Macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2016 Salı

Örümcek Ağındaki Kız - David Lagercrantz

ÖRÜMCEK AĞINDAKİ KIZ
Özgün Adı: Det Som İnte Dödar Oss
Çevirmen: Ali ARDA
Pegasus Yayınları
Ekim 2015, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2015
514 Sayfa


AFD:
  Stieg Larsson kitaplarıyla henüz blogumuz yokken 2011 yılında tanışmış, üç kitabı da bir çırpıda okuyup bitirmiştim. Kitaplar bittikten sonraki tek temennim; henüz 50 yaşında, asansörü bozuk bir binanın 7. katına merdivenleri kullanarak çıkarken geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda eden Stieg Larsson'un geride bıraktığı notlarında 10 kitap olarak düşlediği serinin devamı niteliğinde birşeyler bulunması ve bir gün yeni kitapların piyasaya sürülmesiydi.

 "Örümcek Ağındaki Kız" ismini duyduğumda çok heyecanlandım. Hemen kitap hakkında araştırmalara başladım. Larsson'un ailesi bugüne kadar çok sayıda yazardan seriyi devam ettirme teklifi alsa da hiçbirini kabul etmemişler. En sonunda David Lagercrantz aileyi ikna edebilmiş. Fakat internette okuduklarıma göre Larsson'un yarısından fazlasını yazmış olduğu 4. kitabın taslağı, 30 yıl hayatını paylaşmış olduğu sevgilisi Eva Gabrielsson'un elinde. Larsson ve Gabrielsson resmi olarak evli olmadığından kitabın yayın hakları ise Larsson'un ailesinde kalmış. Böylece ortaya büyük bir kriz çıkmış.

    Eva Gabrielsson'un, 4. kitabın yayınlanmasına itiraz eden en büyük isim olması şaşırılmayacak bir durum tabii ki. Elinde 4. kitabın taslağı olmasına rağmen, yayın hakkı yok ve aile ortada var olan taslağa rağmen başka bir yazarın 4. kitabı yeni baştan yazmasına izin veriyor. Gabrielsson. “Ölmüş bir yazara yapılacak şey değil bu. Bence üçleme olduğu gibi kalmalıydı. Ben okurları düşünüyorum. Eski bir dost haline gelen şahane bir yazarla tanıştılar. Şimdi onlara ‘eski dostunuz gitti ama size kör bir randevu veriyoruz bununla mutlu olun deniyor.” diyerek fikrini açıkça belirtiyor. Bu eleştiriler sadece Gabrielsson'dan gelmiyor. Bu durumun yanlış olduğunu ve Lagercantz'ın kitabın hakkını veremediğini düşünen çok sayıda eleştiri okudum.

  Tüm bu eleştirilere rağmen ben kitabı okuyunca ne hissettim? Açıkçası Lisbeth Salander'ı, Mikael Blomkvist'i, Milennium'u ve bu heyecanı özlemişim. Ben okurken oldukça keyif aldım. Seriyi okumamın üzerinden 5 yıl gibi bir süre geçmiş olmasının bunda ne kadar etkisi var? Acaba tüm kitapları yeniden okusam Larsson ve Lagercrantz arasındaki farkı ben de hisseder miyim? bilemiyorum.

   Kitabımızın konusuna gelelim. Sansasyonel haberleriyle gündem olan ve dergisi Milennium'u ayakta tutmayı başaran Mikael Blomkvist, yıllardır etkili bir haber yakalayamamış, bu durum Milennium'un başarısını oldukça etkilemiştir. Milennium çağa ayak uyduramamış bir şekilde, hayatta kalmaya çalışmaktadır.  Lisbeth Salander ise üçüncü kitapta anlatılan dava sürecinden sonra ortalıkta görünmemektedir. Blomkvist bile Lisbeth'den haber alamıyordur. Derken ortaya insanzekasından üstün zekaya sahip bilgisayar teknolojisini hayata geçirmeye çalışan Frans Balder çıkar. Bu teknolojiyi kendi adına kullanmak isteyen karanlık güçler Balder'ı öldürüp bilgisayarlarını çalar. Balder'ın katilini gören tek bir kişi vardır. O da, Balder'ın, zihinsel engeli olduğu bilinen ve hiç konuşamayan oğlu August'tur.

   Balder öldürülmeden önce basına konuşmak ister ve Blomkvist'i arar. Balder'ın teknolojisini çalmak isteyenler, Lisbeth'in de düşmanı çıkınca o da olaya karışmış olur ve heyecan kaldığı yerden devam eder.

10 Nisan 2015 Cuma

Olur Böyle Boktan Şeyler - Rick Springfield

OLUR BÖYLE BOKTAN ŞEYLER
Orijinal Adı: Magnificent Vibration
Çevirmen: Özlem ÖZARPACI
Parodi Yayınları
Mart 2015, 1. Baskı
324 Sayfa

AFD:
   "Olur Böyle Boktan Şeyler" direkt ismiyle ilgi çekmeyi başaran bir kitap. Kitap; kahramanımız "Horatio"nun bir kitapçıda denk geldiği kitabın, ilk sayfasında yazan numarayı aramasıyla başlar. Öylesine yaptığı bu aramanın sonucunda karşısına çıkan kişi, Tanrı'dır. Bu duruma şaşıran "Horatio" ne yapacağını bilmez bir durumda kekelerken bu ilk şaşkınlığının, kitabın sonraki sayfalarında onu bekleyen olaylara nazaran, hiç bir şey olmadığının farkında değildir. Evet "Horatio" Tanrı'yla konuşuyor, fakat bu Tanrı bizim tasvir ettiğimizden çok farklıdır. "Horatio"nun seçilmesinde de bir sebep vardır.

