Polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2016 Salı

Örümcek Ağındaki Kız - David Lagercrantz

ÖRÜMCEK AĞINDAKİ KIZ
Özgün Adı: Det Som İnte Dödar Oss
Çevirmen: Ali ARDA
Pegasus Yayınları
Ekim 2015, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2015
514 Sayfa


AFD:
  Stieg Larsson kitaplarıyla henüz blogumuz yokken 2011 yılında tanışmış, üç kitabı da bir çırpıda okuyup bitirmiştim. Kitaplar bittikten sonraki tek temennim; henüz 50 yaşında, asansörü bozuk bir binanın 7. katına merdivenleri kullanarak çıkarken geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda eden Stieg Larsson'un geride bıraktığı notlarında 10 kitap olarak düşlediği serinin devamı niteliğinde birşeyler bulunması ve bir gün yeni kitapların piyasaya sürülmesiydi.

 "Örümcek Ağındaki Kız" ismini duyduğumda çok heyecanlandım. Hemen kitap hakkında araştırmalara başladım. Larsson'un ailesi bugüne kadar çok sayıda yazardan seriyi devam ettirme teklifi alsa da hiçbirini kabul etmemişler. En sonunda David Lagercrantz aileyi ikna edebilmiş. Fakat internette okuduklarıma göre Larsson'un yarısından fazlasını yazmış olduğu 4. kitabın taslağı, 30 yıl hayatını paylaşmış olduğu sevgilisi Eva Gabrielsson'un elinde. Larsson ve Gabrielsson resmi olarak evli olmadığından kitabın yayın hakları ise Larsson'un ailesinde kalmış. Böylece ortaya büyük bir kriz çıkmış.

    Eva Gabrielsson'un, 4. kitabın yayınlanmasına itiraz eden en büyük isim olması şaşırılmayacak bir durum tabii ki. Elinde 4. kitabın taslağı olmasına rağmen, yayın hakkı yok ve aile ortada var olan taslağa rağmen başka bir yazarın 4. kitabı yeni baştan yazmasına izin veriyor. Gabrielsson. “Ölmüş bir yazara yapılacak şey değil bu. Bence üçleme olduğu gibi kalmalıydı. Ben okurları düşünüyorum. Eski bir dost haline gelen şahane bir yazarla tanıştılar. Şimdi onlara ‘eski dostunuz gitti ama size kör bir randevu veriyoruz bununla mutlu olun deniyor.” diyerek fikrini açıkça belirtiyor. Bu eleştiriler sadece Gabrielsson'dan gelmiyor. Bu durumun yanlış olduğunu ve Lagercantz'ın kitabın hakkını veremediğini düşünen çok sayıda eleştiri okudum.

  Tüm bu eleştirilere rağmen ben kitabı okuyunca ne hissettim? Açıkçası Lisbeth Salander'ı, Mikael Blomkvist'i, Milennium'u ve bu heyecanı özlemişim. Ben okurken oldukça keyif aldım. Seriyi okumamın üzerinden 5 yıl gibi bir süre geçmiş olmasının bunda ne kadar etkisi var? Acaba tüm kitapları yeniden okusam Larsson ve Lagercrantz arasındaki farkı ben de hisseder miyim? bilemiyorum.

   Kitabımızın konusuna gelelim. Sansasyonel haberleriyle gündem olan ve dergisi Milennium'u ayakta tutmayı başaran Mikael Blomkvist, yıllardır etkili bir haber yakalayamamış, bu durum Milennium'un başarısını oldukça etkilemiştir. Milennium çağa ayak uyduramamış bir şekilde, hayatta kalmaya çalışmaktadır.  Lisbeth Salander ise üçüncü kitapta anlatılan dava sürecinden sonra ortalıkta görünmemektedir. Blomkvist bile Lisbeth'den haber alamıyordur. Derken ortaya insanzekasından üstün zekaya sahip bilgisayar teknolojisini hayata geçirmeye çalışan Frans Balder çıkar. Bu teknolojiyi kendi adına kullanmak isteyen karanlık güçler Balder'ı öldürüp bilgisayarlarını çalar. Balder'ın katilini gören tek bir kişi vardır. O da, Balder'ın, zihinsel engeli olduğu bilinen ve hiç konuşamayan oğlu August'tur.

   Balder öldürülmeden önce basına konuşmak ister ve Blomkvist'i arar. Balder'ın teknolojisini çalmak isteyenler, Lisbeth'in de düşmanı çıkınca o da olaya karışmış olur ve heyecan kaldığı yerden devam eder.

28 Aralık 2015 Pazartesi

Elveda Güzel Vatanım - Ahmet Ümit


ELVEDA GÜZEL VATANIM
AHMET ÜMİT
Everest Yayınları
Aralık 2015, 1. Baskı
558 Sayfa


AFD:
  Yorumlarımı okuyanlar bilir, Ahmet Ümit kitaplarını çok severim. Çünkü, Ahmet Ümit'in kitaplarını yazarken büyük bir emek harcadığını biliyorum, sadece kurgusal bir cinayet romanıyla yetinmez Ahmet Ümit, o cinayeti çözmeye çalışırken bize alt metinde tarihimizi anlatır, günümüz olaylarına bakış açısıyla da romanına renk katar.

  Ahmet Ümit kitaplarından ilk olarak Sis ve Gece'yi okumuştum. Sis ve Gece'den sonra elime hangi romanı geçerse okumaya başladım. Son yazdıklarını ise gözüm kapalı aldım, zira Patasana, Beyoğlu Rapsodisi ve Kavim gibi çok beğenerek okuduğum romanlardan sonra Ahmet Ümit benim için ne yazsa okurum yazarları arasına girdi.

