Kırmızı Kedi Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kırmızı Kedi Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2015 Pazartesi

Son Tanık - Glenn Meade

SON TANIK
Orijinal Adı: The Last Witness
Çevirmen: Ali Cevat AKKOYUNLU
Kırmızı Kedi Yayınları
Kasım 2014, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 2014
436 Sayfa


AFD:
  Son günlerde okuma hızımın düştüğünü fark edince en sevdiğim yazarlardan biri olan Glenn Meade'e sığındım. Tabii ki Meade beni yine yanıltmadı. "Son Tanık"ı iki günde bitirdim. Glenn Meade'in diğer kitapları gibi "Son Tanık" da oldukça sürükleyiciydi.

  1940'lı yıllarda Nazilerin yaptığı soykırım tüm ülkelerce lanetlenmişken, Bosna Soykırımı; 50 yıl sonra Avrupa'nın göbeğinde, 24 Ekim 1945'te kurulmuş ve "dünya barışını, güvenliğini korumayı" görev edinmiş Birleşmiş Milletlerin gözü önünde, 1992-1995 yılları arasında yaşanmıştır. 

  "Son Tanık"ta; tüm dünyanın seyirci kaldığı bu soykırım anlatılıyor. Yugoslavya'nın parçalanmasından sonra Bosna'da, Sırpların masum insanlara yaptıkları işkenceler ve tecavüz kamplarında yaşananlar anlatılıyor. 

  Kitabımızın kahramanı Carla Lane; Henüz 12 yaşındayken "Şeytan Tepesi" diye adlandırılan tecavüz kampına kapatılmış ve oradan sağ olarak kurtulmuştur. Yaşadığı büyük travmadan dolayı geçmişini, Bosna'da yaşadıklarını hatırlamamaktadır. Amerika'da güzel bir hayatı vardır. Bu güzel yaşam eşinin öldürülmesiyle son bulur. Eşinin neden öldürüldüğünü ve geçmişini araştırmaya başlayan Carla, hiç bilmediği bir karanlıkta yolunu bulmaya çalışmaktadır.

  Okuduğum tüm Glenn Meade kitapları gibi bu kitabı da kesinlikle öneriyorum. Yalnız Bosna'da yaşananlar beni rahatsız ettiği gibi sizleri de oldukça rahatsız edecektir. Ağlamaya, lanet okumaya ve insan olduğunuzdan utanmaya hazır olun...

Altı Çizilesi:
   Hukuktan ve hukukçu olmaktan nefret ediyordu.
  Mesleğin samimiyetsizliğinden, fırsatçılardan ve dolandırıcılardan nefret ediyordu. Hukuka önem veren düzgün avukatlar tanımıştı, ama çoğunluk müvekkillerinin suçlu mu yoksa masum mu olduğuyla hiç ilgilenmeyen kiralık silahşörlerdi. Böyleleri ipotek danışmanı gibi elinizden tutar ve çeki alana dek en iyi dostunuz olurlar.

   Bir ebeveyn çocuğunun rehinesidir. Çocuklar, kendi çocukları olana kadar bir anne veya babanın onları korumak için hayatlarını feda edeceğini anlayamaz.

   Kötülük içimizde yanan iyilik ışığını nasıl yok edebilir?
   Nasıl edebilir?
   Dünyada küçücük bir mumun ışığını boğmaya yetecek kadar bile karanlık yokken.


28 Kasım 2014 Cuma

Kendi Gecesinde - İnci Aral

KENDİ GECESİNDE
İnci Aral
Ekim 2014, 1. Baskı
356 Sayfa

AFD:
  Kendi Gecesinde okuduğum ilk İnci Aral kitabı. Kitap tanıtımının ilk bölümü; "Dinle Kara; sana sahilimi, sahillerimi, hayaletlerimi anlatacağım. Bir Doğu şehrinin soğuk hastanesindeki gece nöbetlerini, dağ eteklerindeki pusulardan getirilen parçalanmış genç bedenleri, narin sevgilim Dilda'yı. Aşklarımı, aşksız kalmalarımı, bütün mahrem, muhteşem ya da sefil, yıkım ve umut dolu anlarımı ve zamanla nasıl kirlenip çürüyerek kötü birine dönüşmüş olduğumu." oldukça ilgimi çektiğinden okumaya karar verdim.

