba işlenişini  daha çok beğenmiştim. Emrah Serbes'in Gezi olaylarında sessiz kalmayıp tavrını belli etmesi, hakkını araması çok ayrı bir yerdedir benim için fakat bana göre bu kitabı kelimenin tam anlamıyla "zorlama" olmuş.

 Altı Çizilesi:
   Gözde hoca benim kız arkadaşım olsaydı mesela, her gün böyle birkaç saat karşılıklı oturmak isterdim onunla, sessizce, özgürce bakabilirdim ona o zaman, derdim ki gerçekten bana hitap eden bir kız arkadaşım var, çok şanslı bir herifim. Bunu ona söylemezdim tabii, kadınlara böyle şeyler söylersen seni terk ederler. ‘Bana yeterince hitap etmiyorsun,’ demek gerekir kadınlara, ‘şişmansın az ye,’ demek gerekir kırk beş kilo bile olsalar, ‘bu aralar biraz yalnızlığa ihtiyacım var lütfen üstüme gelme,’ demek gerekir, ‘ama sen benim ideallerime mani oluyorsun buna hakkın yok,’ demek gerekir, ‘ne yapayım elimde değil annemi yine çok özledim,’ demek gerekir. O zaman sana aşık olurlar. Sende aşık olunacak bir şey kalmadığında, imkansız aşkı yaşamak için.

     Mutfaktan çıktım, akşam havasını çektim içime, sanki böyle bir şeyler yanmış da hoş bir koku bırakmış gibiydi arkasında, derin bir nefes aldım. Şeytan diyordu ki vefasızın birine âşık ol o tatlı havada, ondan sonra da kollarını göğsünde kavuşturup hayatını bombok edişini seyret bir kenardan.

     Gururu çıkartırsan insandan ne kalır! Haysiyeti çıkarırsan ne kalır?

    ...Sonra biri "Orsa" diye seslenince koşar adım gitti. Arkasından dikkatle baktım, kızı güzel doğan ilk iş olarak cins bir isim aramaya başlıyor, medeni kanunun yazılı olmayan maddelerinden biri buymuş gibi, buluyor sonra o ismi, gidiyor nüfus dairesine, nüfus memuru anlamamış gibi bakıyor yüzüne, nasıl anlamazsın diyor, çok basit, alıyor nüfus kağıdını, sıkıntısını biz çekiyoruz senelerce, umrunda değil adamın, çok mutlu o, kızını herkes seviyor, ismi yüzünden zannediyor. 

   Sokakta çocuk mu unutulur lan, İngiliz misin sen! Bu ne soğukkanlılık böyle! Bunun nesi komik! Hepsinin yanında niye gülüp durdun, beni unutmak çok komik bir şeymiş gibi niye gülüp durdun? Ne söylediğini hatırlıyor musun? Beni unutmanla alakalı ne söyledin o gün, hatırlıyor musun?
   Yüzünü dikkatle inceledim. Belki hatırlar diye ne söylediğini. Hatırlamıyordu. Hatırlayamazdı.
   "Ne söyledim?" diye sordu.
   Birden sıkıntılı bir sessizlik ihtiyacı kapladı içimi, bütün bu kavga anlamsız gelmeye başlamıştı, "Boş ver," dedim. "Artık ne önemi var ki ne söylediğinin. Senin teleskopla baktığın günlere ben mikroskopla baktım. Senin hatırlayamadıklarını ben unutmayacağım...."

  Ömrümüzü yaptığımız yanlışlardan geri dönmekle harcamıştık ama hayatı hala ilerlenecek bir şey olarak görüyorduk. İnsandık çünkü biz, budalaca zaferlerimiz vardı hiçbir işe yaramayan ve bilgece yenilgilerimiz vardı bizi birbirimize daha sıkı bağlayan, umutsuzca kederle bağlayan bizi birbirimize. Kendi içimizde sessiz ve korkunç mücadeleler vermiştik, kendi iç savaşlarımızın gazisiydik hepimiz, kendimize yenilip kabul etmiştik kendimizi ve kendimize boyun eğmiştik ve şimdi kimseye boyun eğmeyecektik!”

21 Haziran 2014 Cumartesi

Germinal - Emile Zola

GERMINAL
Orjinal Adı: Germinal
EMILE ZOLA
Çevirmen: Volkan YALÇINTOKLU
Can Yayınları
Şubat 2011, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 1885
614 Sayfa

AFD:
   13 Mayıs 2014 günü Soma'da kelimenin tam manasıyla bir facia yaşandı. Madende çıkan yangında 301 işçimiz şehit oldu. Kimilerinin para için , kimilerinin rant için, kimilerinin ise bedava kömür dağıtabilmek için göz yumduğu bütün yanlışlara/eksikliklere rağmen o maden işletiliyordu ve bundan sonra da işletilmeye devam edecek. 19 yıldır imzalayamadığımız Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 176 numaralı "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi"nde zorunlu olan Kaçış Odaları bu madende de olsaydı belki hiçbir kardeşimiz bu facida can vermeyecekti, biz de bu olayı bir facia olarak görmeyecek, şirket sahiplerini bu kaçış odalarını temin ettikleri için tebrik edecektik. Fakat biz Türkiye'de yaşıyoruz, kiminin koluna taktığı saatin ya da kiminin çocuğuna aldığı geminin, eğer ödüyorlarsa vergisinden bile ucuz olan yaşam odaları maalesef Türkiye'de bulunan çoğu madende yok. Ve sırf muhalefetten geldi diye içeriğine bile bakılmadan yasa önerileri mecliste reddedilmeye devam ediliyor...

