16 Mayıs 2014 Cuma

#soma İçin Yardım Zamanı




 Soma'da tam anlamıyla bir katliam yaşandı, gözlerimizde yaş dilimizde dualarla izledik! yaşanan acıyı. Kelimeler yetersiz...

Bir sürü çocuk yetim kaldı. Oğlumu severken gözlerim yaşarıyor. Bu çocuklar artık babalarının sevgisine hasret yaşayacaklar... Bu gözyaşlarını hiçbir zaman dindiremeyiz ama en azından biraz da olsun hayatlarını maddi yönde kolaylaştırabiliriz. Şimdi sıra biz uzaktan izleyenlerde...







Bulabildiğim güvenilir bağış yolları.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Soma Kaymakamlığı, Soma Belediyesi; Soma için yardım hesabı

Türk Kızılayı, Soma Belediyesi;  Soma için yardım hesabı

TOBB'un Soma için yardım hesabı
İYİLİKDER Soma yardım hesabı




Son olarak Thomas More'un kelimelerini okumanızı öneriyorum.
 More #soma da ve Soma gibi birçok yerde yaşananlarla ilgili önemli soruları 1516 yılında sormuş. Hâlâ net bir cevabımızın olmadığı açık.... :(

    Dualarımız Soma'yla...



9 Mayıs 2014 Cuma

Mrs. Dalloway - Virginia Woolf

MRS. DALLOWAY
Orjinal Adı: Mrs. Dalloway
VIRGINIA WOOLF
Çevirmen: İlknur ÖZDEMİR
Kırmızı Kedi Yayınları
Kasım 2013, 4. Baskı
Orijinal İlk Basım: 1925
208 Sayfa


AFD:
   Mrs. Dalloway okuduğum ilk Virginia Woolf kitabı. Daha önce askerlik vazifemi yaparken Woolf'un Deniz Feneri adlı kitabına başlamış fakat Woolf'un anlatım tarzı yüzünden çok fazla sayfa okuyamadan kitabı aldığım hızla kütüphaneye iade etmiş ve daha sonra tekrar Virginia Woolf kitabı okuyacağıma dair kendime söz vermiştim. Her zaman kendim ya da herhangi biri aslında güzel olarak nitelendirilen bir kitabı sevmediğinde o kitap için doğru zamanın gelmediğini düşünür/söylerdim. Kitap Kardeşliği'nde ayın kitabı olarak Mrs. Dalloway seçilince yeniden Virginia Woolf ile buluşmuş oldum. Benim için aslında, Deniz Feneri'ni okumaya çalıştığım o günden bu güne çok fazla bir değişiklik olmamış.   Yine ilk sayfalarda çok sıkıldım, fakat bu sefer kitabı okurken rahatsız edilmeyeceğim zaman dilimleri yakalayabildiğimden ve  kendime verdiğim sözü tutmak istediğimden azmettim ve kitabı bitirmeyi başardım.

    Virginia Woolf'un bu kitapta kullandığı tekniğe "Bilinç Akışı Tekniği" deniliyormuş. Bilinç Akışı Tekniği : kitapta bulunan karakterlerin tüm düşüncelerinin yazıya aktarılmasıdır. Ben bu tekniğin Mrs. Dalloway'de nasıl işlendiğine dair şöyle bir örnek verebilirim: Örnek olayımın özeti şu; Bir caddeden bir adam karşıdan karşıya geçmektedir, Woolf bunu "Adam karşıdan karşıya geçti" demek yerine, Adam (Adamın nereden gelip nereye gittiği, aslında nereye gitmek istediği, adamın düşündükleri, adamı gören birkaç kişinin o anda yaptıkları ve düşündükleri, adamı görmeyen bir çiftin o anda arasında konuştukları ve konuştukları haricinde kendi iç dünyasında düşündükleri, adamın karşıdan karşıya geçerken ona yaklaşmakta olan şoförün evde eşiyle yaptığı tartışma hakkında düşündükleri ve benzerlerini; tireler, iki noktalar, üç noktalar, noktalı virgüller, noktasız virgüller vb'lerini de kullanarak ) karşıdan karşıya geçti. şeklinde anlatmayı tercih ediyor. Bu yüzden de kitabı okumak, anlamak oldukça zorlaşıyor. Kitabın ilk 30 sayfasında yaşanan bu büyük karmaşa diğer sayfalarda azalıyor. Bana göre ilk 30 sayfadan sonra kitap daha bir kolay okunuyor.

   Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı, Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı da Bilinç Akışı Tekniği ile yazılmış kitaplar sınıfına giriyormuş. Ben bu iki kitabı okurken Mrs. Dalloway'ın ilk 30 sayfasında zorlandığım kadar zorlanmamıştım. Hatta zorlanmaktan ziyade benim için okuması çok keyifli olan kitaplardı.

   Mrs. Dalloway'i okumadan önce araştırdığımda tüm tanıtım yazılarında özetle; "Akşama bir parti verecek olan Mrs. Dalloway'in bir günü anlatılmıştır"cümlesini okuyup, daha önce yaşadığım Deniz Feneri okuma denememin de etkisiyle,  kitaptan daha fazla korkmaya başlamıştım. Oysa Woolf bu kitabında sadece Mrs. Dalloway'ın bir gününe değil, Mrs Dalloway'le aynı şehirde yaşamaktan başka hiç bir ortak bağı olmayan Septimus ve Rezia'nın, Mrs. Dalloway'in kocası Richard Dalloway'in, eski aşkı Peter Walsh'ın, eski yakın arkadaşı Sally'nin, kızı Elizabeth'in ve kızının öğretmeni Mrs. Kilman gibi bir çok karakterin de hayatına değinmiştir.

   Kitap hakkında iki ufak not daha paylaşayım; Virginia Woolf, Mrs. Dalloway'i 1925 yılında yazmış olmasına rağmen basılmadan önce 3 kez tekrar yazmış ve kitaba "Saatler" ismini vermeyi düşünse de son olarak Mrs. Dalloway'de karar kılmış. Fakat o vazgeçtiği isim yıllar sonra Michael Cunningam tarafından yazılan ve içinde Virginia Woolf'un da hayat hikayesine değinilen bir romana verilmiş. Bu kitabın filmi de çekilmiş ve Virginia Woolf'u Nicole Kidman canlandırmıştır.

   Gelelim "Kitabı tavsiye eder miyim?" kısmına: Virginia Woolf'un sonunda bir kitabını okuduğum için oldukça mutluyum, aslında ilk 30 sayfa dışında kitap akıcı bile sayılabilirdi fakat bir daha Virginia Woolf okur muyum?... Biraz zor gibi. Yani bu kitap son sayfayı çevirdiğimde bende "Mutlaka Woolf'un diğer kitaplarını da okumalıyım" diye bir duygu yaşatmadı. Kitabı okuyacaklara tavsiyem, sürekli tekrarladığım gibi ilk 30 sayfada dişlerini sıkmaları. :)


   Altı Çizilesi kısmında sadece bir paragrafa yer vereceğim. 1920'lerin İngiltere'sindeki düşünce ile günümüz Türkiye'sindeki düşünememenin kıyaslanabilmesi adına çok güzel bir örnek:

    Uygarlığın zaferlerinden biri, diye düşündü Peter Walsh, ambülansın ince, tiz sireni duyulurken, uygarlığın zaferlerinden biri. Hızla hastaneye doğru yol aldı bembeyaz ambülans, zavallının birini gecikmeden, insana yakışır bir şekilde almış olmalıydı; başına bir darbe alan biriydi belki, ya da hastalığın çökerttiği biri, bir-iki dakika önce şu kavşaklardan birinde araba çarpmış biride olabilirdi, herkesin başına gelebileceği gibi. Uygarlıktı bu. Londra'daki bu beceriklilik, örgütlenme ve dayanışma Doğu'dan döndüğünde dikkatini çekmişti. Bütün arabalar kendiliğinden yol veriyordu ambülansa geçmesi için. Belki de marazi bir şeydi bu; içinde zavallı birini taşıyan bu ambülansa gösterilen saygı dokunmuyor muydu insana - telaşla evlerine koşturan adamlar yanlarından ambülans geçerken karılarını akıllarına getiriyorlardı ya da başında bir doktor ve hemşireyle orada uzanmış yatan kişinin pekâlâ kendileri de olabileceğini düşünüyorlardı...