  Kendi Gecesinde'de; Annesi ve babası ayrılan, annesiz büyüyen ve gönül ilişkilerini ayrımsız bir şekilde yaşayan Hayali'nin hikayesi anlatıyor bize İnci Aral. Zor bir çocukluk, zengin, kudretli fakat sevdiği kadın tarafından terk edilmiş bir baba, babanın kendi işini yapması için çocuğunu yönlendirme çabaları, Hayali'nin kendi olmaya, varlığını kanıtlamaya olan ihtiyacı ve bu yolda yaşadıkları...

  Bir kitabı bazen bir cümlesiyle seversiniz ve bir kitaptan da bazen bir cümleyle soğursunuz. Maalesef Kendi Gecesinde'de benim için ikinci durum geçerli oldu. Kitabın tanıtımında; önyargı, tutuculuk ve genel geçer ahlakın köşeye sıkıştırdığı insanların hayatının anlatıldığından bahsediliyorken kitabın içinde, karakterin üstünden de olsa; dinine, inançlarına bağlı yaşamayı seçen insanları yermek, onların ahlak düşkünü olduğunu söylemek, bir önyargı, kendi gibi olmayanlara karşı bir tutuculuk ve  genel geçer bir ahlaksızlıkla  bunu dile getirmek değil midir? Ahlak sahibi olmak yazarın ya da karakterinin düşündüğü gibi yobazlıkla bir tutulmamalıdır. Güzel ahlak sahibi bir insan; kendi gibi olmayana da saygı gösterir. Yazarın ahlaklı olmak gibi güzel bir duyguyu bile kötü bir kavrammış gibi yermesi beni oldukça üzdü. Eğer bu cümleleri kullanmamış olsa kitabın bendeki yeri çok daha farklı olabilirdi.


Altı Çizilesi:
  Hiç kimse olduğunu sandığı kişi değildir. Az çok doğru, daha çok da yanlış görürler ediniriz hakkımızda ve hep yabancıdır yüzümüz aynalarda.

  Daha güçlü kötülerin olduğu yerde sıradan kötülerin hükmü geçmiyor.


9 Mayıs 2014 Cuma

Mrs. Dalloway - Virginia Woolf

MRS. DALLOWAY
Orjinal Adı: Mrs. Dalloway
VIRGINIA WOOLF
Çevirmen: İlknur ÖZDEMİR
Kırmızı Kedi Yayınları
Kasım 2013, 4. Baskı
Orijinal İlk Basım: 1925
208 Sayfa


AFD:
   Mrs. Dalloway okuduğum ilk Virginia Woolf kitabı. Daha önce askerlik vazifemi yaparken Woolf'un Deniz Feneri adlı kitabına başlamış fakat Woolf'un anlatım tarzı yüzünden çok fazla sayfa okuyamadan kitabı aldığım hızla kütüphaneye iade etmiş ve daha sonra tekrar Virginia Woolf kitabı okuyacağıma dair kendime söz vermiştim. Her zaman kendim ya da herhangi biri aslında güzel olarak nitelendirilen bir kitabı sevmediğinde o kitap için doğru zamanın gelmediğini düşünür/söylerdim. Kitap Kardeşliği'nde ayın kitabı olarak Mrs. Dalloway seçilince yeniden Virginia Woolf ile buluşmuş oldum. Benim için aslında, Deniz Feneri'ni okumaya çalıştığım o günden bu güne çok fazla bir değişiklik olmamış.   Yine ilk sayfalarda çok sıkıldım, fakat bu sefer kitabı okurken rahatsız edilmeyeceğim zaman dilimleri yakalayabildiğimden ve  kendime verdiğim sözü tutmak istediğimden azmettim ve kitabı bitirmeyi başardım.