   Her zaman birlikte okumaktan keyif aldığım Kitap Kardeşliği okuma grubum bu olaydan sonra Emile Zola'nın Fransa'da 1860'larda yaşayan madencilerin hayatını anlattığı Germinal isimli kitabını okumayı önerdi. Ben de bu acı olayların arifesinde Germinal ile tanışmış oldum.

    1860'larda yaşananların geçen ay Soma'da yaşadıklarımız ile çok da bir farkı yok aslında. Aşağıda alıntıladığım bölüm işin özeti aslında.

   ...Ah! Elbette ki, o ve ailesi madende kazma sallamaya dün başlamamışlardı! Aile, Montsou Kömür İşletmesi kurulduğundan beri yani yüz altı yıldır burada çalışıyordu. Dedesi Guillaume Maheu daha on beş yaşında bir yumurcakken Requillart'da ana damarlardan birini bulmuştu, burası işletmenin ilk maden ocağıydı, Fauvelle şeker fabrikasının yanında bulunan bu eski ocak bugün terk edilmiş durumdaydı. Maden damarı, dedesinin ismine ithafen Guillaume damarı olarak anıldığı için tüm yöre halkı bu keşiften haberdardı. İhtiyar, söylendiğine göre irikıyım, çok güçlü bir adam olan ve altmışında eceliyle ölen dedesini tanımamıştı. Sonra, Kızıl lakaplı babası Nicolas Maheu, daha kırk yaşında var yokken, o sırada hala kazılmakta olan Voreux madeninde meydana gelen bir göçüğün altında kalmıştı: Bedeni yamyassı olmuş, kayalar kanını içip kemiklerini un ufak etmişti. İki amcası ve üç kardeşi de aynı madende can vermişlerdi. Kendisi, Vincent Maheu, yalnızca bacaklarındaki rahatsızlıkla madenden tek parça halinde çıktığı için işini bilen bir adam olarak kabul ediliyordu. Zaten başka ne yapabilirlerdi ki? Çalışmak gerekiyordu. Bu iş diğer zanaatlarda olduğu gibi babadan oğula geçiyordu. Şimdi de karşıdaki madenci mahallesinde yaşayan oğlu Toussaint Maheu, torunları ve tüm akrabaları madende kazma sallayarak ömür tüketiyorlardı. Yüz altı yıl boyunca dededen toruna hep aynı patron için, çalışmak ha?...

    Soma'da yaşanan faciadan 1 hafta sonra sağ olarak kurtulan madencilere işbaşı yapmaları için mesaj gönderiliyor. Çünkü ocaklar çalışmadıkça zarar ediyor. Bu mesajı atanlara, attıranlara ölen 301 kişi bir iş kazası olarak görülüyor, çünkü "bu işin fıtratında var" diye yol gösteriyor küçük akıllılara, büyükler!... Daha eşinin cenazesini toprağa yeni teslim etmiş anne, "oğlum babasının yerine işe girecek" diye bir cümle kurmak zorunda kalıyor... Geçim derdi... "Sizi zorla mı soktuk madene" diyor patavatsızın biri, oysa o işçilerin derdi sadece can güvenliklerinin sağlanması yoksa mecburlar, yine girecekler babalarını, kardeşlerini kaybettikleri o madene, o ölüm çukuruna...

      Germinal, Emile Zola'nın en iyi eserlerinden biri olarak anılıyor. Benim ilk Zola okumam oldu ve ben de Zola'nın anlatımını çok beğendim.  Bir madenci mahallesinde yaşanılan hayatta kalma mücadelesini tüm çıplaklığıyla anlatmış bize Zola. 1860'larda geçen hikaye aslında ne kadar da tanıdık, ne kadar da yakınmış bize...

     Soma'da yaşanılanlar tüm dünyada yankılandı ama artık unutulmaya başlandı, yavaş yavaş gündemden düşüyor. Büyüklerimizin! verdiği sözler işlerine geldiği gibi değiştirildi, değiştirilemeyenler ise unutuldu. Biz unutmayalım, okuyalım, bilinçlenelim ve vicdan sahibi bireyler yetiştirelim...


Altı Çizilesi:
   Adalet istemenin karşılığı bunca acı mı olmalıydı?

   ...Ah! O alçak askerlerden biri göğsüme bir kurşun sıksa, ne onurlu bir son olurdu benim için!
   Yenik düşenlerin gizli arzusunu, kederlerinden sonsuza dek kurtulmak üzere ölüme sığınma isteklerini dile getiren bu haykırışla gözleri dolmuştu.


