29 Mart 2014 Cumartesi

Sarı Esirler - Pearl S. Buck

SARI ESİRLER
Orjinal Adı: The Good Earth
PEARL S. BUCK
Çevirmen: İbrahim HOYİ
Remzi Kitabevi
1971, 4. Baskı
312 Sayfa


AFD:
  Sarı Esirler; Nobel Ödülü'nü (1938) kazanan ilk ABD'li kadın yazar Pearl S. Buck imzasını taşıyan Pulitzer ödüllü bir kitap. Orjinal ismi "The Good Earth", Türkçe'ye çevirisinde ilk başta "Dost Toprak" olarak yayınlansa da sonradan "Sarı Esirler" adı ile yayınlanmıştır.

  Sarı Esirler uzun zamandır okumak istediğim ve sahaflarda aradığım bir kitaptı. Nereden, nasıl ismini duyduğumu hatırlamıyorum ama sahaftan alacağım kitaplar listesine yazmıştım. İyi ki yazmışım.

  Kitabımız Çin'de geçiyor. Geçimini topraklarından sağlayan Vang Lung ve ailesinin toprakla, kıtlıkla, açlıkla, yoklukla ve hatta zenginlik ile mücadelesi anlatılıyor.  Kendi boğazlarını doyurmaya bile zar zor yeten bir toprağa sahip olan ve babasıyla birlikte yaşayan Vang Lung için evlenme yaşı gelmiştir. Fakat zengin bir insan olmadığı için alacağı eş, sadece sarayın gözden çıkardığı hizmetkarlarından olabilir. 

   Vang Lung, babası ve eşinin zorluklarla mücadeleleri ve bir anda değişen hayatlarından sonra başlayan asıl mücadele... Kitabı tek cümle ile özetlemek gerekirse "Allah az verip aratmasın, çok verip azdırmasın" cümlesi kitaba tam manasıyla uyacaktır.  

    Bence klasik sayılabilecek güzel bir kitap, klasik sevenlere, Çin kültürünü merak edenlere ya da zorlu yaşam şartları altında geçen hayat mücadelelerini merak edenlere mutlaka öneririm. Benim tavsiye listemde üst sıralarda olacağı kesin.

Altı Çizilesi:
   İnsan daima giysisine diktiği mücevheri düşünemez. Ama, bu mücevher kaybolursa işte o zaman dayanamaz.

23 Mart 2014 Pazar

Evvel Sevda İçinde - İbrahim Öksüz

EVVEL SEVDA İÇİNDE
İBRAHİM ÖKSÜZ
Kolekif Kitap
Haziran 2013, 2. Baskı
94 Sayfa

AFD:
   Dünya Şiir Günü'nde (21 Mart) okudum İbrahim Öksüz'ün bu güzel şiir kitabını. Şairimizin on yedi yılda yazdığı ve tamamı iyi edebiyat dergilerinde yayınlanmış (Varlık, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Kybele, İnsancıl, İblis vs) şiirlerinin bir derlemesi Evvel Sevda İçinde.

    Şairimizin bir cümlesi var "Şiir akılda kalandır."  diye. Bence şiir için en güzel tanımlardan biri de bu. Bir şiir kitabını okuduktan sonra yerli yersiz birkaç mısrası aklımıza geliyorsa, bazen de tadı, bıraktığı his aklımızda fakat kelimelerini unuttuğumuz bir şiiri hatırlamak için o kitabı tekrar karıştırıyorsak bence o kitaptan/şiirden gerekeni almışızdır.  