    Virginia Woolf'un bu kitapta kullandığı tekniğe "Bilinç Akışı Tekniği" deniliyormuş. Bilinç Akışı Tekniği : kitapta bulunan karakterlerin tüm düşüncelerinin yazıya aktarılmasıdır. Ben bu tekniğin Mrs. Dalloway'de nasıl işlendiğine dair şöyle bir örnek verebilirim: Örnek olayımın özeti şu; Bir caddeden bir adam karşıdan karşıya geçmektedir, Woolf bunu "Adam karşıdan karşıya geçti" demek yerine, Adam (Adamın nereden gelip nereye gittiği, aslında nereye gitmek istediği, adamın düşündükleri, adamı gören birkaç kişinin o anda yaptıkları ve düşündükleri, adamı görmeyen bir çiftin o anda arasında konuştukları ve konuştukları haricinde kendi iç dünyasında düşündükleri, adamın karşıdan karşıya geçerken ona yaklaşmakta olan şoförün evde eşiyle yaptığı tartışma hakkında düşündükleri ve benzerlerini; tireler, iki noktalar, üç noktalar, noktalı virgüller, noktasız virgüller vb'lerini de kullanarak ) karşıdan karşıya geçti. şeklinde anlatmayı tercih ediyor. Bu yüzden de kitabı okumak, anlamak oldukça zorlaşıyor. Kitabın ilk 30 sayfasında yaşanan bu büyük karmaşa diğer sayfalarda azalıyor. Bana göre ilk 30 sayfadan sonra kitap daha bir kolay okunuyor.

   Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı da Bilinç Akışı Tekniği ile yazılmış kitaplar sınıfına giriyormuş. Ben bu iki kitabı okurken Mrs. Dalloway'ın ilk 30 sayfasında zorlandığım kadar zorlanmamıştım. Hatta zorlanmaktan ziyade benim için okuması çok keyifli olan kitaplardı.

   Mrs. Dalloway'i okumadan önce araştırdığımda tüm tanıtım yazılarında özetle; "Akşama bir parti verecek olan Mrs. Dalloway'in bir günü anlatılmıştır"cümlesini okuyup, daha önce yaşadığım Deniz Feneri okuma denememin de etkisiyle,  kitaptan daha fazla korkmaya başlamıştım. Oysa Woolf bu kitabında sadece Mrs. Dalloway'ın bir gününe değil, Mrs Dalloway'le aynı şehirde yaşamaktan başka hiç bir ortak bağı olmayan Septimus ve Rezia'nın, Mrs. Dalloway'in kocası Richard Dalloway'in, eski aşkı Peter Walsh'ın, eski yakın arkadaşı Sally'nin, kızı Elizabeth'in ve kızının öğretmeni Mrs. Kilman gibi bir çok karakterin de hayatına değinmiştir.

   Kitap hakkında iki ufak not daha paylaşayım; Virginia Woolf, Mrs. Dalloway'i 1925 yılında yazmış olmasına rağmen basılmadan önce 3 kez tekrar yazmış ve kitaba "Saatler" ismini vermeyi düşünse de son olarak Mrs. Dalloway'de karar kılmış. Fakat o vazgeçtiği isim yıllar sonra Michael Cunningam tarafından yazılan ve içinde Virginia Woolf'un da hayat hikayesine değinilen bir romana verilmiş. Bu kitabın filmi de çekilmiş ve Virginia Woolf'u Nicole Kidman canlandırmıştır.

   Gelelim "Kitabı tavsiye eder miyim?" kısmına: Virginia Woolf'un sonunda bir kitabını okuduğum için oldukça mutluyum, aslında ilk 30 sayfa dışında kitap akıcı bile sayılabilirdi fakat bir daha Virginia Woolf okur muyum?... Biraz zor gibi. Yani bu kitap son sayfayı çevirdiğimde bende "Mutlaka Woolf'un diğer kitaplarını da okumalıyım" diye bir duygu yaşatmadı. Kitabı okuyacaklara tavsiyem, sürekli tekrarladığım gibi ilk 30 sayfada dişlerini sıkmaları. :)


   Altı Çizilesi kısmında sadece bir paragrafa yer vereceğim. 1920'lerin İngiltere'sindeki düşünce ile günümüz Türkiye'sindeki düşünememenin kıyaslanabilmesi adına çok güzel bir örnek:

    Uygarlığın zaferlerinden biri, diye düşündü Peter Walsh, ambülansın ince, tiz sireni duyulurken, uygarlığın zaferlerinden biri. Hızla hastaneye doğru yol aldı bembeyaz ambülans, zavallının birini gecikmeden, insana yakışır bir şekilde almış olmalıydı; başına bir darbe alan biriydi belki, ya da hastalığın çökerttiği biri, bir-iki dakika önce şu kavşaklardan birinde araba çarpmış biride olabilirdi, herkesin başına gelebileceği gibi. Uygarlıktı bu. Londra'daki bu beceriklilik, örgütlenme ve dayanışma Doğu'dan döndüğünde dikkatini çekmişti. Bütün arabalar kendiliğinden yol veriyordu ambülansa geçmesi için. Belki de marazi bir şeydi bu; içinde zavallı birini taşıyan bu ambülansa gösterilen saygı dokunmuyor muydu insana - telaşla evlerine koşturan adamlar yanlarından ambülans geçerken karılarını akıllarına getiriyorlardı ya da başında bir doktor ve hemşireyle orada uzanmış yatan kişinin pekâlâ kendileri de olabileceğini düşünüyorlardı...

25 Şubat 2014 Salı

Kitap Bekleyen Öğrencilerimize, Umut Olur musunuz?

    Merhaba kitapsever arkadaşlarımız. Bugün bir kitap tanıtımımız yok. Bugün kitaplara, öğrencilerine ve öğretmeye gönül vermiş öğretmenlerimizin bir ricasını sizlere iletmeye çalışacağız. Belki küçücük de olsa bir katkımız olur. Belki bir çocuk bizim/sizin sayenizde okumayı sever. 

   Çok sevdiğimiz ve mükemmel bir öğretmen olduğuna inandığımız arkadaşımız, kitaplarla haşır neşir olduğumuzdan, okullarında hayat verdikleri projeden bize söz etti. Proje mükemmel, hazırlıklar şahane, düşünceler ise olağanüstü. Yalnız "Kütüphanedeyiz" projelerinin küçük bir eksikleri var, o da; KİTAP. Bu boş raflar ve kitap okumak isteyen öğrenciler sizden yardım bekliyor.

     İlk başta biraz okuldan ve projeden bahsedelim. Okulumuz Bursa'nın Yıldırım İlçesi'nin, Arabayatağı Mahallesinde bulunan Hasan Ali YÜCEL İLKOKULU. Çocuklara okumayı sevdirmek adına başlatılan projeleri ise "Edebiyat Sokağı" ve "Kütüphanedeyiz". Projelerin ilki olan "Edebiyat Sokağı" gerçekleşmiş ve çok da güzel olmuş. 

Sıradan bir koridorun Edebiyat Sokağı'na dönüşümü.
Uçan Kitaplar


Yazar Tanıtımları
Bir Sınıf Kapısı
      Okul nasıl da güzel olmuş değil mi? Sadece derslerine girmek yerine öğrencilerimiz için ne yapabiliriz diye düşünmüş öğretmenleri ve yönetici kadroyu içtenlikle kutlarız. Tabii ki imkanlar, sponsorlar bir yere kadar... Şu an bu projelerin ikincisi olan "Kütüphanedeyiz" de kütüphane hazır ama raflar boş. 



   Bu okul, öğrenciler ve öğretmenler bizlerden yardım bekliyor. İstedikleri İlkokul çağına uygun kitaplar. Öğretmenlerimiz tek tek araştırarak öğrencilerinin yaşlarına uygun 5000 kitaplık bir liste oluşturmuşlar. Bizden ricaları bu listeden kitaplar göndermemiz. Ansiklopedileri, kaynak kitapları zaten varmış. Tek eksikleri ilkokul çağına uygun olan kitaplar. Kitap İhtiyaç Listesi için tıklayınız.

   Bu projenin en sevdiğimiz yönü ise; kitaplar ellerine ulaştığında projenin son bulmayacak olması. Asıl proje o zaman tam anlamıyla başlayacak. Okul yönetimi; çocuklarımızı okudukları kitapların yazarlarıyla bir araya getirecek. Kütüphanenin açılışını ise 20 Mart'ta Gülten Dayıoğlu ile birlikte yapacaklarmış.