   Kitap, ilk bakışta ismiyle bize eğlenceli bir zaman geçireceğimizi vaat ediyor. Eğer çok katı bir şekilde düşünmüyor, farklı bakış açılarındaki görüşleri okumak sizi rahatsız etmiyorsa bu kitaptan kesinlikle zevk alacaksınız. Kitabın sadece Tanrı'yla konuşma esprisine dayanarak ilerlemediğini özellikle belirtmek isterim, olayların akışıyla; düşüneceğimiz, sorgulayacağımız ve "Nereye gidiyoruz biz?" diyeceğimiz bölümler de var. Kitabı okuduktan sonra cevaplanacak bir sorum var. Acaba kitabın kahramanlarından biri de siz olsaydınız, hangi yolu seçerdiniz?

30 Mart 2015 Pazartesi

Son Tanık - Glenn Meade

SON TANIK
Orijinal Adı: The Last Witness
Çevirmen: Ali Cevat AKKOYUNLU
Kırmızı Kedi Yayınları
Kasım 2014, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2014
436 Sayfa


AFD:
  Son günlerde okuma hızımın düştüğünü fark edince en sevdiğim yazarlardan biri olan Glenn Meade'e sığındım. Tabii ki Meade beni yine yanıltmadı. "Son Tanık"ı iki günde bitirdim. Glenn Meade'in diğer kitapları gibi "Son Tanık" da oldukça sürükleyiciydi.

  1940'lı yıllarda Nazilerin yaptığı soykırım tüm ülkelerce lanetlenmişken, Bosna Soykırımı; 50 yıl sonra Avrupa'nın göbeğinde, 24 Ekim 1945'te kurulmuş ve "dünya barışını, güvenliğini korumayı" görev edinmiş Birleşmiş Milletlerin gözü önünde, 1992-1995 yılları arasında yaşanmıştır. 

  "Son Tanık"ta; tüm dünyanın seyirci kaldığı bu soykırım anlatılıyor. Yugoslavya'nın parçalanmasından sonra Bosna'da, Sırpların masum insanlara yaptıkları işkenceler ve tecavüz kamplarında yaşananlar anlatılıyor. 

  Kitabımızın kahramanı Carla Lane; Henüz 12 yaşındayken "Şeytan Tepesi" diye adlandırılan tecavüz kampına kapatılmış ve oradan sağ olarak kurtulmuştur. Yaşadığı büyük travmadan dolayı geçmişini, Bosna'da yaşadıklarını hatırlamamaktadır. Amerika'da güzel bir hayatı vardır. Bu güzel yaşam eşinin öldürülmesiyle son bulur. Eşinin neden öldürüldüğünü ve geçmişini araştırmaya başlayan Carla, hiç bilmediği bir karanlıkta yolunu bulmaya çalışmaktadır.

  Okuduğum tüm Glenn Meade kitapları gibi bu kitabı da kesinlikle öneriyorum. Yalnız Bosna'da yaşananlar beni rahatsız ettiği gibi sizleri de oldukça rahatsız edecektir. Ağlamaya, lanet okumaya ve insan olduğunuzdan utanmaya hazır olun...

Altı Çizilesi:
   Hukuktan ve hukukçu olmaktan nefret ediyordu.
  Mesleğin samimiyetsizliğinden, fırsatçılardan ve dolandırıcılardan nefret ediyordu. Hukuka önem veren düzgün avukatlar tanımıştı, ama çoğunluk müvekkillerinin suçlu mu yoksa masum mu olduğuyla hiç ilgilenmeyen kiralık silahşörlerdi. Böyleleri ipotek danışmanı gibi elinizden tutar ve çeki alana dek en iyi dostunuz olurlar.

   Bir ebeveyn çocuğunun rehinesidir. Çocuklar, kendi çocukları olana kadar bir anne veya babanın onları korumak için hayatlarını feda edeceğini anlayamaz.

   Kötülük içimizde yanan iyilik ışığını nasıl yok edebilir?
   Nasıl edebilir?
   Dünyada küçücük bir mumun ışığını boğmaya yetecek kadar bile karanlık yokken.


23 Şubat 2015 Pazartesi

Şirket - John Grisham

ŞİRKET
Orijinal Adı: The Firm
JOHN GRISHAM
Çevirmen: Mehmet HARMANCI
İnkılap Kitabevi
(Orijinal İlk Basım 1991)
436 Sayfa

AFD:
   John Grisham kitaplarını okumak uzun süredir aklımda. John Cussack'ın başrölünü oynadığı 2003 yapımı olan Jüri filminin, Grisham kitabından uyarlandığını öğrenince kitaplarını araştırmaya başlamıştım. Zamanla sahaflarda denk geldikçe de John Grisham kitaplarını toplamaya başladım.

