Psikolojik Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Psikolojik Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2015 Perşembe

Ölümden Beter Yaşamlar - İlker Aksoy

ÖLÜMDEN BETER YAŞAMLAR
İLKER AKSOY
Sel Yayıncılık
Ocak 2014, 1. Baskı
318 Sayfa

AFD:
   "Ölümden Beter Yaşamlar" İlker Aksoy'un ilk kitabı. Bunu; kitap biter bitmez "İlker Aksoy'un diğer kitaplarını da okumalıyım" diyerek kendisini ve yazdıklarını araştırmaya çalıştığımda öğrendim. Kitabı gerçekten çok beğendim, bir ilk kitap içinse "Ölümden Beter Yaşamlar" oldukça iyi.

  Kitabın konusu; 80'lerde dünyayı değiştireceğine inanmış olan gencecik insanların, onurlu mücadelelerinin sonunda, yaşadıkları tüm zulümlerden sonra günümüzde hiçbir şeyin değişmediğini acı bir şekilde fark etmesi ve yaşamlarını sürdürebilmek adına değiştirmek istedikleri bu düzende var olmaya çalışmaları anlatılıyor. Kimi düzene ayak uydurmak için kendini değiştirmiş, kimi ise ne yaparsa yapsın bu yaşama alışamamış. Kimi kişiliğinden vazgeçmiş, kimi benliğinden...

   "Ölümden Beter Yaşamlar" kaybetmiş iki farklı insanın, Âdem Ziya ve Diler'in hikayesi. Ve onların hikayesi etrafında kaybedenlerin, hayata yenik başlayanların hikayesi.


Altı Çizilesi:
  Kadın hayvanın hamlesinden kaçmaya çalışırken elindekilerle birlikte geriye attı kendini. Ancak dengesini kaybederek sendeledi, yüksek topuklarının üzerinde bir anlığına hareketsiz kaldı, sonra Şişli'de doğum, kız lisesinden mezunşyeti, Moda'da düğünü, Bomonti'de apartmanı, Maltepe'de fabrikası, biri rahmetli iki kocası, biri kız üç evladı ve altmış dört yaşının heybetiyle yere yıkıldı.

Utanmış taklidi yaparak sırıttım.
Benim için hayat, rol yaptığım bir piyesten ibaret olmaya başlamıştı iyice.

  Arkamdan babam yaklaşıyor. Elini omzuma koyuyor. Yanıma çöküyor. Fotoğrafları gösteriyorum. Bir piknik fotoğrafını alıyor eline. Şöyle bir bakıyor.
  "Şimdi bütün gün kavga dövüş," diyorum.
  "Hayat kavga dövüş zaten."
  "Huzur yok," diyorum.
  "Eskiden var mı zannediyordun?" diyor. "Çocukluk bitti artık. O zamanlar her şey güzel gelir insana. Çünkü neler olup bittiğini bilmezsin etrafında. Sonra... Öğrenirsin... Ne kadar çabuk öğrenirsen o kadar iyi olur."

  Eskiden nasıl birisiydim unuttum.
  Şimdi ise kötü bir insanım.
  Bundan gurur duymuyorum. Ama utanmıyorum da. Dünya'ya iradem dışında geldim. Zihnimi gördüklerim, duyduklarım doldurup şekillendirdi.Kabahati kim bende bulabilir ki aklımdan geçenler için?

  Hepimizin amacı en fazla hazzı elde etmek değil mi bu ölümlü dünyadan.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş

GÖLGESİZLER
HASAN ALİ TOPTAŞ
İletişim Yayınları
2014, 11. Basım
(İlk Basım: 1995)
230 Sayfa

AFD:
   Gölgesizler Hasan Ali Toptaş ile tanışma kitabım oldu. Kitap için ilk olarak şunları söyleyebilirim; çok sade bir dille yazılmış,  her bölüm kendi içinde çok rahat bir şekilde okunuyor fakat romanı bütün olarak ele aldığımızda işler biraz karışıyor. Bölümler arasındaki geçişleri anlayabilmekte insan ilk sayfalarda gerçekten zorlanıyor. Tabii kitabın güzelliği de aslında bu; insanı düşünmeye, anlamaya çalışmaya yönlendirmesi. Kitap ilerledikçe her karakter yerli yerine oturmaya başlıyor fakat sadece karakterler yerlerine oturuyor, olaylar ise çığ gibi büyümeye devam ediyor. Kitabın son sayfasını çevirdiğimizde ise; çığ yok edeceğini etmiş, yıkacağını yıkmış artık her tarafı bir sessizlik kaplamış oluyor. Bu sessizlikte; ben, çığın nasıl başladığını neleri kendine katıp büyüdüğünü ve nasıl sonlandığını düşündükçe "iyi ki bu kitabı okumuşum" diyorum.

   Bu kitabı anlatmak gerçekten zor. Olaylar şehirde bir berberde başlıyor desem olmuyor, köyde başlıyor desem hiç olmuyor. Şöyle anlatmaya çalışayım. Bir köy var; o köyde insanlar kayboluyor. Köyün muhtarı ve bekçisi bu insanları bulmak için ellerinden geleni yapıyorlar fakat bu girişimler hep sonuçsuz kalıyor. Köyde bu kaos havası sürerken, köyde kaybolan biri şehirdeki berber dükkanında, jilet almak için berberden çıkan çırak ise köyde karşımıza çıkıyor.