9 Mayıs 2014 Cuma

Mrs. Dalloway - Virginia Woolf

MRS. DALLOWAY
Orjinal Adı: Mrs. Dalloway
VIRGINIA WOOLF
Çevirmen: İlknur ÖZDEMİR
Kırmızı Kedi Yayınları
Kasım 2013, 4. Baskı
Orijinal İlk Basım: 1925
208 Sayfa


AFD:
   Mrs. Dalloway okuduğum ilk Virginia Woolf kitabı. Daha önce askerlik vazifemi yaparken Woolf'un Deniz Feneri adlı kitabına başlamış fakat Woolf'un anlatım tarzı yüzünden çok fazla sayfa okuyamadan kitabı aldığım hızla kütüphaneye iade etmiş ve daha sonra tekrar Virginia Woolf kitabı okuyacağıma dair kendime söz vermiştim. Her zaman kendim ya da herhangi biri aslında güzel olarak nitelendirilen bir kitabı sevmediğinde o kitap için doğru zamanın gelmediğini düşünür/söylerdim. Kitap Kardeşliği'nde ayın kitabı olarak Mrs. Dalloway seçilince yeniden Virginia Woolf ile buluşmuş oldum. Benim için aslında, Deniz Feneri'ni okumaya çalıştığım o günden bu güne çok fazla bir değişiklik olmamış.   Yine ilk sayfalarda çok sıkıldım, fakat bu sefer kitabı okurken rahatsız edilmeyeceğim zaman dilimleri yakalayabildiğimden ve  kendime verdiğim sözü tutmak istediğimden azmettim ve kitabı bitirmeyi başardım.

    Virginia Woolf'un bu kitapta kullandığı tekniğe "Bilinç Akışı Tekniği" deniliyormuş. Bilinç Akışı Tekniği : kitapta bulunan karakterlerin tüm düşüncelerinin yazıya aktarılmasıdır. Ben bu tekniğin Mrs. Dalloway'de nasıl işlendiğine dair şöyle bir örnek verebilirim: Örnek olayımın özeti şu; Bir caddeden bir adam karşıdan karşıya geçmektedir, Woolf bunu "Adam karşıdan karşıya geçti" demek yerine, Adam (Adamın nereden gelip nereye gittiği, aslında nereye gitmek istediği, adamın düşündükleri, adamı gören birkaç kişinin o anda yaptıkları ve düşündükleri, adamı görmeyen bir çiftin o anda arasında konuştukları ve konuştukları haricinde kendi iç dünyasında düşündükleri, adamın karşıdan karşıya geçerken ona yaklaşmakta olan şoförün evde eşiyle yaptığı tartışma hakkında düşündükleri ve benzerlerini; tireler, iki noktalar, üç noktalar, noktalı virgüller, noktasız virgüller vb'lerini de kullanarak ) karşıdan karşıya geçti. şeklinde anlatmayı tercih ediyor. Bu yüzden de kitabı okumak, anlamak oldukça zorlaşıyor. Kitabın ilk 30 sayfasında yaşanan bu büyük karmaşa diğer sayfalarda azalıyor. Bana göre ilk 30 sayfadan sonra kitap daha bir kolay okunuyor.

   Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı da Bilinç Akışı Tekniği ile yazılmış kitaplar sınıfına giriyormuş. Ben bu iki kitabı okurken Mrs. Dalloway'ın ilk 30 sayfasında zorlandığım kadar zorlanmamıştım. Hatta zorlanmaktan ziyade benim için okuması çok keyifli olan kitaplardı.

   Mrs. Dalloway'i okumadan önce araştırdığımda tüm tanıtım yazılarında özetle; "Akşama bir parti verecek olan Mrs. Dalloway'in bir günü anlatılmıştır"cümlesini okuyup, daha önce yaşadığım Deniz Feneri okuma denememin de etkisiyle,  kitaptan daha fazla korkmaya başlamıştım. Oysa Woolf bu kitabında sadece Mrs. Dalloway'ın bir gününe değil, Mrs Dalloway'le aynı şehirde yaşamaktan başka hiç bir ortak bağı olmayan Septimus ve Rezia'nın, Mrs. Dalloway'in kocası Richard Dalloway'in, eski aşkı Peter Walsh'ın, eski yakın arkadaşı Sally'nin, kızı Elizabeth'in ve kızının öğretmeni Mrs. Kilman gibi bir çok karakterin de hayatına değinmiştir.

   Kitap hakkında iki ufak not daha paylaşayım; Virginia Woolf, Mrs. Dalloway'i 1925 yılında yazmış olmasına rağmen basılmadan önce 3 kez tekrar yazmış ve kitaba "Saatler" ismini vermeyi düşünse de son olarak Mrs. Dalloway'de karar kılmış. Fakat o vazgeçtiği isim yıllar sonra Michael Cunningam tarafından yazılan ve içinde Virginia Woolf'un da hayat hikayesine değinilen bir romana verilmiş. Bu kitabın filmi de çekilmiş ve Virginia Woolf'u Nicole Kidman canlandırmıştır.