 Ahmet Ümit kitaplarında genellikle; çözülmesi zor bir cinayet, karakterler arasında yaşanan güzel bir aşk hikayesi ve Ahmet Ümit'in bize asıl aktarmak istediği, tarihimiz olur. Cinayet ve aşk, kitabın sürükleyiciliği için gereklidir. Fakat "Elveda Güzel Vatanım"da çözülmesi gereken herhangi bir cinayet olmamasına ve bana göre Ester ve Şehsuvar Sami'nin aşk hikayesi de çok etkileyici olmamasına rağmen kitap sürükleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Çünkü "Elveda Güzel Vatanım" tarihimizin en önemli dönemlerinden biri olan Cumhuriyet öncesi Osmanlı'da, İtthihat ve Terraki fedaisi Şehsuvar Sami'nin yaşadıklarını anlatıyor. Bu yaşanılanlar da bana yeteri kadar heyecan verici geldi.

  "Elveda Güzel Vatanım"ın çıkacağını duyduğum andan itibaren kitapla ilgili neredeyse tüm bilgilere kulağımı kapadım. Ahmet Ümit'in çok güzel bir eser ortaya çıkaracağına inanıyordum. Bu inançla, kitabın içeriği hakkında gereğinden fazla bilgi alıp kitabın vereceği keyfi azaltmak istemedim. Kitap hakkında tek bildiğim, İtiihat ve Terraki dönemini anlatmış olmasıydı. Bu bilgi kitabı sabırsızlıkla beklemem için artı bir sebep oldu. Çünkü tarihimizi roman şeklinde okumayı seviyorum  ve İttihat ve Terraki dönemi okullarımızda sadece bir iki cümleyle geçilen bir dönem, okulda öğrendikleriyle "Bu dönemi iyi biliyorum" diyebilecek bir kişi çıkabileceğini sanmıyorum. Kitabın sayfaları arasında ilerledikçe 31 Mart Olayı, Bab-ı Ali Baskını gibi önemli olaylar hakkında sadece üstün körü bilgilerim olduğunu fark ettim. Tarih kitapları, araştırmaları da okumama rağmen benim için bir romandan öğrendiğim bilgiler, tarih kitabından öğrendiğim bilgilerden daha kalıcı oluyor. Belki de bu yüzden Ahmet Ümit'in romanlarını bu kadar çok seviyorum.

   "Elveda Güzel Vatanım" kesinlikle önereceğim kitaplar arasındadır. Fakat bir polisiye, bir cinayet romanı okuyayım diyerek "Elveda Güzel Vatanım"ı elinize alıyorsanız sıkılabilirsiniz. Tarihi bir roman okumak isteyenler için ise doğru bir tercih olacaktır. İyi okumalar dilerim.

"Elveda Güzel Vatanım" Tanıtım Filmi


Altı Çizilesi
  Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır...

   Kazanmaktan çok haklı olmak, güçlünün değil, kaybedenin yanında, mazlumla birlikte olmak. 

  Bu topraklarda bir felaket var Şehsuvar. Sanki suyla değil, kanla beslemişiz tarlaları, sanki güneş değil, vahşi bir ışıkmış günümüzü aydınlatan, bizi emziren annelerimiz memelerinden süt değil, öfke akmış... Öyle acımasız, öyle sert, öyle merhametsiz... Başka türlü neden bulamıyorum bu katliamlara, bu vicdansızlıklara, bu gaddarlığa... O millet, bu millet de değil benim derdim. hepimiz Osmanlı'ydık işte, al birimizi vur ötekine.... Ama adım gibi eminim, bu topraklarda bir kötülük var, her geçen gün biraz daha büyüyen, mani olunamaz bir kötülük...

  Ne para ne kadın, bence ahlakın baş düşmanı iktidar. Ahlaktan yoksun iktidar makamı, ya hırsız yapar insanı ya da soysuz. ne yazık ki insanoğlu iktidar denilen o büyük kudretle başa çıkmayı henüz başaramadı, bundan sonra başaracağı da kuşkuludur.

  Hep öyle yapmaz mıyız zaten? Anne baba söz konusuysa, onları hiç önemsemeyiz. çünkü fedakarlıklarını ve sevgilerini hep yanımızda bulacağımızı biliriz. Ancak kaybettiğimizde anlarız kıymetlerini.

  En mühim mücadele, fikirle yapılandır, şiddet eninde sonunda uygulayana dönen bir bumerangdır.

  Herkesin aynı yalana inanıyor olması, onu hakikat yapmaz.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Kaiken - Jean Christophe Grange

KAİKEN
Orjinal Adı: Kaiken
Çevirmen: Tankut GÖKÇE
Doğan Kitap
Temmuz 2013, 30. Baskı
384 Sayfa

AFD:
    Özellikle Kızıl Nehirler ve Leyleklerin Uçuşu ile hayran olmuştum Grange'e. Fakat Ölü Ruhlar Ormanı ve Koloni kitapları hakkında duyduklarım ve en sevdiğim yazarlardan biri olan Glenn Meade'i keşfetmemle, Grange benim açımdan biraz ikinci planda kaldı. Her kitabını merak etmeme rağmen elim bir türlü gitmedi diyebilirim. 

    Baş karakterimiz, saplantılı derecede bir Japonya aşığı olan Başkomiser Oliver Passan. Tabii böyle bir Japonya aşığının eşinin nereli olduğunu da tahmin etmek çok zor değildir herhalde. Kitap Oliver Passan'ın, hamile kadınlarının karınlarını yararak çıkardığı fetüsleri yakan sapık bir seri katili kovalamasıyla başlıyor. Passan katil olduğuna emin olduu kişiyi bir türlü suç üstü yapamıyor ve cinayetler sürüyor. 

  Passan sürekli katili kovalamasına rağmen, bir gün içinde her şey değişiyor ve kovalanan kendisi oluyor. Katil evine kadar girmiş ve açıkça Passan'ı ve ailesini tehdit etmeye başlamıştır. 