   Şirket; zor şartlar altında okuyan ve sonunda Harvard mezunu çok başarılı bir avukat olan Mitchell McDeere'nin hikayesi. Mitch mezun olduktan sonra gelen teklifleri değerlendirmektedir. Mitch'e bir teklif de büyük avukatlık şirketleri için pek de tercih edilmeyen Seatle'den gelmiştir. Mitch bu iş görüşmesine pek hevesli olarak gitmese de, yaptıkları dudak uçuklatan teklifi kabul etmiştir. Şirket kendisine her türlü imkanı sağlamaktadır, Mitch hayatından memnun bir şekilde çalışırken bir FBI ajanını, kendisini şirket hakkında uyarır ve FBI ile işbirliği yapmasını ister. FBI ajanının iddiaları Mitch'in kafasını karıştırır. İddialara göre; Şirket'in yasa dışı işler yapmakta, kara para aklamaktadır ve kaza eseri öldüğü söylenen iki avukatın şirket tarafından öldürüldüğü iddia edilmektedir.
  Mitch şimdi ne yapacaktır. FBI ile işbirliği yapıp şirketi karşısına mı alacaktır yoksa FBI'yı görmezden gelip yasa dışı işlere bulaşan şirkette çalışmaya devam mı edecektir?

  Polisiye - Macera kitapları seven herkese tereddütsüz öneririm Şirket'i. Gerçekten çok akıllıca kurgulanmış ve elinizden bırakamayacağınız güzel bir kitap.

Dipnot: Kitaptan uyarlanan;  başrölünde Tom Cruise'un oynadığı 1993 yapımı bir film The Firm ve 2012 yapımı bir dizi de var The Firm

14 Ocak 2015 Çarşamba

İkinci Mesih - Glenn Meade

İKİNCİ MESİH
Orjinal Adı: The Second Messiah
Çevirmen: Ali Cevat AKKOYUNLU
Turkuvaz Kitap
Nisan 2010, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2010
480 Sayfa


AFD:
 Her Glenn Meade kitabı yorumumda söylediğim gibi: "Glenn Meade, benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Meade tarihi kurgular yazar. Fakat bu kurgular gerçeğe o kadar yakındır ki, kitabı bitirdikten sonra "Acaba okuduklarım gerçek mi?" diye düşünmeye başlarım. İkinci Mesih'te de yine aynı cümleyi kurmanın sevincini yaşıyorum.

  İkinci Mesih'te bu sefer yazarımız, Vatikan sırlarının üzerine gidiyor. Kumran'da bulunan Ölü Deniz Parşömenleri etrafında işlenen cinayetler, parşömenlerde yer alan Hristiyanlığı kökünden etkileyecek şifreli metinler ve Vatikan'ın yıllardan beri büyük bir özveriyle sakladığı sırlar... Bu sırları açıklamak isteyenler (Papa dahil) ve sırların açıklanmaması için her şeyi yapmaya kararlı kişiler arasında geçen ve soluksuz okunan bir kitap İkinci Mesih.


Kitabın Tanıtımından: 
  İsrail'de, Lut Gölü yakınlarında bulunan Ölü Deniz Parşömenleri, tarihin en müthiş gizemlerinden birini, Hz. İsa'nın kimliğinin ve varlığının ardındaki sırrı ortaya koyan bilgiler içermektedir. Parşömenleri ilk bulan arkeoloğun öldürülmesinin üzerinden yıllar geçer ve kazılar devam ederken peş peşe ölümler birbirini izler. Parşömenlerde sözü edilen İkinci Mesih'in kim olduğuna ilişkin sırrın çözülmesi dünyadaki dengeleri altüst edebilecektir. Gereğinden fazla şey bilen arkeolog Jack Cane ve Yasmin Gren'in peşine uluslararası şebekeler takılınca soluk soluğa bir kovalamaca başlar. Bir ucu Roma'ya ve Vatikan'a, Amerikalı Papa'ya, kardinallere ve din adına çevrilen entrikalara, bir ucu Kudüs'e, İsrail'in Mossad örgütüne, Suriye gizli polisine ve Lut Gölü'nde kazılar yapan arkeologlara dayanan İkinci Mesih, gerilim dolu bir roman. Daha önce Türkçede yayınlanan ve çok-satan listelerinde uzun zaman yer alan altı kitabıyla serüven meraklısı geniş bir okur kitlesi edinen Glenn Meade'in gerçek belgelere dayanarak yazdığı İkinci Mesih, yazarın izniyle ilk kez Türkiye'de ve Türkçede yayınlanıyor.

16 Aralık 2014 Salı

Şeytanın Müridi - Glenn Meade

ŞEYTANIN MÜRİDİ
Orjinal Adı: The Devil's Disciple
GLENN MEADE
Çevirmen: Cumhur ORANCI
Doğan Kitap
Kasım 2007, 5. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2006
520 Sayfa


AFD:
  Şeytanın Müridi; okuduğum altıncı Glenn Meade romanı. Tam anlamıyla bir Glenn Meade hayranıyım diyebilirim. Yazarın, geçmişte veya günümüzde gerçekleşmesi mümkün olabilecek olan olaylar çerçevesinde yazdığı birbirinden sürükleyici kitaplarını çok seviyorum. Bu kitapta ise Glenn Meade tarzının biraz dışına çıkarak "polisiye-gerilim" tarzında da ne kadar usta olduğunu gözler önüne sermiş. 