   Kitabın ben de bıraktığı izi ve kitabın konusunu sizlere aktarmaya çalıştım. Şimdi biraz da kurgudan bahsedelim. Bu kısmı kitabın kurgusunu da kendi başıma keşfetmek istiyorum diyen kitapseverlerin okumamasını rica ediyorum, fakat ilk sayfadan itibaren kitaba daha kolay adapte olmak isteyenlerin de gönül rahatlığıyla okumalarını öneriyorum. Gölgesizler'in kurgusu için iki zamanlı kurgu deniliyor. Ben kurgunun üç zamanlı olduğuna inanıyorum. Birincisi romanın başladığı yer olan şehirdeki berber dükkanı, ikincisi uzaklardaki köy, üçüncüsü ise romanın hayat bulduğu yazarın odası.

  Yazarımız bu kurgu içinde hayatı sorgulamış. Bazen insana her gün uyandığı yatak, yaşadığı şehir yabancıymış gibi gelir. Aslında yabancı olan şehir midir yoksa biz mi? Biz kimiz? Bu hayatın hengamesine alışık olarak yıllardır yaşayan insan mı, yoksa bugün yabancı olduğunun farkına varan o kişi mi?

   Gölgesizler'in 2008 yapımı filmini de izlemeyi unutmayın. Ben kitap biter bitmez izledim gerçekten çok etkilendim.

  Candan Erçetin'in Gölgesizler filmi için yazdığı "Ben Kimim" şarkısını da mutlaka dinlemelisiniz.


Altı Çizilesi:
  Devlet her zaman 15 yaşında olurdu, canını sıkıp bir kere küstürdün mü, artık dönüp de yüzüne bakmazdı.

  Öteki ayrıntılar o denli çoktu ve öylesine büyük bir mercek altındaydı ki , herkes her şeyi görmekten körleşmişti. 

  O her şeyin bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olamazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde , sözcüklerin dişte , bakışların yüzde.

  Düşünce insanın içine düşünce, yolun yarısı tamam. Yani varılır bir yere , önceki noktada değilsindir artık ve dönemezsin .Dönsen de, eksik.

  ...Daha Ramazan'ın öldüğünü bile bilmiyor o. Bu yüzden Ramazan onun gözünde hâlâ yaşıyor... Hâlâ ata biniyor yani, hâlâ yiyip içiyor, yürüyor, koşuyor, gülüyor, ya da ne bileyim, düğünlerde keşkek dövüp halay çekiyor... Kimi zaman bunu düşündükçe, artık muhtar dönmese, diyorum içimden; dönmese de Ramazan hiç değilse onun gözünde yaşayıp dursa... Halay çekiyorsa çekse hani muhtar ölene dek, keşkek dövüyorsa dövse, gülüyorsa gülse...

14 Şubat 2015 Cumartesi

Ruh Adam - Hüseyin Nihal Atsız

RUH ADAM
HÜSEYİN NİHAL ATSIZ
Ötüken Neşriyat
Eylül 2014, 59. Basım
(İlk Basım: 1972)
308 Sayfa

AFD:
  Ruh Adam, doğru olduğunu düşündüğü sözlerini yüksek sözle söylediği için, yaşam felsefesi haline gelmiş olan askerlik mesleğinden atılan Selim Pusat'ın hikayesidir. Sadece söylediği bir sözden dolayı "kralcı" olarak ilan edilmesi, devletin düzenini bozmak için yabancılarla işbirliği yaptığı suçlamalarıyla askerlikten atıldığı gibi iki yıldan fazla bir süre de, aynı görüşü paylaştığı Şeref adlı arkadaşıyla hapiste yatmışlardır. 

  Devletine, milletine bağlı bir birey oldukları halde bu tür suçlamalarla yüz yüze kalmaları Selim Pusat ve arkadaşı Şeref'in psikolojilerini oldukça bozmuştur. Şeref hapisten çıktıktan sonra Selim'e küçük bir not bırakarak intihar etmiş bu olay Selim'in tüm dengelerini alt üst etmiştir. Bu olaydan sonra Selim için yaşıyor demek zordur. Bütün gün evin içinde bir köşeden bir köşeye yürüyen, eşi ve çocuğuyla bile çok büyük bir zorunluluk olmadıkça tek kelime etmeyen, tüm insanları değersiz ve riyakar olarak gören bir Ruh Adam'a dönmüştür.

  Selim'in bir yürüyüş esnasında rastladığı Leyla Mutlak ve  eşi Ayşe'nin öğrencileri, Selim için yıllardır yaşamadığı ve unuttuğu sandığı duyguları tekrardan alevlendirmeye başlar. Ruh Adam tüm insanları riyakar olarak görür ve kendi içinde büyük problemler yaşarken tanıştığı bu yeni kişiler onu hayata döndürebilecek midir? Yoksa Ruh Adam çok daha fazla içine mi kapanacaktır?

  Ruh Adam'ın tanıtım yazısında "tarihî bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını göreceksiniz" gibi bir cümle var. Ben tarihi bir roman olarak bile başladığını düşünmüyorum. Baştan sona psikolojik bir roman. Açıkçası ben Ruh Adam'ı sevdim, bazen olayların hangisi gerçek hangisi rüya acaba diye düşünsem de, kitabın yaşattığı bu ikilem bile oldukça güzeldi.

Altı Çizilesi:
  Yaşlı insanlar hayatın kötülüklerini göre göre kötüleşiyorlar; gönül saflığını, insan duygusunun bütün iyi tarafını kaybediyorlardı. Bu belki normaldi ama yürekleri yalnız iyilikle çarpan, dünyada yalnız iyi şeyler bulunduğunu sanan genç kızların da kötü duygulara kapılmış olması korkunçtu.

   Acizleri lâyık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar!

 İnsanlar okunmamış birer kitaptır. En basitleri hakkındaki hükmü bile tamamının okunmasına bırakmalı. Biraz derince olanların ise, iyice okunduktan sonra üzerinde az veya çok düşünmek lâzım.

  Düşmek bir şey değildir. Kalkamamak, düşkün kalmak korkunçtur.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...