  "Evval Sevda İçinde"de benim aklımda kalanlar, iz bırakanlar:
 
Yokluk tok bir gülüştür sende                    
Gök gürültüsü giyip geldiğin günü hatırlarım 
Geç kaldın                                                
savaş boyalarını sürdü insanlık
Erkencisin                                                 
daha sökmedi işçiler
                     güneşin koynundan şafağı

Ağzının tadını bilmeyen hayat                      
   yakasına karanfil diye takıyor seni
Gülücüklerin var dişlerinin arasında             
Ve bir baba                                    
Ne kadar istese de
 yıkamıyor duvarlarını yokluk denilenin      
          çünkü ülkede düşleri taşlanandır babalar
hal böyleyken ne kadar sevebilir            
misafir ev sahibini
ki ateş ne kadar sahibidir yandığı yerin   

Evimin üç direğinden birisi                          
size sevgilim diyebilir miyim       
------------------------------------------------

Nedir bir kadını ilk bakışta ziyan eden

------------------------------------------------

Saçlarım ağardı                    
Ne zaman büyüyeceğim anne

------------------------------------------------

 Bugün yine seni çok sevdim
                                    yorgunum
                                                      dinlenmeliyim

------------------------------------------------

Geriye                                                      
Kırk yaş itirafnameleri kaldı                      
bu dahili aşktan    
Söz üzerine dedi ki kırmızı                        
Tarih yaver olmadı bize                            
Bu yüzden Çingene ruhlu değil düşlerimiz  
Çapulcuyuz kimi piyon diyor bize              
                                   kimi paçoz
              oysa düpedüz herifçioğluyuz işte

------------------------------------------------

Ve el ele verip kuruldu 
               çöp adamlar cumhuriyeti

------------------------------------------------

 bir hepyek yüzünden düştüm bu duruma
ama yaşadığım bu hayat benim                      
         ve kendi canımın cehennemini bulabilirim

------------------------------------------------

 Ben bir aşkabazım                                          
Senden küçük bir uygarlık yaratmaktır amacım

 ------------------------------------------------

Dört yanım seninle çevrili 
Ben şimdi ada mıyım        
Seviyorum burada olmayı 
Ben şimdi adanmış mıyım 

------------------------------------------------

  Son olarak kitabın kapağını ve tanıtım yazısını çok sevdiğimi de söylemek isterim.

17 Mart 2014 Pazartesi

Golem ve Cin - Helene Wecker

GOLEM VE CİN
Özgün Adı: The Golem and The Jinni
Helene WECKER
Çevirmen: Can YAPALAK
Doğan Kitap
Mart 2014, 1. Baskı
(Orijinal İlk Basım 2013)
638 Sayfa

AFD:
     Doğan Kitap'ın "Bu kitabı bir haftada okuyacak ve yorumlayacak 10 blogger arıyoruz."ilanıyla  "Golem ve Cin"in adını ilk defa duydum. Hemen kitap hakkında araştırma yaptım, tabii yeni bir kitap olduğundan kitap tanıtım yazısından başka bir şey bulamadım. Açıkçası tanıtım yazısını okuyunca kitabın bana göre olmadığını düşündüm, çünkü ben fantastik kitapları okumayı pek sevmiyorum. Yine de "Doğan Kitap bizi seçer mi?" diye formu doldurdum. Seçilirsem ne olursa olsun, dişimi sıkıp okurum diye düşünmüştüm. İyi ki böyle düşünüp başvurmuşum. Yoksa önyargılarım yüzünden bu güzel hikayeyi kaçırmış olacaktım. "Hikaye" kelimesi tam anlamıyla anlatmadı kitabı aslında. Ne demeli; masal tadında gerçeğe yakın bir efsane olabilir, belki...

  Tanıtım yazısında geçen  "Korkunç güçlere sahip bir büyücü", "kilden yapılmış golem" ve "olağanüstü varlık" gibi tanımlamalar gözümü oldukça korkutmuştu. Kitapta sürekli karşıma olağanüstü güçleri olan yaratıklar, büyücüler ve sihirler çıkacak zannetmiştim. Fakat tanıtım yazısında asıl dikkatimi çekmesi gereken yer "iki ayrı kültürün efsanelerinden beslenen ve zengin anlatımı sayesinde okuru ilk sayfasından itibaren içine alıyor" cümlesi olmalıymış. Evet kitabımız iki kültürün efsanesinden yola çıkıyor; ateşten yaratılmış bir cinimiz ve kilden yapılmış bir golemimiz var. Bence kitabın fantastikliği, aslında bu fantastiklik bile sayılmaz, şöyle de diyebiliriz; kitabın efsanevi yönü bu kadar. Gerisi geçmiş yıllarda bizim hayatımızda, bizim dünyamızda geçiyor. 