   Gelelim "Kitabı tavsiye eder miyim?" kısmına: Virginia Woolf'un sonunda bir kitabını okuduğum için oldukça mutluyum, aslında ilk 30 sayfa dışında kitap akıcı bile sayılabilirdi fakat bir daha Virginia Woolf okur muyum?... Biraz zor gibi. Yani bu kitap son sayfayı çevirdiğimde bende "Mutlaka Woolf'un diğer kitaplarını da okumalıyım" diye bir duygu yaşatmadı. Kitabı okuyacaklara tavsiyem, sürekli tekrarladığım gibi ilk 30 sayfada dişlerini sıkmaları. :)


   Altı Çizilesi kısmında sadece bir paragrafa yer vereceğim. 1920'lerin İngiltere'sindeki düşünce ile günümüz Türkiye'sindeki düşünememenin kıyaslanabilmesi adına çok güzel bir örnek:

    Uygarlığın zaferlerinden biri, diye düşündü Peter Walsh, ambülansın ince, tiz sireni duyulurken, uygarlığın zaferlerinden biri. Hızla hastaneye doğru yol aldı bembeyaz ambülans, zavallının birini gecikmeden, insana yakışır bir şekilde almış olmalıydı; başına bir darbe alan biriydi belki, ya da hastalığın çökerttiği biri, bir-iki dakika önce şu kavşaklardan birinde araba çarpmış biride olabilirdi, herkesin başına gelebileceği gibi. Uygarlıktı bu. Londra'daki bu beceriklilik, örgütlenme ve dayanışma Doğu'dan döndüğünde dikkatini çekmişti. Bütün arabalar kendiliğinden yol veriyordu ambülansa geçmesi için. Belki de marazi bir şeydi bu; içinde zavallı birini taşıyan bu ambülansa gösterilen saygı dokunmuyor muydu insana - telaşla evlerine koşturan adamlar yanlarından ambülans geçerken karılarını akıllarına getiriyorlardı ya da başında bir doktor ve hemşireyle orada uzanmış yatan kişinin pekâlâ kendileri de olabileceğini düşünüyorlardı...

14 Mart 2014 Cuma

24 Saat Açık Kitapçının Sırrı - Robin Sloan

24 SAAT AÇIK KİTAPÇININ SIRRI
Özgün Adı: Mr. Penumbra's 24-Hour Bookstore
ROBIN SLOAN
Çevirmen: Zeynep YEDİERLER
Trend Yayınevi
Eylül 2013, 1. Baskı
(Orijinal İlk Basım 2012)
296 Sayfa


AFD:
     24 Saat Açık Kitapçının Sırrı, her ay severek birlikte kitap okuduğum sanal okuma grubu Kitap Kardeşliği'nin Mart ayı kitabıydı. Adını ilk duyduğum andan itibaren merak ettiğim bir kitaptı. "24 Saat Açık Kitapçı" tabiri bile hangi kitapseverin ilgisini çekmez ki? Ya da hangi kitapsever böyle bir kitapçı işletmek istemez ki?

     Kitabın yayıncısı, yeni bir yayınevi olan Trend Yayınevi. İlk defa bir kitabını okudum. Kitabın çevirisini ve kalitesini beğendim, her şeyden önce yayınevinin okuruna olan tutumunu çok beğendim. Kitap Kardeşliği'ne yaptıkları destek olsun, kendi adıma sorduğum sorulara ilgiyle verdikleri cevaplar olsun, Trend Yayınevi benim "iyi yayınevleri" tanımlamama girdi. Yayınevini sadece kitabın kapağı konusunda eleştirebilirim. 

thesavvyreader.ca
    Yukarıda bulunan orijinal ve ödüllü kapak tasarımını çok beğendim ve kitaba çok uygun buldum. Kapak ışıklı ortamda sol tarafta görüldüğü şekildeyken, karanlık ortamda ise sağ taraftaki fosforlu görünüme bürünüyor. Kitabı okuyunca neden bu kapağı daha çok beğendiğimi anlayacaksınız. Belki bu kapak tasarımı kitabın fiyatını çok fazla arttıracaktır diye tercih edilmemiştir ama yanda bulunan kapak gibi kitabın içeriğine daha uygun bir tasarım da seçilebilirdi.

     Yıllar önce N.H.Kleinbaum'un "Ölü Ozanlar Derneği" ile anlamı "Anı Yaşa" olan "Carpe Diem" felsefesiyle tanışmıştık. Bu kitap ile de "Festina Lente" felsefesiyle tanışıyoruz. Anlamı "Yavaşça acele et! Ne fırsatları kaçıracak kadar tez canlı ol, ne de fırsatları kaçıracak kadar yavaş." Ben bu felsefeyi de Carpe Diem kadar sevdim ve benimsedim. Bazen kitaptan aldığınız bir cümle bile kitabı sevdirir ya, benim için de bu cümle öyle bir cümleydi fakat kitabımızda bu cümlenin yanında çok gizemli bir serüven de var.

  Kitabımız, kahramanımız Clay'ın iş arama serüveninde  Penumbra'nın Kitapçısı'nda iş bulmasıyla hareketleniyor.  Bu kitapçının ilk bakışta diğer kitapçılardan "24 saat açık" olmasının dışında bir farkı yoktur fakat Penumbra, Clay'den her gelen müşteriyi kılık kıyafetinden ruh haline kadar ayrıntılı olarak deftere kaydetmesini istemesi, bizi değişik olayların beklediğini gösteriyor.