  Şeytanın Müridi; ilk sayfasından, son sayfasına kadar müthiş bir aksiyon içeriyor. Neredeyse hikayenin hızının düştüğü hiçbir sayfa yok. Böylece kitap, verdiği bu merak duygusuyla kendini çok çabuk okutturuyor. Kitabın son sayfalarına kadar kafamızdaki soru işaretleri silinmiyor. Bence kitabın sonunu tahmin etmek oldukça zor.

 Kitaptan bahsedelim: Bir süredir dünyanın farklı ülkelerinde birbiriyle benzer cinayetler işlenmektedir. Her cinayet mahallinde iki ceset aynı şekilde vahşice öldürülmüş halde bulunmuştur. Kitabımız ise bu cinayetleri işleyen katilin idam edileceği günde başlar. FBI ajanı Kate Moran katil Costantine Gamal'ı yakalayıp adalete teslim etmiştir. Gamal'ın cezası idamdır fakat son gün işlediği başka cinayetleri de itiraf etmek istediğini söyler. Tek şartı kendini yakalayan Kate Moran ile yalnız görüşmektir. Görüşme gerçekleşir, Gamal'ın Kate'e son sözleri "Ölümü yeneceğim ve geri gelip seni de yanımda cehenneme götüreceğim." dir. Gamal'ın idamı son görüşmeye rağmen gerçekleşir. Acımasız katil idam edilmiş ve hayat normal akışına dönmüştür. Ta ki.. Yeniden cinayetler işlenmeye başlanana kadar... 
  Acaba Gamal son sözlerinde ciddi midir? Ölümü yenip geri gelmiş midir? Yoksa bu cinayetler bir taklitci katilin işi midir? Peki cinayetlerde FBI ajanı Kate'in parmağı olduğuna dair kanıtlar ortaya çıkaran dedektif Stone Kate'in katil olduğunu kanıtlayabilecek midir? Ya Kate bu çıkmazdan nasıl kurtulacaktır? Kurtulabilecek midir?..  Bu sorular sizi heyecanlandırıyorsa, Şeytanın Müridi'nde sizi mükemmel bir macera bekliyor demektir.

  Glenn Meade'in okuduğum her kitabını önerdim bugüne kadar. Şeytanın Müridi ise özellikle "polisiye-gerilim" sevenler için mükemmel bir öneri olacaktır.


Kitabın Tanıtımından: 
Kate Moran... bir FBI ajanı...
Ve Constantine Gamal.. bir seri katil... Şeytanın havarisi...
Ritüeller.. Kara büyü..
Her seferinde işlenen çifte cinayetler..
Bir kedi fare kovalamacası..
Gamal yakalanıp idam edildikten sonra da bu cinayetlerin arkası kesilmiyor..
Ritüel sonrası çifte cinayetler sürüyor..
Gamal’ı taklit eden biri veya birileri olabilir mi?
Yoksa.. Yoksa Gamal hayatta mı?

  Meade’in korkutucu anlatımında özel olarak dikkat çeken şey üslubu ve karakterlerin ustalık ve beceriyle çizilmiş olmasıdır. -Glasgow Herald-

  Bu muhteşem dramatik aksiyon ve sürükleyicilik, bu heyecanı perçinleyen düşündürücü bir dönüm noktasıyla sonuçlanıyor. -The Sunday Times-

3 Haziran 2014 Salı

8.Gün - Glenn Meade

8.GÜN
Orjinal Adı: Resurrection Day
GLENN MEADE
Çevirmen: Ali Cevat AKKOYUNLU
Doğan Kitap
Kasım 2002, 3. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2002
668 Sayfa


AFD:
     8.Gün; Buz Kapanı, Kar Kurdu, Brandenburg ve Sakkara'nın Kumları'ndan sonra okuduğum beşinci Glenn Meade romanı. Glenn Meade'in tarzını yani; gerçeğe yakın, gerçekleşmesi mümkün olabilecek olan bir olayı anlatmasını çok seviyorum. Bu kitapta daha önce okuduklarım gibi yine bu tarzda yazılmış.

    Glenn Meade bu kitabı yazarken Amerika'ya karşı gerçekleşecek çok büyük bir terör saldırısı kurgulamış. El Kaide ve başları Usame Bin Ladin, Amerika'yı tehdit ederek yapılması çok zor olan, ülkeler arası gerginliğe varacak istekler ister. Amerika'da verilen süre içerisinde hem teroristleri bulmayı hem de istekleri yerine getirmeye çalışır. Derken daha kitap yayınlanmadan, takvimler 11 Eylül 2001'i gösterir. (Tabii ki 11 Eylül olaylarının gerçekliği/nasıl gerçekleştiği ayrı tartışma konusu) Glenn Meade o gün olanları öğrendiğinde çok şaşırır. Romanında yazdığı şeylere paralel olaylar gelişmektedir.