Pokemon'un Golem'i
    Suriye'nin çöllerinde yaşayan bir Cin ve Polonya'da kocasının/sahibinin talimatıyla yapılmış/yaratılmış  bir golem. Daha önceden Cin ile aşinayız, hatta adını söylemekten bile çekindiğimiz için lakabı bile var: üç harfliler :) Fakat Golem'in böyle bir varlık olduğunu ilk defa bu kitap ile duymuş oldum. Benim bildiğim tek golem, Pokemon'daki golemdi. :)  Golem; Yahudi kültüründe, sahibine hizmet etmesi için büyüyle kilden yaratılan bir varlıkmış. On insan gücünde olmasının yanında, bir de sahibinin zihninden geçenleri anlayabiliyormuş.

   Polonya'nın Danzing limanından Amerika'ya gitmek için bir gemi kalkar. Bu geminin yolcularının içinde yanında kocaman bir sandık ve cebinde bir zarf ile gemiye binen bir göçmen; Rotfeld. Sandığında; kendi talimatlarına göre hazırlanmış olan kilden bir eş yani golem, zarfında ise golemini canlandırmak ve yok etmek için okuması gereken büyülü cümleler... Rotfeld, golemini gemide canlandırır fakat kısa bir süre sonra vefat eder ve sadece sahibine hizmet etmek için yaratılmış olan golem sahipsiz kalır...

   Sokaklarında faytonların gezdiği New York'un Küçük Suriye mahallesinde bir kalaycı; Arbeely. Arbeeley'e tamir edilmesi için getirilen bir bakır ibrik ve bakır ibriğin içinde 1000 yıl önce tutsak edilmiş bir cin. Arbeely ibriği tamir ederken bir anda karşısına insan bedenine tutsak edilmiş bir cin çıkar. Ama bu cin ona "dile benden ne dilersen" demez...

  Ne olduklarını insanlardan gizlemek zorunda olan farklı türlerde iki varlık. Henüz hayatta bir günlükken kimsesiz kalan Golem ne yapacak? Cin, kimin tarafından, neden insan vücuduna hapsedildi ve acaba özgürlüğüne kavuşabilecek mi? Peki, bu iki farklı varlığın buluşması nasıl olacak? Tabii ki bunların cevabı elinizden bırakamayacağınız derecede sürükleyici olan Golem ve Cin'de.

   Kitabımızda iki farklı efsanevi varlığın hayatı anlatılıyor fakat bu iki varlıktan bizden biri gibi. Aslında ben kitabı okurken, onları efsanevi iki varlık değilde herkesten farklı yaratılmış ve toplum tarafından dışlanmamak adına bu farklı özelliklerini bir hastalıkmış gibi saklamak zorunda kalan iki insan gibi gördüm. Bazen onlara çok acıdım, bazen de "o özellikler ben de olsaydı ne yapardım" diyerek ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. Benim adıma keyifli bir okuma oldu. "Elimden düşüremeyeceğim, masal tadında bir kitap okumak istiyorum" diyen herkese, kesinlikle öneririm.

- Golem ve Cin için hazırladığımız Okur Testi -

Altı Çizilesi:
   İnsanların bir anlık arzuları olabilir ama içlerindeki büyük bir parça, daha sonra bu isteği reddeder. İnsanları düşünceleriyle değil, hareketleriyle değerlendirmeyi öğren.

   Ruhu fazla dürüsttü ve onu nasıl kandıracağını öğrenememişti.

   Artık bunları aşmamız gerekiyor! Komşumuzla aynı ekmeği paylaşmanın zevkini tatmak varken, neden ilkel kanunlarımıza bağlı kalıp aramızdaki uçurumları daha da büyütüyoruz?