  Kitabın büyüsünü bozmamak adına daha fazla ayrıntıya girmiyorum. Fakat gerçekten kitapta çok güzel sürprizler var. Katili mi, olayları mı tahmin etmek zor bilemedim. Bana göre kitabın içeriği adına zorlama gelen birkaç yer dışında, kitabı oldukça sevdim. Polisiye okumayı özlemişim. Siz de farklı tarzda bir polisiye okumak isterseniz, öneririm.

  -Dikkat kitabın içeriği hakkında bilgi içerir-
  Oliver gibi güçlü bir karakterin, umulmadık cinayetleri çözen bir başkomiserin, Naoko'ya geçmişi hakkında neredeyse hiçbir şey sormaması, hatta çocuklarının doğumunda bile Naoko'nun tek başına ülkesine giderek doğum yapmasına izin vermesini çok saçma buldum. Grange, Oliver'ın ne kadar saplantılı bir Japonya aşığı olduğunu, Japonya'da bile artık dinlenmeyen müziklere, uygulanmayan geleneklere olan bağlılığını sürekli vurgulaması sırf bu yüzden diye düşünüyorum. Naoko'nun geleneklerine saygı duyduğundan eşinin kilometrelerce ötede yalnız başına doğum yapmasına izin vermesi kadar saçma bir şey olamaz. Hangi baba buna izin verebilir ve hangi başkomiser Japonya'da doğum yapmaya gidiyorum diyerek Amerika'da doğum yapan eşinin yalanlarını fark etmez.  Kitap maalesef burada benim için inandırıcılığını yitirdi

-"Kaiken"i buradan satın alabilirsiniz.-

23 Şubat 2015 Pazartesi

Şirket - John Grisham

ŞİRKET
Orijinal Adı: The Firm
JOHN GRISHAM
Çevirmen: Mehmet HARMANCI
İnkılap Kitabevi
(Orijinal İlk Basım 1991)
436 Sayfa

AFD:
   John Grisham kitaplarını okumak uzun süredir aklımda. John Cussack'ın başrölünü oynadığı 2003 yapımı olan Jüri filminin, Grisham kitabından uyarlandığını öğrenince kitaplarını araştırmaya başlamıştım. Zamanla sahaflarda denk geldikçe de John Grisham kitaplarını toplamaya başladım.

   Şirket; zor şartlar altında okuyan ve sonunda Harvard mezunu çok başarılı bir avukat olan Mitchell McDeere'nin hikayesi. Mitch mezun olduktan sonra gelen teklifleri değerlendirmektedir. Mitch'e bir teklif de büyük avukatlık şirketleri için pek de tercih edilmeyen Seatle'den gelmiştir. Mitch bu iş görüşmesine pek hevesli olarak gitmese de, yaptıkları dudak uçuklatan teklifi kabul etmiştir. Şirket kendisine her türlü imkanı sağlamaktadır, Mitch hayatından memnun bir şekilde çalışırken bir FBI ajanını, kendisini şirket hakkında uyarır ve FBI ile işbirliği yapmasını ister. FBI ajanının iddiaları Mitch'in kafasını karıştırır. İddialara göre; Şirket'in yasa dışı işler yapmakta, kara para aklamaktadır ve kaza eseri öldüğü söylenen iki avukatın şirket tarafından öldürüldüğü iddia edilmektedir.
  Mitch şimdi ne yapacaktır. FBI ile işbirliği yapıp şirketi karşısına mı alacaktır yoksa FBI'yı görmezden gelip yasa dışı işlere bulaşan şirkette çalışmaya devam mı edecektir?

  Polisiye - Macera kitapları seven herkese tereddütsüz öneririm Şirket'i. Gerçekten çok akıllıca kurgulanmış ve elinizden bırakamayacağınız güzel bir kitap.

Dipnot: Kitaptan uyarlanan;  başrölünde Tom Cruise'un oynadığı 1993 yapımı bir film The Firm ve 2012 yapımı bir dizi de var The Firm

14 Ocak 2015 Çarşamba

İkinci Mesih - Glenn Meade

İKİNCİ MESİH
Orjinal Adı: The Second Messiah
Çevirmen: Ali Cevat AKKOYUNLU
Turkuvaz Kitap
Nisan 2010, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2010
480 Sayfa


AFD:
 Her Glenn Meade kitabı yorumumda söylediğim gibi: "Glenn Meade, benim en sevdiğim yazarlardan biridir. Meade tarihi kurgular yazar. Fakat bu kurgular gerçeğe o kadar yakındır ki, kitabı bitirdikten sonra "Acaba okuduklarım gerçek mi?" diye düşünmeye başlarım. İkinci Mesih'te de yine aynı cümleyi kurmanın sevincini yaşıyorum.

  İkinci Mesih'te bu sefer yazarımız, Vatikan sırlarının üzerine gidiyor. Kumran'da bulunan Ölü Deniz Parşömenleri etrafında işlenen cinayetler, parşömenlerde yer alan Hristiyanlığı kökünden etkileyecek şifreli metinler ve Vatikan'ın yıllardan beri büyük bir özveriyle sakladığı sırlar... Bu sırları açıklamak isteyenler (Papa dahil) ve sırların açıklanmaması için her şeyi yapmaya kararlı kişiler arasında geçen ve soluksuz okunan bir kitap İkinci Mesih.