   11 Eylül'den sonra yazarımız romanın baş karakterlerinden biri olan Usame Bin Ladin adını değiştirmek zorunda kalır. Fakat yine de kitabını, daha önceki kitaplarını yayınlayan yayınevine bir türlü yayınlatamaz. Bu kitabı yayınlayacak başka bir yayınevi bulur ve kitap bizlere kadar ulaşır.

   Glenn Meade'in tarzını bu yüzden seviyorum. Tarzı bu romanında gerçeğe yakından, gerçekleşmişe dönüşmüş. Tabii ki olaylar birebir aynı değil ama konu aynı diyebilirim.

   Peki kitabın sonunda ne oldu, teroristler amaçlarına ulaştı mı? Amerika istenilen şartları yerine getirebildi mi? Tabii ki tüm bunların cevapları 8.Gün'de.

Kitabın Tanıtımından: 
   Glenn Meade o gün San Remodaydı. Otel odasında televizyonu açtı ve dehşet içinde kaldı. Dizleri titremeye başladı. CNNin, Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagona yapılan saldırıları canlı yayında verişini izliyordu. Onu ayakta duramayacak hale getiren şey, gözünün önünde olup biten felaket değil, yeni bitirdiği romanının birdenbire gerçeğe dönüşmesiydi.

    Meade, 11 Eylül'den sonra romanındaki liderin adını (Usame bin Ladin) değiştirdi, ama bu Amerikalı yayıncının kitabı yayımlamayı reddetmesini engelleyemedi. Amerikan St. Martins Press, daha önce Glenn Meadein üç kitabı da çok sattığı halde, bu kitabı yayımlamayı reddetti. Yazar bu tepkiyi, "Çünkü roman gerçeğe çok yakın" diye açıklayacaktı.

     8. Gün titiz bir çalışmanın ürünü. Aşırı İslâmcı bir örgütün saldırısı hakkında pek çok şey -belki gereğinden fazla şey- açıklamakta. Roman Amerikan polisinin bu tür saldırılardan korkmasının ve yetersiz kalışının nedenlerini açıklıyor.

    Gazeteciliğin yanı sıra pilot eğitmenliği de yapan Glenn Meade Dublinde yaşıyor. Polisiye/gerilim romanları yazarı olan Meadein bütün dünyada çoksatanlar listelerinin başında yer alan Sakkaranın Kumları, Brandenburg ve Kar Kurdu adlı kitapları da Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Sen Kaç Ben Onları Oyalarım - Bülent Usta

SEN KAÇ! BEN ONLARI OYALARIM
BÜLENT USTA
Trend Yayınevi
Mart 2014, 1. Baskı
278 Sayfa

AFD:
    Sen Kaç! Ben Onları Oyalarım, daha piyasaya çıkmadan yapılan tanıtımlarıyla ilgimi çekmişti. Yazarı ilk defa duyuyordum ve kitabın isminden dolayı değişik bir tarzı olduğunu düşünmüştüm. Aslında yazarımızı ben tanımasam da araştırdığımda Bülent Bey'in Devlet Tiyatrolarınca sahnelenmiş oyunların yazarı olduğunu öğrenmiş oldum. Kitabı bir an önce okumama asıl teşvik eden şey ise teşekkür yazısında Murat Menteş ismini görmem oldu. 

    Sen Kaç! Ben Onları Oyalarım tam Murat Menteş tarzında. Birbirinden ilginç, zeki ve eğlenceli karakterler, hayata dair güzel çıkarımlarla dolu bir kitap. Bazı karakterlerimizin kendi kadar isimleri de ilginç: Suçlunun başını büyümeden ezerek dünyayı kurtardığını düşünen Kahraman Ölmez. Teknolojiyle içli dışlı, zeki hackerımız Ulvi Sayar,  aslında mafya babası olan fakat alelade bir şirket yönetiyormuş gibi davranan ve ismini pırlanta dişinden alan Pırlanta ve şarkılarda yaşayan şarkılarla konuşan kurye, Mert Bilgin, Fuzuli, Baki, Nabi, Nedim, Zot vb. Kahramanlarımız içinde bunlardan daha farklı olanları da var aslında, şarjöre beşinci sırada yerleştirilmiş olan bir kurşun, günümüze kadar ulaşmış olan bir yeniçeri arkebüzü ve hedefe doğru havalanmış bir havan mermisi...

     Kitabımız eşi ve çocuğu mafya tarafından haince öldürülmüş Bay Bahattin'in iç sesiyle başlıyor. Adam ölmek, sadece ölmek istiyor. Ta ki ortaya Sunyata çıkıncaya kadar. Müşterisini kendi seçen bir şirket olan Sunyata,  Bay Bahattin'e bir intikam şansı sunuyor. Sunyata'nın kurucusu Sunya eski bir istihbaratçı, peşinde onun ölümünü isteyen insanlar varken, çok gizli bir şekilde çalışmak zorunda.

       Bay Bahattin'in intikamı alınacak mı? Sunya peşindeki kişilere yakalanmadan hayatını sürdürebilecek mi? Hayatını sürdürebilmesi için gerekli parayı kazandığı şirketi Sunyata müşterilerinin acılarını dindirebilecek mi? Tabii ki cevapların hepsi okumaktan oldukça keyif aldığım Sen Kaç Ben Oyalarım'da...

