Eylül 2014, 1. Baskı
252 Sayfa
252 Sayfa
AFD:
"Dem bu Demdir" hikâyeleriyle tanınan Mustafa Kutlu'nun yirmi yıllık süre içerisinde çalıştığı gazetelerde yazdığı denemelerinden oluşan son kitabı. Mustafa Kutlu'nun daha önce sadece Uzun Hikaye" isimli kitabını okumuş ve yazarımızın üslubunu sevmiştim. Bu kitapla denemelerini de sevdiğime karar verdim.
Mustafa Bey bize eski zamanları anlatıyor. Bir kuşun cıvıltısını, bir ağacın yaprağını, bir çiçeğin kokusunu... Televizyonlarda bize dayatılan %10-15'in yaşam tarzını değil, bize Anadolu'yu anlatıyor. Köylüyü, kasabalıyı, şehrin gerçek sakinlerini anlatıyor. Unuttuğumuz, unutmaya yüz tuttuğumuz özümüzü anlatıyor.
"Dem Bu Demdir"de bulunan denemelerin bazıları bana, bir romanın ya da bir hikayenin başlangıç bölümünü anımsattı. Hani bazı romanların/hikayelerin can alıcı bölümlerine geçmeden önce bir başlangıç bölümü olur da; yazar burada kitaba kendinden bir şeyler katar, vermek istediği mesajı verir ya, bu denemelerin de bir kısmı o havadaydı. Bu havayı yakalayan denemeler en sevdiklerim oldu: "Sokağımın Tek Ağacı", "Hayatı Tanımak", "Kime Güvenebiliriz?", "Reçete", "Unutmak Mümkün mü?" ve "Turgut Hocayı Dinlerken"
Bir de eleştirim var. Keşke kitapta yer alan her denemenin altına ne zaman yazıldığının tarihi belirtilseydi. Mesela "Bu sonbahar sararıp düşen her yaprak yıkılan bir aile, dükkanı kapatan bir esnaf, açlıktan kaldırıma yığılan bir işsiz gibi üzerimize çöktü" demiş Mustafa Bey bir yazısında. Ben "Bu sonbahar"ın hangi yılın sonbaharı olduğunu bilerek okumak isterdim açıkçası. Bunun gibi birçok örnek var. Kesinlikle bu konu dikkate alınmalı diye düşünüyorum.
Kitabı okurken bazen "Yazar bu cümleyi daha önce de kurdu" diye düşündüm. Mustafa Beyin köşesinde yazdığı yazılar günlük olarak okuyucuyla buluştuğu için her ne kadar farklı yazılar yazılmış olsa da; aynı cümleler, düşünceler ve alıntıların bazen tekrar kullanılması gayet normal.
Mustafa Bey bize eski zamanları anlatıyor. Bir kuşun cıvıltısını, bir ağacın yaprağını, bir çiçeğin kokusunu... Televizyonlarda bize dayatılan %10-15'in yaşam tarzını değil, bize Anadolu'yu anlatıyor. Köylüyü, kasabalıyı, şehrin gerçek sakinlerini anlatıyor. Unuttuğumuz, unutmaya yüz tuttuğumuz özümüzü anlatıyor.
"Dem Bu Demdir"de bulunan denemelerin bazıları bana, bir romanın ya da bir hikayenin başlangıç bölümünü anımsattı. Hani bazı romanların/hikayelerin can alıcı bölümlerine geçmeden önce bir başlangıç bölümü olur da; yazar burada kitaba kendinden bir şeyler katar, vermek istediği mesajı verir ya, bu denemelerin de bir kısmı o havadaydı. Bu havayı yakalayan denemeler en sevdiklerim oldu: "Sokağımın Tek Ağacı", "Hayatı Tanımak", "Kime Güvenebiliriz?", "Reçete", "Unutmak Mümkün mü?" ve "Turgut Hocayı Dinlerken"
Bir de eleştirim var. Keşke kitapta yer alan her denemenin altına ne zaman yazıldığının tarihi belirtilseydi. Mesela "Bu sonbahar sararıp düşen her yaprak yıkılan bir aile, dükkanı kapatan bir esnaf, açlıktan kaldırıma yığılan bir işsiz gibi üzerimize çöktü" demiş Mustafa Bey bir yazısında. Ben "Bu sonbahar"ın hangi yılın sonbaharı olduğunu bilerek okumak isterdim açıkçası. Bunun gibi birçok örnek var. Kesinlikle bu konu dikkate alınmalı diye düşünüyorum.
Kitabı okurken bazen "Yazar bu cümleyi daha önce de kurdu" diye düşündüm. Mustafa Beyin köşesinde yazdığı yazılar günlük olarak okuyucuyla buluştuğu için her ne kadar farklı yazılar yazılmış olsa da; aynı cümleler, düşünceler ve alıntıların bazen tekrar kullanılması gayet normal.
Altı Çizilesi:
Hikayeci Sait Faik için anlatılan bir anekdot vardır. Kendisinin iyicene tanındığı yıllarda bir başka yazar daha türemiş. Yazarlar arasında rekabeti, kıskançlığı, atışmayı seven ve bunu her fırsatta körükleyen birileri, Sait Faik'e bu yeni palazlanan yazardan bahsederek fikrini sormuşlar. O da: - Bırak canım, adam daha balıkların adlarını bilmiyor, ondan hikayeci olmaz, demiş.
Paylaşmak, dayanışmak, bir tebessüme karşılık vermek ve ağlarken bir sineye yaslanabilmek en güzeli.
"Aklına Mecnunların tahsin ki ketm-i râz edip
Geh sipihre ger der û dîvara söyler söylese."
(Aferin şu delilerin aklına ki, sırlarını saklamasını bilir ve onları olur olmaz kişiye açmazlar. Mutlaka söylemek icap ederse gökyüzüne, kapıya veya duvarlara söyler, onlarla dertleşirler).
Kitap vasıtası ile vücut bulur, kitapla haşır-neşir olan kişide bir ruh yüceliği, bir ahlak inkişafı, bir metafizik derinlik, bir aksiyon hamlesi hissedilir. Edebiyat bunu yapar.
Medyanın ağzında "Temiz eller operasyonu"...
İnsanlarımızın zihninde bir soru: "Hangi temiz el bu operasyonu yürütecek"...
Kutsal kitabımız buyuruyor: "İnsanoğlu hem cahil, hem nankördür"...