  Clay'ın nöbeti gece 12'den sabah 8'e kadardır. Bu saatlerde çok fazla müşteri olmaz, o nadir gelen müşteriler ise telaşlı ve bir an önce kitaba ulaşmaya çabalayan kişilerdir. Penumbra Clay'den bir şey daha istemektedir, kitapçının arka raflarında bulunan kitapları incelememesini. Bu kitaplar o telaşlı müşterilerin istediği kitaplardır. Ve tabii ki her yasak, merakı da yanında getirir...

   Penumbra'nın incelememesini istediği kitaplarda neler vardır? Niye bazı müşteriler büyük bir telaşla o gizemli kitapları istemektedir? Neden tüm müşteriler bu kadar ayrıntılı olarak deftere işlenmelidir? ve dükkanda çok fazla bir satış olmamasına rağmen dükkan nasıl ayakta durmaktadır?

    Tabii ki tüm soruların cevapları kitabın satır aralarında gizli. Söylemem gereken "24 Saat Açık Kitapçı'nın Sırrı"nda bizi sırlarla dolu bir geçmiş ve bu sırları çözmeye çalışan bunun için günümüz teknolojilerini de devreye sokan Clay ve arkadaşlarının gizemli ve sürükleyici macerası beklemektedir. 

Clay ve Penumbra'nın Kitapçısı'nın bir çizimi. Bence çok başarılı.
slate.com
     
---------Kitabı henüz okumamış olanlar lütfen bu bölümü okumasın.--------
   Kitabı okuduktan sonra, anlatılan olayların ne kadarı gerçek diye biraz araştırma yaptım. Çok net bilgiler bulamadım. Sağolsun Trend Yayınevi'nden Elif Hanım'ın sayesinde yazarımızla irtibata geçip bir kaç soruma cevap almış oldum.

en.wikipedia.org
  Öncelikle kitabımız gerçek bir hikaye değilmiş. Kullanılan teknolojik ürünler hariç gerisi kurguymuş. Tabii bir de Aldus Manutius'un gerçekten yaşamış olması ve matbaacılık ile uğraşması dışında. 

  Evet Aldus Manutius gerçek bir karakter, Yunanca ve Latince eserlerin herkes tarafından rahatlıkla okunabilmesi ve ulaşılabilmesi adına Venedik'te bir basımevi kurmuş ve o dönemin uzmanlarıyla birlikte seçtikleri değerli eserleri yayınlamıştır. Aldino olarak da bilinen italik yazı sitilini de onun bulduğu bilinmektedir. Kurduğu yayınevinin ismi Aldine ve simgesi ise kitabımızda da bölüm aralarında kullanılan "Festina Lente"nin simgesidir.
Aldine Yayınevi simgesi "Festina Lente"
commons.wikimedia.org







   Aldus Manutius karakteri gerçek olsa da, ardından kitaptaki gibi herhangi bir şifreli kitap/metin bırakmamış. Manutius ile beraber bir isim daha dikkatimizi çekiyor; Griffo Gerritszoon. Gerritszoon gerçek hayatta yaşamış Francesco Griffo'ya istinaden yazılmış ama tamamen aynı kişi değilmiş, yazarımız birkaç detayı değiştirmiş. Gerritszoon yazı tipi ise gerçek hayatta kitap basımında sıklıkla kullanılan Garamond olabilirmiş.

  Kitapta benim dikkatimi çeken son isim ise "Ejderha Şarkısı Günceleri" yazarı Clark Moffat. Araştırmalarımda Clark Moffat isimli bir yazar ve "Ejderha Şarkısı Günceleri" adı altında bir seri bulamadım. Bir site Robin Sloan'ın iki kitap serisinden etkilenerek böyle bir kurgu kullandığını söylüyor. Biri Margaret Weis ve Tracy Hickman'ın Ejderha Mızrağı Destanı diğeri ise Lloyd Alexander'ın Pryadin Günlükleri.



Altı Çizilesi:
   Tek bildiğim, insanlar belli bir yaşı geçtiğinde bazı şeyleri neden yaptıklarını sormamamız gerektiği.

   "Senin yaşındakilerin hâlâ kitap okuduğunu bilmiyordum" diyor Penubra, bir kaşını kaldırıp. "Her şeyi cep telefonlarından okuduklarına dair bir izlenime kapılmıştım." 
    "Bu herkes için geçerli değil. Hâlâ kitap kokusu seven bir sürü insan var."
    "Kitap kokusu!" diye tekrar ediyor Penumbra "İşte insanlar bunu söylediğinde akan sular durur. 
   
   Corvina ve Penumbra bir zamanlar çok yakın arkadaşmışlar, bunu ispatlayan fotoğrafı gördüm. Demek ki, o zman Corvina çok farklı bir insandı. Acaba hangi aşamada böyle oluyor?  Hangi aşamada artık o kişiye yeni bir isim, bir kimlik yakıştırılıyor. Üzgünüm, siz artık Corvina değilsiniz. Corvina 2.0'sınız.

    "Özenle yaratılmayan ve içinde dostluk barındırmayan hiçbir şey ölümsüz olamaz"

21 Aralık 2013 Cumartesi

Kitap Kardeşliği Ocak Ayında Nar Ağacı Okuyor

AFD:

   Blogumuzda sık sık bahsettiğimiz Kitap Kardeşliği Ocak ayında Nazan Bekiroğlu'nun kitabı olan Nar Ağacı'nı okuyor. Eşim okumuş ve beğenmişti. Sıra bende. Kitap Kardeşliği okuma grubuyla okumak ayrı bir zevk, Nazan Bekiroğlu'nun ilk defa bir kitabını okuyacak olmak ise ayrı bir heyecan benim için.