Kitabın Tanıtımından: 
  İsrail'de, Lut Gölü yakınlarında bulunan Ölü Deniz Parşömenleri, tarihin en müthiş gizemlerinden birini, Hz. İsa'nın kimliğinin ve varlığının ardındaki sırrı ortaya koyan bilgiler içermektedir. Parşömenleri ilk bulan arkeoloğun öldürülmesinin üzerinden yıllar geçer ve kazılar devam ederken peş peşe ölümler birbirini izler. Parşömenlerde sözü edilen İkinci Mesih'in kim olduğuna ilişkin sırrın çözülmesi dünyadaki dengeleri altüst edebilecektir. Gereğinden fazla şey bilen arkeolog Jack Cane ve Yasmin Gren'in peşine uluslararası şebekeler takılınca soluk soluğa bir kovalamaca başlar. Bir ucu Roma'ya ve Vatikan'a, Amerikalı Papa'ya, kardinallere ve din adına çevrilen entrikalara, bir ucu Kudüs'e, İsrail'in Mossad örgütüne, Suriye gizli polisine ve Lut Gölü'nde kazılar yapan arkeologlara dayanan İkinci Mesih, gerilim dolu bir roman. Daha önce Türkçede yayınlanan ve çok-satan listelerinde uzun zaman yer alan altı kitabıyla serüven meraklısı geniş bir okur kitlesi edinen Glenn Meade'in gerçek belgelere dayanarak yazdığı İkinci Mesih, yazarın izniyle ilk kez Türkiye'de ve Türkçede yayınlanıyor.

6 Ocak 2015 Salı

Çakal - Frederick Forsyth

ÇAKAL
Orijinal Adı: The Day of Jackal
FREDERICK FORSYTH
Çevirmen: Sermet PUZA
E Yayınları
Eylül 1974, 7. Baskı
(Orijinal İlk Basım 1971)
414 Sayfa

AFD:
  Frederick Forsyth'ı ve Çakal'ı, favori yazarlarımdan biri olan Glenn Meade'in hayranı olduğum kitabı Kar Kurdu sayesinde öğrenmiştim. Kar Kurdu'nun arka kapağında yazan "Glenn Meade'de bu yeni romanıyla Çakal'ın yazarı Forsyth'ın doğal mirasçısı olduğunu kanıtlıyor." cümlesinden sonra Frederick Forsyth kitapları okunacaklar listeme eklendi.

 Çakal'da olaylar 1960'lı yıllarda geçiyor. Fransa başkanı De Gaulle'yi öldürmeyi düşünen muhalifler, işi, usta bir suikastçı olan "Çakal" kod adlı bir İngiliz'e veriyor. Çakal bu operasyon için çok gizli bir şekilde tek başına hazırlanıyor. Peki muhalifler amacına ulaşacak mıdır? Yoksa Çakal Fransız polisinin amansız takibi sonrasında yakalanacak mıdır?...

  "Çakal", Frederick Forsyth'ın okuduğum ilk kitabıydı. Fakat adını duymama vesile olan "Kar Kurdu"nun ben de bıraktığı etkiyi bırakamadı, hatta yaklaşamadı bile. Evet güzel bir polisiyeydi fakat "elimden düşüremedim" cümlesini bana kullandırtmayan bu kitapta bir şeyler eksik diye düşünüyorum.

Dipnot: Çakal'dan uyarlanan 1973 yılı yapımı bir film de bulunmaktadır. The Day Of The Jackal


Kitabın Tanıtımından:
  De Gaulle'ü öldürmeye hazır mısınız?" Boğuk bir sesle konuşmuştu. Ama sorusu yankılanıp odanın içini doldurmuş gibiydi. İngiliz, bakışlarını yeniden ona yöneltti, gözleri yine her türlü anlamdan yoksundu. "Evet" dedi. "Ama bu iş size çok pahalıya mal olacak"

 Hangi adla hangi ülkeden ve ne zaman geleceği bilinmeyen bir kiralık katille gizli servisler arasındaki kovalamaca bu pazarlıkla başladı.

16 Aralık 2014 Salı

Şeytanın Müridi - Glenn Meade

ŞEYTANIN MÜRİDİ
Orjinal Adı: The Devil's Disciple
GLENN MEADE
Çevirmen: Cumhur ORANCI
Doğan Kitap
Kasım 2007, 5. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2006
520 Sayfa


AFD:
  Şeytanın Müridi; okuduğum altıncı Glenn Meade romanı. Tam anlamıyla bir Glenn Meade hayranıyım diyebilirim. Yazarın, geçmişte veya günümüzde gerçekleşmesi mümkün olabilecek olan olaylar çerçevesinde yazdığı birbirinden sürükleyici kitaplarını çok seviyorum. Bu kitapta ise Glenn Meade tarzının biraz dışına çıkarak "polisiye-gerilim" tarzında da ne kadar usta olduğunu gözler önüne sermiş. 

  Şeytanın Müridi; ilk sayfasından, son sayfasına kadar müthiş bir aksiyon içeriyor. Neredeyse hikayenin hızının düştüğü hiçbir sayfa yok. Böylece kitap, verdiği bu merak duygusuyla kendini çok çabuk okutturuyor. Kitabın son sayfalarına kadar kafamızdaki soru işaretleri silinmiyor. Bence kitabın sonunu tahmin etmek oldukça zor.