Sen Kaç Ben Onları Oyalarım için hazırladığım karakter tablosu



     Kitapta not aldığım çok yer oldu, bu da en sevdiklerimden biri;
   "Herkes bir yanılsamanın içinde. Çoğumuz, küçük bir azınlığın şekillendirdiği ve kurallarını koyduğu bir dünyada özgür olduğumuzu sanarak yaşıyoruz.
      Çok azımız bu durumun farkında.
      Ağzını açanlar yok ediliyor. Ağzını kapalı tutanlar ise donuk hayatlar yaşıyor.
      Hepimiz suyun altındayız.
   Aşık olduğumuz anlarda, güldüğümğz ya da bir sanat eserine baktığımız anlarda, suyun üstüne çıkıp ciğerlerimizi hava ile dolduruyoruz.
     Sonra tekrar suyun altına giriyoruz.
     Her an boğuluyoruz ama ölmüyoruz."
    Kendi koymadığımız hedefler için yarışıyoruz. Sınıf arkadaşlarımız, dostlarımız, ailemiz rakibimiz oluyor. Amok gibi koşuyoruz. Sanki dursak öleceğiz. Önümüzdeki havuç bizi paralize ediyor. Bu havuç bazen bir terfi, bazen lüks bir araba, bazen sosyal statü adı altında anlamsız bir ünvan olabiliyor. Ama bu, hayatımızın anlamı haline geliyor.
     En büyük depresyonlarımızı da bu suni havuçlara ulaşamayınca yaşıyoruz. Çocukken tavşan besleyen, her gece köpeğine sarılıp uyuyan, karınca yuvası yapan arkadaşlarımız, büyüdüğünde silah endüstrisinde bomba tasarlıyor. İnsanları ve doğayı yok etmek için mi? Hayır. Sadece çok iyi üniversiteleri bitirip iyi bir mühendis olduğu için o yüksek ücretli işi hak(!) ediyor. Tavşanları da hâlâ seviyor aslında.

Altı Çizilesi:
   Yaşayamayacaklarım yüzünden ölmek istiyorum.
   O sonsuz karanlığa ihtiyacım var...

   İnsanlar duvarları sınırları, belirlemek için yaparlar.
   Kurşunları da öldürmek için.

  İlk başta aleyhine olan tüm deliller, yavaş yavaş geçerliliğini yitirdi. Tacize uğrayan küçük Elif ifadesini değiştirdi. kızı sorgulayan adli tıp üyeleri ise net bir karara varamadılar. Kızın elbisesinden alınan sperm örnekleri bile sehven kayboldu. Oysa o kadar belliydi ki her şey. Mahkeme çıkışında küçük kızı izledim. Tecavüz sanığını alkışlarla karşılayan insanlar onu şaşırtmıştı, kim olsa şaşırır bu manzaraya.
  Bu ülkede tecavüz sanıklarının mahkeme çıkışı karnaval gibi olur.

  Öbür tarafın işlerinin buradan ayarlandığı bir çağdaydık... İnanç simsarlığı da en karlı işti.

  Birilerinin sistemin görmezden geldiği küçük kızları koruması gerek. Elbette kurşunla değil. Gani Efendi'nin ağzından düşürmediği "ahlak"la belki. Belki de çoktan unutulmuş adaletle...

  Sosyal adalet, anlamlı iki kelimenin bir araya gelmesiyle oluşan manasız bir tanımlamadır burada.

  Üniversitede ODTÜ Fizik'i kazandım. Bir üst ya da bir alt tercihime girsem hayatım çok farklı olabilirdi. Ama bu coğrafyada bir matematik sorusu geleceğimizi belirler.

   Kendini sorgulamaların artınca yaşlanmışsın demektir.

   Aslında klasik anne figürüdür annem. Yemek yapan, ev temizleyen ve oğlunun yedikleriyle ilgilenen. Öğrencilik hayatımda ne ders çalışmama karışmıştır, ne de iş olarak neyi seçeceğime. Yemeğimi güzel yediysem mutlu olmuştur hep. Sırf bu nedenle bile çok severim annemi. Beni proje çocuk yapmadı. Psikopat ebeveynler olamadıkları şeyleri çocuklarına yaptırıp tatmin olmak ister. Bale kursundaki kızların annelerinin çoğu şişman ve satranç kursundaki çocukların babalarının çoğunun kafasının arkası düzdür zaten. Minik kelebek olamayan annelerle, sudoku bile çözemeyen babalar. Bu kuduz ebeveynler çocuklarına karışarak, ödevlerini yaparak ve onları çalışmaya zorlayarak hayatlarını karartırlar. Robot yetiştirirler. Hayatla karşılaşmamış robotlar. Hayat hep çalışmadığımız yerden sorar. O nedenle hayatla ne kadar geç yüzleşirseniz o kadar derin yaralar alırsınız. Söz konusu talihsizliklerden hasbelkader işe girenler, çalışırken odalarının kapısının her açılışında karşılarında sıcak çikolata ve kurabiye değil, daha fazla iş ve sorumluluk görüp strese girerler.