   Siz de bu okumaya katılabilirsiniz. Aşağıda bulunan sosyal medya kanallarından herhangi biriyle Nar Ağacı okumasına katılacağınızı bildirmeniz yeterli.

Instagram: www.instagram.com/kitapkardesligi
Facebook: www.goo.gl/7f6iJ

21 Kasım 2013 Perşembe

Kitap Kardeşliği


AFD:
    Kitap Kardeşliği'ni hala duymayanınız var mı? Ben hiç duymamışsınız gibi bahsedeyim. Bu yılın Şubat ayında 3 kişinin birlikte aynı kitabı okumasıyla başlayan serüven, çığ gibi büyüdü. Her ay, oylamayla seçilen bir kitabı 100'den fazla kişiyle birlikte okuyor, beğendiğimiz bölümleri birbirimizle paylaşıyor ve kitap hakkında konuşuyoruz. Hani şu yabancı filmlerde sıkça gördüğümüz kitap okuma grupları gibi. :).

     Bu yazıyı yazmak için özellikle bu ayı seçmemin nedeni ise Aralık ayında okuyacağımız birbirinden güzel iki kitaptan sizleri haberdar etmektir. Aralık'ın birinde Sabahattin Ali'den Kürk Mantolu Madonna ve Antoine De Saint-Exupery'den Küçük Prens'i okuyoruz. 

     Siz de bu güzel duyguyu bizimle birlikte yaşamak isterseniz yapmanız gereken tek şey aşağıda vermiş olduğum adreslerden birine Aralık ayı yapılacak olan okumaya katılacağınıza dair yorum bırakarak ayın birini sabırsızlıkla beklemek. 

     İki kitap da, bir çoğumuzun daha önce okuduğu eserler olabilir. Fakat böyle bir deneyimle okumanın zevki çok daha başka. Hem bu ay çocuğunuzla bile birlikte katılabilirsiniz. Zira Küçük Prens hem büyüklerin hem de küçüklerin zevkle okuyabileceği bir eser. Şu an bildiğim, 9 yaşında bir kardeşimiz de  bize annesiyle birlikte eşlik edecek. Sizler de aynı keyfi yaşamak istemez misiniz?

      Bu ayın okumalarına katılmak ve Kitap Kardeşliği'ni takip etmek için;
instagram: kitapkardesligi


Instagram: http://instagram.com/p/gyBd4Xr5Eq/ (Yoğun olarak instagram kullanılıyor)


17 Eylül 2013 Salı

Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ
AHMET HAMDİ TANPINAR
Dergah Yayınları
Ekim 2011, 16. Baskı
395 Sayfa

AFD:
   Uzun zamandır okumak istediğim Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü Kitap Kardeşliği grubuyla birlikte Temmuz ayında okuma fırsatı buldum. Bu kitap Ahmet Hamdi Tanpınar ile de ilk tanışma kitabım oldu.

   Öncelikle Ahmet Hamdi Tanpınar kitabı 1950'li yıllarda yazdığı için, Tanpınar'ın ustalıkla kullandığı kelimelerden çoğu günümüz Türkçesinde kullanılmıyor. Bu yüzden kitabı okurken bir sözlüğe ihtiyacımız oluyor. Bu sözlüğü de severek takip ettiğim Ebediyen Edebiyat blogu bizler için hazırlamış:http://ebediyenedebiyat.blogspot.com/2012/07/saatleri-ayarlama-enstitusu-ahmet-hamdi_21.html Bu sözlük yardımıyla okumak, her cümleyi tadında anlamak adına çok daha uygun.

    Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün yıllar önce yazıldığını bilmesem, günümüz bürokrasisine çok güzel bir eleştiri getiren modern bir kitap derdim. Demek ki yıllar geçmiş ama bürokrasimizde çok fazla bir değişim olmamış. Bu yüzden Saatleri Ayarlama Enstitüsü yıllar boyunca güncelliğini koruyarak hep okunması tavsiye edilen kitaplar arasında yerini almış diye düşünüyorum.

   Kitap başlar başlamaz sardı beni fakat İspirtizma (Ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün bulunduğuna inanan görüş ve bu maksatla yapılan tecrübeler) Cemiyeti'nden bahsedilen bölümlerde sıkılmaya başladım ta ki Halit Ayarcı ortaya çıkıp Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü hayata geçirme çabalarına başlayana dek.

     Baş karakterimiz Hayri İrdal tamamen silik bir karakterdir, rüzgar ne taraftan eserse o tarafa yönelen, kendi ayaklarının üzerinde duramayan, geçmişin izlerini boynunda bir yük gibi taşıyan, en önemlisi kendi ayaklarının üzerinde duramayan bir karakterdir. Bu özelliklerin çoğu Halit Ayarcı'yla tanışmasıyla tamamen değişir. Halit Ayarcı ise inandığı her şeyi yapabilen ya da yapmış gibi gösteren ve bunu da herkese inandıran güçlü bir karakterdir. Öyle biridir ki yarım saat içinde beyazı bize siyah diye tanıtabilir ve biz de  onun siyah olduğuna dair yemin edebilecek dereceye gelebiliriz.