 Kitaptan bahsedelim: Bir süredir dünyanın farklı ülkelerinde birbiriyle benzer cinayetler işlenmektedir. Her cinayet mahallinde iki ceset aynı şekilde vahşice öldürülmüş halde bulunmuştur. Kitabımız ise bu cinayetleri işleyen katilin idam edileceği günde başlar. FBI ajanı Kate Moran katil Costantine Gamal'ı yakalayıp adalete teslim etmiştir. Gamal'ın cezası idamdır fakat son gün işlediği başka cinayetleri de itiraf etmek istediğini söyler. Tek şartı kendini yakalayan Kate Moran ile yalnız görüşmektir. Görüşme gerçekleşir, Gamal'ın Kate'e son sözleri "Ölümü yeneceğim ve geri gelip seni de yanımda cehenneme götüreceğim." dir. Gamal'ın idamı son görüşmeye rağmen gerçekleşir. Acımasız katil idam edilmiş ve hayat normal akışına dönmüştür. Ta ki.. Yeniden cinayetler işlenmeye başlanana kadar... 
  Acaba Gamal son sözlerinde ciddi midir? Ölümü yenip geri gelmiş midir? Yoksa bu cinayetler bir taklitci katilin işi midir? Peki cinayetlerde FBI ajanı Kate'in parmağı olduğuna dair kanıtlar ortaya çıkaran dedektif Stone Kate'in katil olduğunu kanıtlayabilecek midir? Ya Kate bu çıkmazdan nasıl kurtulacaktır? Kurtulabilecek midir?..  Bu sorular sizi heyecanlandırıyorsa, Şeytanın Müridi'nde sizi mükemmel bir macera bekliyor demektir.

  Glenn Meade'in okuduğum her kitabını önerdim bugüne kadar. Şeytanın Müridi ise özellikle "polisiye-gerilim" sevenler için mükemmel bir öneri olacaktır.


Kitabın Tanıtımından: 
Kate Moran... bir FBI ajanı...
Ve Constantine Gamal.. bir seri katil... Şeytanın havarisi...
Ritüeller.. Kara büyü..
Her seferinde işlenen çifte cinayetler..
Bir kedi fare kovalamacası..
Gamal yakalanıp idam edildikten sonra da bu cinayetlerin arkası kesilmiyor..
Ritüel sonrası çifte cinayetler sürüyor..
Gamal’ı taklit eden biri veya birileri olabilir mi?
Yoksa.. Yoksa Gamal hayatta mı?

  Meade’in korkutucu anlatımında özel olarak dikkat çeken şey üslubu ve karakterlerin ustalık ve beceriyle çizilmiş olmasıdır. -Glasgow Herald-

  Bu muhteşem dramatik aksiyon ve sürükleyicilik, bu heyecanı perçinleyen düşündürücü bir dönüm noktasıyla sonuçlanıyor. -The Sunday Times-

3 Haziran 2014 Salı

8.Gün - Glenn Meade

8.GÜN
Orjinal Adı: Resurrection Day
GLENN MEADE
Çevirmen: Ali Cevat AKKOYUNLU
Doğan Kitap
Kasım 2002, 3. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2002
668 Sayfa


AFD:
     8.Gün; Buz Kapanı, Kar Kurdu, Brandenburg ve Sakkara'nın Kumları'ndan sonra okuduğum beşinci Glenn Meade romanı. Glenn Meade'in tarzını yani; gerçeğe yakın, gerçekleşmesi mümkün olabilecek olan bir olayı anlatmasını çok seviyorum. Bu kitapta daha önce okuduklarım gibi yine bu tarzda yazılmış.

    Glenn Meade bu kitabı yazarken Amerika'ya karşı gerçekleşecek çok büyük bir terör saldırısı kurgulamış. El Kaide ve başları Usame Bin Ladin, Amerika'yı tehdit ederek yapılması çok zor olan, ülkeler arası gerginliğe varacak istekler ister. Amerika'da verilen süre içerisinde hem teroristleri bulmayı hem de istekleri yerine getirmeye çalışır. Derken daha kitap yayınlanmadan, takvimler 11 Eylül 2001'i gösterir. (Tabii ki 11 Eylül olaylarının gerçekliği/nasıl gerçekleştiği ayrı tartışma konusu) Glenn Meade o gün olanları öğrendiğinde çok şaşırır. Romanında yazdığı şeylere paralel olaylar gelişmektedir.

   11 Eylül'den sonra yazarımız romanın baş karakterlerinden biri olan Usame Bin Ladin adını değiştirmek zorunda kalır. Fakat yine de kitabını, daha önceki kitaplarını yayınlayan yayınevine bir türlü yayınlatamaz. Bu kitabı yayınlayacak başka bir yayınevi bulur ve kitap bizlere kadar ulaşır.

   Glenn Meade'in tarzını bu yüzden seviyorum. Tarzı bu romanında gerçeğe yakından, gerçekleşmişe dönüşmüş. Tabii ki olaylar birebir aynı değil ama konu aynı diyebilirim.

   Peki kitabın sonunda ne oldu, teroristler amaçlarına ulaştı mı? Amerika istenilen şartları yerine getirebildi mi? Tabii ki tüm bunların cevapları 8.Gün'de.

Kitabın Tanıtımından: 
   Glenn Meade o gün San Remodaydı. Otel odasında televizyonu açtı ve dehşet içinde kaldı. Dizleri titremeye başladı. CNNin, Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagona yapılan saldırıları canlı yayında verişini izliyordu. Onu ayakta duramayacak hale getiren şey, gözünün önünde olup biten felaket değil, yeni bitirdiği romanının birdenbire gerçeğe dönüşmesiydi.

    Meade, 11 Eylül'den sonra romanındaki liderin adını (Usame bin Ladin) değiştirdi, ama bu Amerikalı yayıncının kitabı yayımlamayı reddetmesini engelleyemedi. Amerikan St. Martins Press, daha önce Glenn Meadein üç kitabı da çok sattığı halde, bu kitabı yayımlamayı reddetti. Yazar bu tepkiyi, "Çünkü roman gerçeğe çok yakın" diye açıklayacaktı.

     8. Gün titiz bir çalışmanın ürünü. Aşırı İslâmcı bir örgütün saldırısı hakkında pek çok şey -belki gereğinden fazla şey- açıklamakta. Roman Amerikan polisinin bu tür saldırılardan korkmasının ve yetersiz kalışının nedenlerini açıklıyor.