  Ben öğrenciyken okulumda küçücük sıradan bir kütüphane vardı. Tüm okuma aşkım o küçücük kütüphane sayesindedir. Tabii her öğrencinin ilgisini çekmemişti o küçücük kütüphane. Fakat bizim okulumuzda da bu okuldaki gibi başlı başına bir kütüphane olsaydı, bizim gibi nice kitapseverler çıkardı.

  Hep yakındığımız, şu ülkelerin kitap okuma sıralamaları listesi var ya, hani sonuncu olduğumuz, belki gelecekte son sıralarda olmayız, ne dersiniz? 

Not: Lütfen kitapları alıcı ödemeli olarak göndermeyin. PTT Kargonun kitap gönderilerine indirimi var.
Tek kitap gönderimi için 401280698 numaralı kodu,  çoklu kitap gönderimi için %50 indirim sağlayan 100128070 numaralı kodu söylemeyi unutmayın. PTT detaylı bilgi için tıklayın.

Hasan Ali Yücel İlkokulu ile iletişim kurmak için:
Okulun Telefonu: 0224 367 36 39 (Müdür Yardımcısı Zeynep Hanım ile iletişime geçebilirsiniz)

Arkadaşımız Doğan Öğretmenin Telefonu: 0505 311 18 98
Okulun Adresi: Hasan Ali Yücel İlkokulu Arabayatağı Mah. Hastane Cad. No 4 Yıldırım/BURSA
Okulun İnternet Sitesi:  www.buokuldahayatvar.com
Okulun Facebook Sayfası: facebook.com/kutuphanedeyiz

13 Ekim 2013 Pazar

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş - Jose Saramago

ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ
Orjinal Adı: As Intermitências da Morte
JOSE SARAMAGO
Çevirmen: Mehmet Necati KUTLU
Kırmızı Kedi Yayınları
Temmuz 2013, 1. Baskı
204 Sayfa

AFD:
    Herkesin gittiği illerden bir hatıra alma tutkusu vardır, bizim de her ilden en az bir kitap alma tutkumuz var, o ilin hatırası olması adına. Yazar Ayları Ekim yazarı Jose Saramago seçildi. Ben de iş için gittiğim Erzincan'dan, araştırıp almak istediğim Yitik Adanın Öyküsü ve Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş arasında bir seçim yaparak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş ile döndüm. Elimdeki kitap yolda bitince hemen Josê Saramago'nun dünyasında kayboldum.

    Kitabın tanıtımını okuduğumda, çok değişik bir serüvenin beni beklediğini tahmin edebiliyordum. Birkaç sayfa okuyunca da İyi ki Yazar Ayları Ekim yazarı Saramago seçilmiş diye düşündüm. Çünkü bu kitap benim Saramago'yla tanışma kitabım olmuştu ve Saramago beni birkaç sayfada kendisine hayran bırakmıştı.

      Okurken sürekli Saramago'nun ne kadar zeki bir yazar olduğunu düşünüp durdum. Bazen düşünürüz "keşke herkes zengin olsaydı" ya da "dünyada hiç savaş olmasaydı ne olurdu?" diye, Saramago'da "bir ülkede hiç ölüm olmasaydı ne olurdu?" diye düşünmüş. Evet kitabımız bir ülkede bir anda ölümün ortadan kalkmasını anlatıyor. Bir yılbaşı gecesi o ülkede ölüm son buluyor, yaşaması imkansız hastalar, intihar edenler, organlarını kaybedenler bile ölmüyor. Saramago bu değişik konuyu işlerken ölümün durmasının etkilerini tüm yönleriyle ele alıyor. Bu olaya sevinenler, üzülenler, bu olayı fırsata çevirenler ve olaydan zarar görenlerin yaşadıkları çok akıcı bir üslupla ve mükemmel bir hicivle anlatılıyor.

   Peki bu ölünmeyen ülkedeki sorunlarla nasıl başa çıkılacaktır? Ya, ölümsüzlük ne zamana kadar sürecektir? Cevapları, zevkle okuduğum ve kesinlikle tavsiye ettiğim Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'un sayfalarında gizli. Bu arada kitabın ilk cümlesi ve son cümlesinin aynı olduğunu belirtmeden geçmeyelim; "Ertesi Gün Hiç Kimse Ölmedi."