4 Ekim 2013 Cuma

Cep - Stephen King

CEP
Orjinal Adı: Cell
STEPHEN KING
Çevirmen: Canan KİM
Altın Kitaplar
Eylül 2006, 5. Baskı
430 Sayfa

AFD:
   Daha önce de bahsettiğim Yazar Ayları'nda Eylül yazarı Stephen King seçilmişti. Uzun zamandır Stephen King okumuyordum, Yazar Ayları'nı fırsat bilerek Cep adlı kitabı okumaya başladım.

    Cep klasik bir Stephen King kitabıydı. Stephen King bazı kitaplarını yazmadan önce "Acaba bu sıradan olay sıradanlıktan çıksa nasıl olurdu?" diye düşünüyor ve sonrada düşündüğü olayın etrafında bir hikaye yazarak o olayı süsleyip bize sunuyor diye düşünüyorum. Mesela Sis'te tüm dünyada sıradan olan sisin, insanları öldüren bir canavara dönüşmesi ve Christine'de de bir arabanın canlanması gibi, Cep'te de adından anlaşılacağı gibi cep telefonları birer canavara dönüşüyor diyebiliriz.


   Her gün gibi çok sıradan bir gün iken, bir anda olaylar değişir. Cep telefonları aracılığıyla hızlı bir virüs yayılır ve her cep telefonu kullanan ve cep telefonu sinyaline maruz kalan herkes bir nevi canavara dönüşür. Günümüzde nüfustan çok cep telefonu olduğunu düşünürsek. Virüsten etkilenmeyen ise çok az sayıda cep telefonu kullanmayı tercih etmeyen kişilerdir. Kitabımızda bu az sayıda kahramanlarımızın yaşadıklarını ve ailelerine kavuşma isteklerinin serüvenini anlatıyor.
Cep'in ilk sayfalarının karikatürize edilmiş hâli.
wiki-land.wikispaces.com

    En son Stephen King kitabımı kaç sene önce okuduğumu hatırlamıyorum ama kesinlikle King'in tarzını özlemişim. Hızla gelişen olaylar ve King'in usta kurgu yeteneğiyle yazılmış Cep romanından keyif aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Kitabın Tanıtımından: 
Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan cep telefonları
hayatımızı kolaylaştıran bir araç mı, yoksa kıyametin habercisi mi?

   Ekim ayının sıradan bir günüydü. Borsa 10.140 seviyesinde, uçaklarsa normal seferlerine devam ediyorlardı. Boston'da Boylston Caddesi'nde sevinçten adeta uçarcasına yürüyen Clayton Riddell içinse hayat çok daha mutlu ve umut vericiydi. İyi bir çizgi roman anlaşması yapmış, geleceğin umut dolu kapıları artık önünde açılmaya başlamıştı. 

   Ancak, her şey bir anda olup bitti. Tahribatın nedeni, herkesin cep telefonlarından yayılan ve sonradan frekans adıyla anılacak olan fenomendi. Clay ve bu faciadan canını kurtaran birkaç kişi, kendilerini medeniyetin zifir karanlık çağında, etraflarını saran kaos ve inanılmaz bir katliamın içinde bulurlar. Frekans yüzünden insanlar akıldan yoksun bir sürüye dönüşürler. Ve onlar için evrim başlar...

20 Haziran 2013 Perşembe

Cehennem - Dan Brown (Inferno)

CEHENNEM
Orjinal Adı: Inferno
DAN BROWN
Çevirmen: Petek DEMİR - İpek DEMİR
Altın Kitaplar
Mayıs 2013, 2. Baskı
572 Sayfa

AFD:
     Cehennem Kitap Kardeşliği'nin Haziran ayı kitabıydı. İyi ki Cehennem önerilmiş, ne zamandan beri polisiye okumadığımı fark ettim. Olayları tahmin etme çabasını ve maceranın sürükleyiciliğini özlemişim.

      Cehennem bizi yine Profesör Langdon'la buluşturuyor. Dan Brown sevenler için, içimizden biri gibi oldu Langdon. Kişiliğini, korkularını, tutkularını bildiğim ve macerasını zevkle takip ettiğim eski bir dost Langdon.

     Bu sefer olaylar Floransa - Venedik - İstanbul üçgeninde gelişiyor. Langdon'la beraber, bir salgın yayarak tüm dünyayı etkileyecek olan profesörün bıraktığı ip uçlarından yola çıkarak bu salgını engellemeye çalışıyoruz. Tabi salgını engellemeye çalışırken geçtiğimiz mekanlarda Simgebilim Profesörü  Langdon'un eşsiz bilgisinden faydalanıyor; Floransa, Venedik ve İstanbul'u keşfediyoruz.

    Kitapta çok fazla bilmediğimiz mekan ve eserden bahsedildiği için bazen gözümde canlandırmada problem yaşadım, genelde Google'dan yardım aldım. Kitabın sonlarında ise linkte bulunan çalışmayı keşfettim. Kitapta geçen tüm mekan ve eserleri barındıran güzel bir arşiv çalışması olmuş. (Buradan ulaşabilirsiniz ) Ellerine sağlık   Gloria. Mekanları gördükçe Cehennem'i okumuş çoğu kişi gibi, kitabı bir rehber kitap olarak kullanıp Floransa ve Venedik'i adım adım gezmek istedim.