    Gazeteciliğin yanı sıra pilot eğitmenliği de yapan Glenn Meade Dublinde yaşıyor. Polisiye/gerilim romanları yazarı olan Meadein bütün dünyada çoksatanlar listelerinin başında yer alan Sakkaranın Kumları, Brandenburg ve Kar Kurdu adlı kitapları da Doğan Kitapçılık tarafından yayımlandı.

3 Nisan 2014 Perşembe

Ölümüne Takip - RC Bridgestock

ÖLÜMÜNE TAKİP
Orjinal Adı: Deadly Focus
RC BRIDGESTOCK
Çevirmen: Celâl Demirel
Trend Yayınevi
Şubat 2014, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2011
264 Sayfa

AFD:
    Ölümüne Takip; RC Bridgestock yani Robert Bob Bridgestock ve Carol Bridgestock çiftinin birlikte yazdığı bir kitap. Kitabı ve yazarları ilk defa takip ettiğim kitap sayfalarında duydum, 24 Saat Açık Kitapçının Sırrı ile tanıştığım Trend Yayınevi tarafından basılmış.

     Açıkçası tanıtım yazısından yazan "Dünyada polisiye okurlarının yeni romanını sabırsızlıkla beklediği çift", "sınırlarınızı zorlayacak kadar çözülmez ipuçları", "uykusuz okuyacaksınız" ve "cinayeti Dedektif Dylan'da önce çözemeyeceksiniz" gibi cümlelerden oldukça etkilenerek okumaya başlamıştım. Fakat arka kapak yazısının vadettiği şeyleri kitapta maalesef bulamadım. :( 

    Polisiye kitabı dediğimiz, gerçekten de insanı uykusuz bırakmalı, ileri ki sayfalarda ne olduğunu merak edip bir sayfa, bir sayfa daha derken gözlerimize itaat edemediğimiz ana kadar elimizden düşmemeli. Bu kitapta o hissi yaşayamadım. Bana çok basit bir polisiye olarak geldi. "cinayeti Dedektif Dylan'da önce çözemeyeceksiniz" denmiş ama bence cinayeti Dedektif Dylan çözmedi ki. Şans eseri bulunan bir kanıt ile cinayet çözüldü. Cinayeti işlediği düşünülen diğer kişinin üzerine ise, gerektiği kadar düşülmedi bile. 

    Bir eleştirim de editöre; kitapta insanın okuma zevkini bozacak kadar çok yazım hatası vardı. Bunlara gerçekten de dikkat etmek gerekiyor. 

    Bu kitap aslında bir seriymiş, Dedektif Dylan serisi. Ve bu da serinin ilk kitabı. Benim için serinin diğer kitaplarını okumak oldukça zor gözüküyor. :(


Kitabın Tanıtımından:
   Dedektif Dylan ile tanışmaya hazır olun...

   Dünyada polisiye okurunun her yeni romanını sabırsızlıkla beklediği çift, Bob ve Carol Bridgestock artık Türkçede.

   RC Bridgestock'un, ingiliz polisiye romanlarının tipik özelliklerini kurgusunda ustaca hissettiren Dedektif Jack Dylan serisinin ilk kitabı olan Ölümüne Takip, sınırlarınızı zorlayacak kadar çözülemez ipuçlarıyla soluksuz okuyup bir çırpıda bitirmek isteyeceğiniz sürükleyici bir cinayet romanı.

   Bridgestockların deneyimleriyle zenginleştirdikleri serinin bu ilk romanından başlayarak Dedektif Dylan'ın tüm polisiyelerini, olayın tam da içinde, katilin peşindekiler kadar uykusuz okuyacaksınız.

    Bu seferki bir çocuk! Kayıp bir çocuktan daha önemli ne olabilir ki? Sıradan çocuklar; sıra dışı kayıplar... Okurken kendinizi çaresiz hissedeceksiniz, çünkü cinayeti Dedektif Dylan'dan önce çözemeyeceksiniz.

23 Kasım 2013 Cumartesi

Beyoğlu'nun En Güzel Abisi - Ahmet Ümit

BEYOĞLU'NUN EN GÜZEL ABİSİ
AHMET ÜMİT
Everest Yayınları
Ekim 2013, 1. Baskı
412 Sayfa


AFD:
    Ahmet Ümit'in son kitabını Kitap Kardeşliği okuma grubumuz ile okudum. Kitap Kardeşliği ile okumanın nasıl farklı bir zevk olduğundan daha önce de bahsetmiştim. Kitap Kardeşliği nedir merak edenler için: http://beyazkitaplik.blogspot.com/2013/01/kitap-kardesligi-kitap-okuma-grubu.html

     Gelelim Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ne, bu kitapta da bizi tanıdık karakterler; Başkomser Nevzat, Ali ve Zeynep komiserler karşılıyor. Mekan Tarlabaşı, Tarlabaşı'nda bir ceset; Engin, Engin'i öldürmüş olma ihtimali bulunan ve suçu birbirlerine atan cinayet zanlıları.

     Her Ahmet Ümit kitabında olduğu gibi katili ararken, romanın alt metninden bir şeyler öğreniyoruz. Alt metinde bu seferki konumuz Tarlabaşı'nın tarihi. Bu kitaptan önce orada ne yaşandığını, üzülerek söylemeliyim ki, bilmiyordum. İstanbul'u pek bilmem ama Tarlabaşı'nın nasıl kötü bir semt olduğunu hep duyardım. Tarlabaşı'nın neden bu durumda olduğunu Ahmet Ümit sayesinde öğrenmiş oldum. Ve Gezi Parkı'nın bence romana işlenmesi gayet güzel olmuş, olayların ne tarafında olursak olalım, orada müthiş bir kenetlenmenin yaşandığını ve uygulanan yanlış politikalarla polisin halka nasıl düşmanmış gibi gösterildiğini maalesef şahit olduk. Ahmet Ümit'te bunları romanının alt metninde kullanmış. Açıkçası beni hiç rahatsız etmedi.