İsmail Abi Halit Ayarcı'dan iş istiyor :)

     Her edebiyatsever, doğu ve batı arasında kaldığımız dönemlerin güzel bir eleştirisi olan Saatleri Ayarlama Enstitiüsü'nün satırlarında kaybolmalı ve her dönem bize farklı duygular katacak olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kalemiyle tanışmalı diyorum.
Altı Çizilesi:
   Zanaatkârın yerini tüccarın alması acınacak şeydir hakikatten!

  Aşkın kötü tarafı, insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde... Fakat daima ödersiniz.

 Fakirlik,içimizde etrafımızda ahenk bulunmak şartıyla –ve şüphesiz muayyen bir derecesinde-zannedildiği kadar korkunç ve tahammülsüz bir şey değildir. Onun da kendine göre imtiyazları vardır. Benim çocukluğumun belli başlı imtiyazı hürriyetti.
  Bu kelimeyi bugün sadece siyasi manasında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki,hiç bir zaman manasını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet,bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır.
  Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun;ve tek bir insan onunla karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak suretle aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet,bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği halde,yedi sekiz defa geldi;ve o geldi diye biz sevincimizden,davul zurna,sokaklara fırladık.

  Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz, fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?

 Şu hakikati bana hayatım öğretti: İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir. Bizi öldürecek belki yüzlerce hastalık, yüzlerce vaziyet vardır. Fakat başkasının yerini hiçbiri alamaz.

  Herhangi bir şeyi mantığın dışına çıkarmamız için ona biraz dikkat etmemiz kâfidir.

  İnsan talihi bu idi. Hiç kimse yıldız olarak kalamıyordu. Muhakkak hayalimizdeki yerinden inecek, herkese benzeyecekti.

  Fakat ben hiçbir zaman hak diye kendime ait bir şeye inanmadım. Bütün mazlum dpğmuşlar gibi başıma gelen talihsizliğin neresinden ve ne pahasına kurtulursam kar sayardım. Mesele yalnız bir hak arayışı değildir. Daha karışıktır. Hayatımı düşündükçe - yaşım buna müsaittir- daima kendimde seyirci hâletiruhiyesinin hakim olduğunu gördüm. Başkalarının halini, tavırlarını görmek, onlar üzerine düşünmek, bana kendi vaziyetimi daima unutturdu.

  İşler bizden sonra dünyaya gelmişlerdir. İşleri onları görecek adamlar icat eder.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Okuma Şenliği


AFD:
   Eşim (MRW) Pinuccia'nın blogunda öncülük ettiği okuma şenliğine katılacağını belirtmiş ve kitaplarını seçmişti. Ben de tamamlayabileceğimi pek düşünmesem de etkinliğe katılacağım. Kitap Kardeşliği ve Yazar Ayları'nda okuyacağım kitapları da listeye uydurmaya çalışacağım :)


Kategorilere göre benim şu anki seçimlerim:
· 5 puan: Yukarıdaki kuralların hepsini boşverip canının istediği herhangi bir kitabı okuyanlara.
Yokyer - Neil Gaiman (Yazar Ayları Ağustos Kitabı)
· 5 puan: Genel kural en az 200 sayfalık kitap okumak olsa da 150 sayfadan kısa bir kitap okuyanlara.
· 10 puan: Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara.
· 10 puan: Bir serinin ilk kitabı dışındaki bir kitabını okuyanlara.
· 15 puan: Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara.

· 15 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara. (Dünya genelinde yasaklanmış kitaplara buradan veya buradan bakabilirsiniz)
Çavdar Tarlasında Çocuklar - J. David Salinger (Kitap Kardeşliği Eylül Kitabı)
· 20 puan: Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara.
-------
· 20 puan: Türü kurgu olmayan bir kitap okuyanlara.
Çiçek Senfonisi - Özdemir Asaf (Kitap Kardeşliği Ağustos Kitabı)
· 20 puan: Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği bir kitap okuyanlara.
Kaiken - Jean Christophe Grange (Kitap Kardeşliği Ağustos Kitabı)
· 25 puan: 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Cep - Stephen King (Yazar Ayları Eylül Kitabı)
· 25 puan: Romanın yazarı veya karakterlerinden birinin adı veya soyadı kendisininkiyle aynı olan bir kitap okuyanlara.
· 30 puan: Kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap okuyanlara. (Bu web sitesi size bu konuda yardımcı olabilir).

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Eğlenceli Bir Okuma Etkinliği


MRW:
   
    Tüm kitapseverlerin dikkatine, bu yaz yine bol bol kitap okumak için yeni bir bahanemiz oldu :) Sevgili Pinuccia’nın etkinliğinden bahsediyorum tabi ki, pinuccia'nın postunu okudunuz mu bilmiyorum ama biz de buradan duyuralım dedik maksat kitap okuma çılgınlığını daha çok kişiye bulaştırmak tabi ki :)

   Çok keyifli, eğlenceli bir etkinlik. Kategoriler dahilinde hep birlikte kitap okuyacağız, katılımcılar çoğalmaya başladı bile. Etkinlik 3 ay sürecek 9 temmuzda başladı, 9 ekimde bitiyor, toplamda 12 kitap okumaya çalışacağız. Canı çeken, aklı yatan vakit kaybetmeden aramıza gelsin bence.