14 Mart 2014 Cuma

24 Saat Açık Kitapçının Sırrı - Robin Sloan

24 SAAT AÇIK KİTAPÇININ SIRRI
Özgün Adı: Mr. Penumbra's 24-Hour Bookstore
ROBIN SLOAN
Çevirmen: Zeynep YEDİERLER
Trend Yayınevi
Eylül 2013, 1. Baskı
(Orijinal İlk Basım 2012)
296 Sayfa


AFD:
     24 Saat Açık Kitapçının Sırrı, her ay severek birlikte kitap okuduğum sanal okuma grubu Kitap Kardeşliği'nin Mart ayı kitabıydı. Adını ilk duyduğum andan itibaren merak ettiğim bir kitaptı. "24 Saat Açık Kitapçı" tabiri bile hangi kitapseverin ilgisini çekmez ki? Ya da hangi kitapsever böyle bir kitapçı işletmek istemez ki?

     Kitabın yayıncısı, yeni bir yayınevi olan Trend Yayınevi. İlk defa bir kitabını okudum. Kitabın çevirisini ve kalitesini beğendim, her şeyden önce yayınevinin okuruna olan tutumunu çok beğendim. Kitap Kardeşliği'ne yaptıkları destek olsun, kendi adıma sorduğum sorulara ilgiyle verdikleri cevaplar olsun, Trend Yayınevi benim "iyi yayınevleri" tanımlamama girdi. Yayınevini sadece kitabın kapağı konusunda eleştirebilirim. 

thesavvyreader.ca
    Yukarıda bulunan orijinal ve ödüllü kapak tasarımını çok beğendim ve kitaba çok uygun buldum. Kapak ışıklı ortamda sol tarafta görüldüğü şekildeyken, karanlık ortamda ise sağ taraftaki fosforlu görünüme bürünüyor. Kitabı okuyunca neden bu kapağı daha çok beğendiğimi anlayacaksınız. Belki bu kapak tasarımı kitabın fiyatını çok fazla arttıracaktır diye tercih edilmemiştir ama yanda bulunan kapak gibi kitabın içeriğine daha uygun bir tasarım da seçilebilirdi.

     Yıllar önce N.H.Kleinbaum'un "Ölü Ozanlar Derneği" ile anlamı "Anı Yaşa" olan "Carpe Diem" felsefesiyle tanışmıştık. Bu kitap ile de "Festina Lente" felsefesiyle tanışıyoruz. Anlamı "Yavaşça acele et! Ne fırsatları kaçıracak kadar tez canlı ol, ne de fırsatları kaçıracak kadar yavaş." Ben bu felsefeyi de Carpe Diem kadar sevdim ve benimsedim. Bazen kitaptan aldığınız bir cümle bile kitabı sevdirir ya, benim için de bu cümle öyle bir cümleydi fakat kitabımızda bu cümlenin yanında çok gizemli bir serüven de var.

  Kitabımız, kahramanımız Clay'ın iş arama serüveninde  Penumbra'nın Kitapçısı'nda iş bulmasıyla hareketleniyor.  Bu kitapçının ilk bakışta diğer kitapçılardan "24 saat açık" olmasının dışında bir farkı yoktur fakat Penumbra, Clay'den her gelen müşteriyi kılık kıyafetinden ruh haline kadar ayrıntılı olarak deftere kaydetmesini istemesi, bizi değişik olayların beklediğini gösteriyor.

  Clay'ın nöbeti gece 12'den sabah 8'e kadardır. Bu saatlerde çok fazla müşteri olmaz, o nadir gelen müşteriler ise telaşlı ve bir an önce kitaba ulaşmaya çabalayan kişilerdir. Penumbra Clay'den bir şey daha istemektedir, kitapçının arka raflarında bulunan kitapları incelememesini. Bu kitaplar o telaşlı müşterilerin istediği kitaplardır. Ve tabii ki her yasak, merakı da yanında getirir...

   Penumbra'nın incelememesini istediği kitaplarda neler vardır? Niye bazı müşteriler büyük bir telaşla o gizemli kitapları istemektedir? Neden tüm müşteriler bu kadar ayrıntılı olarak deftere işlenmelidir? ve dükkanda çok fazla bir satış olmamasına rağmen dükkan nasıl ayakta durmaktadır?