- Kitabın gidişatnı etkileyecek bilgi içerir, kitabı okumayanlar lütfen bu bölümü okumasın-
    Ahmet Ümit'i tek eleştireceğim nokta, kitapta kendinden bahsedip kitaplarını övmesi, bana çok gereksiz ve itici geldi maalesef. Belki okuyucuyu şaşırtmak, farklı bir katil zanlısı profili çizmek adına konmuştur ama olmamış. Tamam ben düşündüm acaba katil yazar mı çıkacak diye, hatta katil yazar çıkarsa bir daha Ahmet Ümit kitabı okumam da dedim. (İyi ki çıkmadı) Fakat gerçekten çok gereksiz olmuş, kitapta sırıtmış ve benim düşünceme göre kimse kendini, yaptığı işi övmemelidir. Sizi başkaları övmelidir. Ki Ahmet Ümit'in böyle bir şeye hiç ihtiyacı yoktu...
- Kitabın gidişatnı etkileyecek bilgi içerir, kitabı okumayanlar lütfen bu bölümü okumasın-

    Genelde Ahmet Ümit okuyanların çoğu, katili çok kolay tahmin ettiğini belirtir ve bu yüzden kitaptan zevk almadığını söyler. Ben böyle düşünenlerden değilim.

    Ahmet Ümit'in Genç Bakış programında gelen "Ahmet Ümit kitaplarını okurken artık kitabın yarısına geldiğimde katilin kim olduğunu tahmin etmeye başladım. Ahmet Ümit'in kurgusuna o kadar alıştım ki, her şeyi görüyorum, beni ne zaman şaşırtacak?" sorusu üzerine verdiği cevap mutlaka okunmalı.

  "Benim sorunum aslında "Katil kim?" meselesi değil. Benim romanlarımdaki ana mesele bu değil. Aslında polisiyede de artık bu bitti. Yani bu mesele Agatha Christie döneminde geçerliydi. "Katil kim?", "Kim yaptı?" ama artık bu değil önemli olan o hikaye içerisinde katilin neden suç işlediği? suçu yaratan koşullar ve cinayetin bir insan ruhunda yarattığı etki. Beni ilgilendiren bu, yani okurların büyük bir merakla o cinayeti takip ederken aynı zamanda hayat hakkında, yaşadıkları ülke hakkında, kendileri hakkında bilgi sahibi oluyorlarsa benim için bu yeterli" Katili ararken öğrendiklerim benim için de yeterli. Belki de bu yüzden seviyorumdur Ahmet Ümit'i.

  Son olarak yukarıda adını andığımız fakat öyle alelade adını anmakla geçiştiremeyeceğimiz, Başkomserimiz Nevzat'tan bahsetmeden olmaz. Benim, belki de herkesin görmek istediği polis profili. Karakter sahibi, babacan, yeri geldiğinde verilen görevi bile eleştirebilen onurlu bir polis Nevzat. Gerçekte böyle polislerimiz de vardır ama sayıları gerçekten çok az. Ya da böyle polislere uzun bir ömür şansı sunulmuyor diyebiliriz. (Rahmetli Gaffar Okan gelir hep aklıma)

    Başkomser Nevzat'ın ortaya çıkışını da şöyle anlatır Ahmet Ümit; Nevzat karakteri şöyle çıktı 1998 yılında Yeniyüzyıl gazetesi Avrupa'da ve Amerika'daki gibi biz de polisiye öykü yayınlayalım dendi ben de tam sayfa bir hikaye yazayım dedim ama burada bir baş karakter olsun dedim, Sherlock Holmes gibi Hercule Poirot gibi, Başkomser Nevzat böyle çıktı. Başkomser Nevzat'ı oluşturan bir gerçek karakter, iki sinema karakteri var. Gerçek karakter 12 Eylül öncesi Adana'da Emniyet müdürü olan Cevat Yurdakul'dur. Cevat Yurdakul öldürülmüştü o zaman. Namuslu ve dürüst bir insandı. Bir o esinledi beni diğerleri de iki sinema karakteri Yavuz Turgul'un Muhsin Bey filmindeki Muhsin Bey karakteri diğeri ise mutlaka izlemeniz önerdiğim Atıf Yılmaz'ın filmi ""Ah Güzel İstanbul"dur. Sadri Alışık'ın oynadığı Haşmet İbriktaroğlu. İki tane kaybetmiş İstanbullu ve bir gerçek polisten yola çıkarak  Başkomser Nevzat Karakterini yarattım.
 
   Ahmet Ümit okumaya, daha doğrusu, Ahmet Ümit'in içinde Başkomser Nevzat olan kitaplarını okumaya yazım sırasıyla başlamak gerekir diye düşünüyorum. Bence bir Kavim'i okumadan İstanbul Hatırası'nı okumak kesinlikle kitaptan alınacak zevki düşürecektir. Başkomser Nevzat kitapları yayınlanma sırasıyla şu şekildedir; Şeytan Ayrıntıda Gizlidir - Kavim - İstanbul Hatırası - Sultanı Öldürmek - Beyoğlu'nun En Güzel Abisi. Bir de henüz okumadığım üç adet çizgi romanı mevcuttur; Çiçekçinin Ölümü, Tapınak Fahişeleri ve Davulcu Davut'u kim öldürdü.

   Yazımı özetlemek gerekirse; Ahmet Ümit ve romanın baş karakteri Nevzat'ı çok sevdiğimden Beyoğlu'nun En Güzel Abisi'ni okurken oldukça keyif aldım ve Ahmet Ümit'e başlangıç kitabı olarak değil de, daha önce Ahmet Ümit okumuş olanlar için mutlaka önereceğim bir kitap.

gokcentunc.deviantart.com
Kitabın kapak fotoğrafının aslı.