Kurallar:
  • Etkinlik 9 Temmuz itibariyle başladı başlıyor ve 9 Ekim 2013'e kadar devam edecek. (9 Temmuz'dan önce başladığınız veya 9 Ekim'den sonra bitirebildiğiniz kitaplar kapsam dışı).
  • Etkinliğe 9 Temmuz - 9 Ekim arası canınızın istediği herhangi bir vakit katılabilirsiniz.
  • Okuduğunuz her kitap en az 200 sayfa olmak zorunda.
  • Okuduğunuz her bir kitabı aşağıdaki kategorilerden sadece birine saydırabiliyorsunuz. Etkinlik devam ederken kategoriler arası okuduğunuz kitapların yerlerini değiştirebilirsiniz.
  • Yapılabilecek en yüksek skor her bir kategori için birer tane olmak üzere toplam 12 kitap okuyarak 200 puan almak. (Katılım durumuna göre en yüksek puanı yapan(lar)a bir sürprizim olacak sanki. Sürpriz var diye atıp tutanları yakalarsam sürpriz dışı bırakırım, ona göre!)
  • Katılmak için blogunuzun olması veya okunan kitapların yorumlanması zorunlu değil. Katılmak isteyenler herhangi bir sosyal medya aracı üzerinden veya doğrudan bana e-posta atarak katılım durumlarını ve mümkünse hangi kitapları okumayı planladıklarını duyurabilirler. 
  • Her ayın en 9'unda bir yayın yaparak sıralamaları buradan duyuracağım. O yayınımın altına yorum bırakarak hangi kitapları okuyarak kaç puana ulaştığınızı bildirebilirsiniz.

Gelelim kategorilere ve benim seçtiğim kitaplara: 
· 5 puan: Yukarıdaki kuralların hepsini boşverip canının istediği herhangi bir kitabı okuyanlara.
Araştırmalar devam ediyor :)
· 5 puan: Genel kural en az 200 sayfalık kitap okumak olsa da 150 sayfadan kısa bir kitap okuyanlara.
Benim Seçimim: Aklı Bir Karış Havada - Susanna Tamaro
· 10 puan: Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara.
Benim Seçimim: Beyaz Diş - Jack Landon
· 10 puan: Bir serinin ilk kitabı dışındaki bir kitabını okuyanlara.
Benim Seçimim: Angela'nın Külleri 2 (Umuda Doğru) - Frank McCourt
· 15 puan: Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara.
Araştırmalar devam ediyor :)
· 15 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara. (Dünya genelinde yasaklanmış kitaplara buradan veya buradan bakabilirsiniz)
Benim Seçimim: Muhteşem Gatsby - F.Scott Fitzgerald
· 20 puan: Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara.
Benim Seçimim: Kardeşimin Hikayesi - Zülfü Livaneli
· 20 puan: Türü kurgu olmayan bir kitap okuyanlara.
Benim Seçimim: Öğretmen - Frank McCourt
· 20 puan: Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği bir kitap okuyanlara.
Araştırmalar devam ediyor :)
· 25 puan: 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Benim Seçimim: Nar Ağacı - Nazan Bekiroğlu
· 25 puan: Romanın yazarı veya karakterlerinden birinin adı veya soyadı kendisininkiyle aynı olan bir kitap okuyanlara.
Araştırmalar devam ediyor :)
· 30 puan: Kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap okuyanlara. (Bu web sitesi size bu konuda yardımcı olabilir).
Benim Seçimim: Hıçkırık - Kerime Nadir

Seçtiğim kitaplar şimdilik böyle ama her an değişebilir :)

18 Ocak 2013 Cuma

Kitap Kardeşliği - Kitap Okuma Grubu


   Bir kaç gün önce Instagram'dan uyarı geldi, biri bizi etiketlemiş. Etiketlendiğimiz fotoğrafa gittiğimizde sevgili Stylopunk'un yukarıdaki iletisiyle karşılaştık. Çok güzel bir öneriydi, fakat eşim de, ben de Yüzyıllık Yalnızlık'ı okuduğumuz için bu güzel düşüncenin ilk kitap okumasına katılamadık.

    Eğer sizler okumadıysanız bu güzel grupla okuma fikrini kaçırmayın.   
   Stylopunk'un son paylaştığı fotoğrafta sayı 50 kişi gibi görünse de, her geçen dakika sayı artıyor. Siz de listeye dahil olmak isterseniz, Instagram hesabınızla linkte bulunan fotoğrafın altına katılmak istediğinizi belirten bir yorum yapmalısınız. http://statigr.am/viewer.php#/detail/371649010453156227_194768043

Not: Sadece instagram kullanıcıları mı katılabiliyor sorusu üzerine Stylopunk'un açıklaması:

 Stylopunk'un Kitap Kardeşliği hakkında blogunda yazdığı yazı: http://stylopunk.blogspot.com/2013/01/kitap-kardesligi-yuzyillik-yalnizlik.html
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...