    Tabii ki tüm soruların cevapları kitabın satır aralarında gizli. Söylemem gereken "24 Saat Açık Kitapçı'nın Sırrı"nda bizi sırlarla dolu bir geçmiş ve bu sırları çözmeye çalışan bunun için günümüz teknolojilerini de devreye sokan Clay ve arkadaşlarının gizemli ve sürükleyici macerası beklemektedir. 

Clay ve Penumbra'nın Kitapçısı'nın bir çizimi. Bence çok başarılı.
slate.com
     
---------Kitabı henüz okumamış olanlar lütfen bu bölümü okumasın.--------
   Kitabı okuduktan sonra, anlatılan olayların ne kadarı gerçek diye biraz araştırma yaptım. Çok net bilgiler bulamadım. Sağolsun Trend Yayınevi'nden Elif Hanım'ın sayesinde yazarımızla irtibata geçip bir kaç soruma cevap almış oldum.

en.wikipedia.org
  Öncelikle kitabımız gerçek bir hikaye değilmiş. Kullanılan teknolojik ürünler hariç gerisi kurguymuş. Tabii bir de Aldus Manutius'un gerçekten yaşamış olması ve matbaacılık ile uğraşması dışında. 

  Evet Aldus Manutius gerçek bir karakter, Yunanca ve Latince eserlerin herkes tarafından rahatlıkla okunabilmesi ve ulaşılabilmesi adına Venedik'te bir basımevi kurmuş ve o dönemin uzmanlarıyla birlikte seçtikleri değerli eserleri yayınlamıştır. Aldino olarak da bilinen italik yazı sitilini de onun bulduğu bilinmektedir. Kurduğu yayınevinin ismi Aldine ve simgesi ise kitabımızda da bölüm aralarında kullanılan "Festina Lente"nin simgesidir.
Aldine Yayınevi simgesi "Festina Lente"
commons.wikimedia.org







   Aldus Manutius karakteri gerçek olsa da, ardından kitaptaki gibi herhangi bir şifreli kitap/metin bırakmamış. Manutius ile beraber bir isim daha dikkatimizi çekiyor; Griffo Gerritszoon. Gerritszoon gerçek hayatta yaşamış Francesco Griffo'ya istinaden yazılmış ama tamamen aynı kişi değilmiş, yazarımız birkaç detayı değiştirmiş. Gerritszoon yazı tipi ise gerçek hayatta kitap basımında sıklıkla kullanılan Garamond olabilirmiş.

  Kitapta benim dikkatimi çeken son isim ise "Ejderha Şarkısı Günceleri" yazarı Clark Moffat. Araştırmalarımda Clark Moffat isimli bir yazar ve "Ejderha Şarkısı Günceleri" adı altında bir seri bulamadım. Bir site Robin Sloan'ın iki kitap serisinden etkilenerek böyle bir kurgu kullandığını söylüyor. Biri Margaret Weis ve Tracy Hickman'ın Ejderha Mızrağı Destanı diğeri ise Lloyd Alexander'ın Pryadin Günlükleri.



Altı Çizilesi:
   Tek bildiğim, insanlar belli bir yaşı geçtiğinde bazı şeyleri neden yaptıklarını sormamamız gerektiği.

   "Senin yaşındakilerin hâlâ kitap okuduğunu bilmiyordum" diyor Penubra, bir kaşını kaldırıp. "Her şeyi cep telefonlarından okuduklarına dair bir izlenime kapılmıştım." 
    "Bu herkes için geçerli değil. Hâlâ kitap kokusu seven bir sürü insan var."
    "Kitap kokusu!" diye tekrar ediyor Penumbra "İşte insanlar bunu söylediğinde akan sular durur. 
   
   Corvina ve Penumbra bir zamanlar çok yakın arkadaşmışlar, bunu ispatlayan fotoğrafı gördüm. Demek ki, o zman Corvina çok farklı bir insandı. Acaba hangi aşamada böyle oluyor?  Hangi aşamada artık o kişiye yeni bir isim, bir kimlik yakıştırılıyor. Üzgünüm, siz artık Corvina değilsiniz. Corvina 2.0'sınız.

    "Özenle yaratılmayan ve içinde dostluk barındırmayan hiçbir şey ölümsüz olamaz"

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...