Altı Çizilesi
   Genç arkadaşlarımızı daha iyi yetiştirmek için polis akademisine mutlaka bir vicdan ya da empati dersi konulması gerekiyordu. 

  Gezi Parkı'nda neler yaşandığını hatırlıyordum, korkunçtu. Hükümet acımasızca sürmüştü bizim çocukları göstericilerin üstüne. Hepimiz için utanç vericiydi. Bir kez daha anlamıştık ki bir ülkede otoriter bir yönetim varsa ilk kaybeden polis teşkilatı olurdu.

   Devlet, vatandaşa karşı olan görevini gerektiği gibi yerine getirse ne Beyoğlu'nun en güzel abisi olur ne de en şahane babası... Devlet işini yapmadığı için, görevini yapan memurlar kahraman muamelesi görüyor. 

  Şiddeti kullanarak ideal bir toplum yaratamazsın.

 "İnsan yaşadığı yere benzer" demişti bir şair. Hukukumuz da yaşadığımız yerler gibiydi, eskimiş, işlevini yitirmiş, çürümeye terk edilmiş, yıkılmak üzere...

  Bu ülkede canlı cansız her şey satılık. Paran varsa her şeyi satın alabilirsin, elbette en başta da insanları. Doktorları, hakimleri, savcıları, polisleri... Bu ülkenin sorunu ahlaksızlık, şeref yoksunluğu, onur kaybı...

  Kaybetmiş insanları, kazananlardan daha yakın bulurum kendime.

15 Haziran 2013 Cumartesi

İkiz Bedenler - Tess Gerritsen

İKİZ BEDENLER
Orjinal Adı: Body Double
TESS GERRITSEN
Çevirmen: Bahar ÇELİK
Martı Yayıncılık
2011, 1. Baskı
448 Sayfa
MRW:
   Pinuccia’nın ev sahipliği yaptığı Yazar Ayları'nda Haziran ayı Tess Geritsen ayı olarak seçildi. Daha önceden okumuş olduğum “İkiz Bedenler”i bir türlü bloga yazma fırsatım olmamıştı. Pinuccia sayesinde hazır yeri gelmişken bu ay kitabın postunu hazırlayayım dedim. Yine bu sayede uzun bir ara verdiğim Tess kitaplarına “Mefisto Kulübü” ile geri dönmüş bulunuyorum.

   Rizzoli&Isles serisi Günahkar’dan sonra İkiz Bedenler ile devam ediyor. Bu kez başrolde Dr. Isles var (Maura). Hikaye Maura’nın yurt dışından dönmesi ve kendi evinin önünde işlenen bir cinayet sahnesiyle başlıyor. Maura’nın kendisi dahil tüm polis ekibini şoke eden bu cinayet Maura’yı kendi hayatıyla ilgili birçok sorunun cevabını bulmaya itecektir. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; cinayete kurban giden Anna Jessop’a yapılan otopsi kitapta öyle ince ayrıntısına kadar anlatılmış ki midem bulandı ve bir kez daha istesem de doktor olamayacağımı anladım :)

   Kitapta Rizzoli daha geri planda ve hamile, ama heyecan yine de hız kesmiyor. Jane’in bebeğiyle konuşmaları da oldukça eğlenceli. Şöyle ki;

   “Yerleş artık ufaklık, beni duyuyor musun? Bütün gün bana boks çuvalı muamelesi yaptığın yetmiyor, geceleri de mi seninle uğraşacağım. Kaba kuvvetle dışarı çıkamazsın. Bu kungfu sevdasından vazgeç artık tamam mı?”

9 Ocak 2012 Pazartesi

Kızıl Nehirler - J.Christophe Grange


KIZIL NEHİRLER
Orjinal Adı: Les Rivieres pourpres
Jean-Christophe GRANGE
Doğan Kitapçılık
Kasım 2004 23.Basım
406 Sayfa

MRW:

   Kızıl Nehirler, Jean Christopher Grange’ın 2. ve kuşkusuz en sevilen kitabı. Ne zaman Grange’ın diğer kitaplarından birini elime alsam, “Kızıl Nehirler’i okudun mu?” sorusuyla karşılaşırdım. Bir kaç kez benim de niyetlenmeme rağmen, nihayet sonunda başlayabildim ve çok beğendim. Söylenen kadar varmış gerçekten.

   Roman, iki ayrı koldan iki ayrı komiser soruşturmasıyla başlıyor. İkisi de birbirinden gayet farklı cinayetler, fakat öyle başarılı kurgulanmış ki hikâye, yazar çok güzel bir biçimde bağlıyor iki cinayeti birbirine ve olaylar örgüsü ortaya çıkıyor. Kitabı okurken katili tahmin etme çabalarınız oluyor haliyle. Açıkçası benim tahminim doğru çıktı ama olayların bağlanışı şaşırtıcıydı, öyle bir ayrıntı vardı ki, “vay be” dedirtti. Bence Grange bu kitapta zekâsını ve ustalığını konuşturmuş. “Kurtlar İmparatorluğu” da böyle benzer bir tat bırakmıştı bende. İkisi de Grange’ı sevmeme neden olan kitaplardır.

   Kitap’ın olumsuz yönü olarak şunu söyleyebilirim; yazar Fransızca isimler kullandığından, bazen bu kimdi diye geri döndüğüm oldu. Bir de sonunu beğenmedim keşke başka türlü bitseydi roman. Olumlu olarak ise; çok akıcı ve gerçekten merak uyandırıcıydı. Sonunu öğrenebilmek için çabuk çabuk okuyup bitirmek istedim.

Grange okuyan biriyseniz eğer, Kızıl Nehirler’i mutlaka okumalısınız.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...