    Bir ara kitaptan sıkılmaya başladım. Klasik Langdon kovalamacası; semboller, şifreler, tarihi mekanlar derken birden olayların sıradan bir kovalamaca olmadığı ortaya çıktı. Dan Brown hiç ummadığım anda ters köşelerle beni tekrar maceraya bağladı.

   Kitabın sonunu ise kesinlikle bu şekilde tahmin edemezdim. (Nedeni ise kitabı okuyanlar için aşağıdaki bölümde.)

    Tavsiye kısmına gelirsek; eleştiriler genelde olaylardan çok tarihi yerler ve eserler anlatılmış şeklinde. Ben macera - polisiye romanı da olsa insana yeni bilgiler katan kitapları severim. Dan Brown'un sadece yalın bir kurguyla olayı bitirmemiş olması bana yeni bilgiler kazandırmasından dolayı kitabı çok beğendim, kesinlikle okunmasını tavsiye ederim ve bu kitabın filminin mükemmel olacağını düşünenler arasındayım. İnşallah bir gün filmini de izleme şansımız olur.

   

-Kitabın içeriğinden yoğun bilgiler içerir lütfen kitabı okumayanlar bu bölümü okumasın-
   Bertnard Zobrist'in Dünya nüfusu ile alakalı öngörüleri, bu öngörüleri Dünya Sağlık Örgütü'nün de onaylaması insanı dehşete düşürüyor. "Bertnard Zobrist aslında kimsenin dile getiremediğini dile getiren ve bir çözüm bulan bir kahraman mı?" sorusunu kendime sordum. Ve geleceğimiz, çocuklarımızın geleceği için endişelenmedim de değil.

   Kitabın sonunda da Zobrist'in amacına ulaşması beni çok şaşırttı. Ben Langdon'un yine olayı vaktinde çözeceğini düşünüyordum. Aklımda bir soru var Dan Brown Langdon serüvenlerinde daha önceki kitaplarında yaşanan olayları Langdon'un geçmişine ekliyor. Şimdi Zobrist amacına ulaştığına göre Dünya'da büyük bir kısırlık sorunu baş göstermeli ve bununla beraber dünya nüfusu hızla düşüşe geçmeli. Dan Brown bundan sonra yazacağı Langdon kitaplarında nasıl bir yol izleyecek? Hiç bir şey olmamış gibi davranması beni büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Ya da yayılan virüse kolayca çare bulunmuş olması, bu kitapla yaşadığım serüvene çok büyük bir gölge düşürür. Langdon'lu maceralarımız devam etmezse de üzülürüm. Peki ben ne istiyorum? Eğer bu kitap böyle bittiyse, Langdon'un maceraları bu gelecek ile devam etmeli ve eğer çözüm bulunacaksa da en az bu kitap kadar etkileyici bir şekilde bize anlatılmalı diye düşünüyorum. Acaba Dan Brown bu konuda ne düşünüyor çok merak ediyorum.


Kitapta geçen can alıcı yerler ve eserlerden birkaç resim
La Mappa dell'Inferno
Veba Maskesi

Vecchio Köprüsü
Vecchio Sarayı

Dante Ölüm Maskesi
Dükler Sarayı
San Marco Atları

San Giovanni Vaftizhanesi

9 Ocak 2012 Pazartesi

Kızıl Nehirler - J.Christophe Grange


KIZIL NEHİRLER
Orjinal Adı: Les Rivieres pourpres
Jean-Christophe GRANGE
Doğan Kitapçılık
Kasım 2004 23.Basım
406 Sayfa

MRW:

   Kızıl Nehirler, Jean Christopher Grange’ın 2. ve kuşkusuz en sevilen kitabı. Ne zaman Grange’ın diğer kitaplarından birini elime alsam, “Kızıl Nehirler’i okudun mu?” sorusuyla karşılaşırdım. Bir kaç kez benim de niyetlenmeme rağmen, nihayet sonunda başlayabildim ve çok beğendim. Söylenen kadar varmış gerçekten.

   Roman, iki ayrı koldan iki ayrı komiser soruşturmasıyla başlıyor. İkisi de birbirinden gayet farklı cinayetler, fakat öyle başarılı kurgulanmış ki hikâye, yazar çok güzel bir biçimde bağlıyor iki cinayeti birbirine ve olaylar örgüsü ortaya çıkıyor. Kitabı okurken katili tahmin etme çabalarınız oluyor haliyle. Açıkçası benim tahminim doğru çıktı ama olayların bağlanışı şaşırtıcıydı, öyle bir ayrıntı vardı ki, “vay be” dedirtti. Bence Grange bu kitapta zekâsını ve ustalığını konuşturmuş. “Kurtlar İmparatorluğu” da böyle benzer bir tat bırakmıştı bende. İkisi de Grange’ı sevmeme neden olan kitaplardır.

   Kitap’ın olumsuz yönü olarak şunu söyleyebilirim; yazar Fransızca isimler kullandığından, bazen bu kimdi diye geri döndüğüm oldu. Bir de sonunu beğenmedim keşke başka türlü bitseydi roman. Olumlu olarak ise; çok akıcı ve gerçekten merak uyandırıcıydı. Sonunu öğrenebilmek için çabuk çabuk okuyup bitirmek istedim.

Grange okuyan biriyseniz eğer, Kızıl Nehirler’i mutlaka okumalısınız.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...