   Kitabın içeriğinden ziyade, yazımı ve basımı ile ilgili birkaç kelâm etmek istiyorum. Öncelikle paragrafların azlığından bahsetmek lazım. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi bazı sayfalarda hiç paragraf yok. Bir oturuşta bitmiyor ki kitap, yok çocuk ağlıyor, yok telefon çalıyor... Bazen nerede kaldığımı bulmak için tüm sayfayı yeniden okuduğum oldu. :) İkinci olarak konuşma metinlerine paragrafın içinde yer veriliyor. Bu da bazen kimin neyi söylediğini anlamamızı oldukça zorlaştırıyor. Son olarak da hiçbir özel isim büyük harfle yazılmamış ve kesme işareti kullanılmamış. Acaba bunlar Saramago'nun kendi tercihlerimi diye merak ediyorum. Saramago'nun tercihleri ise de özel isimlerin küçük yazılması (kitapla ilgili olduğundan) hariç diğerlerini sevmedim. Gerçekten okumayı zorlaştırıyorlar.
 
Altı Çizilesi:
   Her millet hak ettiği hükümet tarafından yönetilir.


   İnsan olmanın ne demek olduğunu her geçen gün daha az bileceğiz.
                                                                         Kehanetler Kitabı

Kitabın Tanıtımından: 
   Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayalkırıklığı ve kaosa bırakır.

  İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.

   Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuşu, başladığı gibi bitiriyor: "Ertesi gün hiç kimse ölmedi."

31 Aralık 2011 Cumartesi

Mino'nun Siyah Gülü - Hüsnü Arkan

MİNO'NUN SİYAH GÜLÜ
HÜSNÜ ARKAN
Kırmızı Kedi Yayınları
Ekim 2011 1.Basım
252 Sayfa
MRW:
   Mino’nun Siyah Gülü Hüsnü Arkan’ın 6. romanıymış, benimse okuduğum ilk romanı. Yazar 12 Eylül’ü konu almış kitabında, bir ailenin aşklarıyla, kavgalarıyla, iç sesleriyle dolu dramını anlatmış. Kitabın en güzel taraflarından biri iç içe 2 ayrı aşkı anlatması. Kahramanlardan biri kitaba adını vermiş olan Mino, yani Münevver. O zor yıllarda küçük bir kasabada, kendi kararlarıyla, kendi doğrularıyla sadece kendi için yaşayan bir kadın Mino.

   Kitap ortalama 5-6 sayfadan oluşan bölümlerle kahramanların ayrı ayrı ağızlarından yazılmış. Başka bir özelliği de olayları kadınların gözünden anlatması.

   Romanda sıkça geçen Mino’nun mektupları o kadar güzel ve anlamlı ki.. Ne kadar farklı ve özel biri olduğunu kanıtlıyor bize. Kitap bittikten sonra da o kısacık ama derin anlamlar yüklü mektuplarına bir kez daha göz atmadan edemedim.

   Kitabın arkasında bir de CD var 5 Mayıs isimli. Hüsnü Arkan sanatçı yönünü de küçük bir hediyeyle bize sunması çok hoş bir sürprizdi.

Kitaptan Notlar:
   "… Kulaklarını aç yengecim beni dinle; ben aşık oldum… çok az şey söyleyeceğim; çünkü ben aşık oldum… Ben daha çok gencim, biliyor musun? Bugün 25 yaşıma bastım. Sen Eylül renklerini bilir misin? Onlara basar gibi bastım. Renklere basınca değişirler bunu bilir misin? Örneğin benim üstüme biri basarsa cağırtlak rengi olurum. Bir yaprağa basarsan, o yaprak hışırt rengi olur… gözlerimi alabildiğime açıyorum; bunları göreyim diye… peki görebiliyor muyum? Hayır! Çünkü ben ne rengiyim? Şu sıralar aşk rengiyim…"

   "Bir insan nasıl sevebilir ki? Bunun bir kuralı var mı? Kitaplardan öğrenilebilir mi? Yanlış sevdiğimde kabahat mi işlemiş olurum? Beni cezalandırır mısınız?"

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...