4 Mayıs 2014 Pazar

Erken Kaybedenler - Emrah Serbes

ERKEN KAYBEDENLER
EMRAH SERBES
İletişim Yayınları
2012, 9. Baskı İlk Baskı: 2009
144 Sayfa


AFD:
    Emrah Serbes'le tanışma kitabım oldu Erken Kaybedenler. Bir polisiye yazarı/senaristi olduğunu bilmeme rağmen bu kitabı daha çok ilgimi çektiğinden bununla başlamaya karar verdim.

     Neredeyse, her erkek hayata kaybederek başlamıştır. Bence burada "neredeyse" kelimesi bile fazla ya, ama kimi istisnalar çıkıp da ben kaybederek başlamadım demesin diye "neredeyse"yi kullanmak durumunda kaldım. Neyse, kimi erkeğin kaybı çok daha büyükken (Anne-Baba) kiminin kaybı ise küçük görünse de, kendi yaşına göre oldukça (ilk aşk, ilk reddediliş) büyüktür. Erken Kaybedenler'de de bu kayıpların kahramanlarının hikayeleri işleniyor.

  Hikayeler aslında çok tanıdık içlerinde; aşklar, kayıplar, hüzünler, ayrılıklar, arada kalmışlıklar, reddedilmişlikler, boyundan büyük işlere kalkışmalar ve ince ince değinilmiş siyaset var. Tüm bunlar çok güzel bir dille anlatılmış ve Erken Kaybedenler tekrar tekrar okunabilecek bir kitap olmuş.

     "Kitabı okusam mı acaba?" diye düşünenler için sanırım bu bölüm yeterli bir cevap olacaktır.
"Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?
"Hangisini?"
"Otomatik yanan, sensorlu lamba."
"Hayır."
"Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."

Önüme baktım.
"Neden kırdın?"
Cevap yok.
"Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle..."
"Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?"
"Lamba senden değerli mi evladım, lambanın a.... koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı s.....m, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için."
"Beni görünce yanmıyordu baba."
"Nasıl ya?"
"Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni."
"E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
"Hadi ya! Sahiden mi?"
"Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok."

Babama sarıldım, yıllar sonra.



Altı Çizilesi:
   Kendini kandırmaca, en sevdiğim oyun.

   İhtiyarlığın güzel yanı şu, ağzına geleni söyleyebiliyorsun, insanlar sadece gülüyor.

   Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. Büyüdükçe öyle küçüldüm ki içimde taşıyacak bir şey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim.

   Sonuçta her sevilen kadın güzel bir şarkıdır, bütün sözlerini hatırlayamazsın belki ama melodisi aklında kalır.

   Korhan Ağbi'nin kardeşi olduğu için Aycan'ı sevemiyordum,o sene onun yerine Esra'yı seviyordum. Okulun ilk günü silgi istemiştim Esra'dan. Silgisini ısırıp ikiye bölmüş, yarısını bana vermişti. Ben de ona aşık olmaya karar vermiştim.

   Söylemekten vazgeçtiğim şeyler söylediklerimden daha fazla. Çünkü insanları üzmek istemiyorum.

  Ağbim yirmi yaşında bu vatan için şehit oldu. Siz büyük şehirlerin ışıklı bulvarlarında elinizi kolunuzu sallayarak rahatça yürüyebilin diye o gitti Çukurca’da mayına bastı.

   Polisler grubu çembere alıp ellerindeki biber gazlarını sıkmaya başlayınca herkesin gözleri doldu. Öne çıktım, "Göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok" dedim. "Arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar."

2 Mayıs 2014 Cuma

Nisan 2014 Çok Satan Kitaplar Listesi

   Kitap satışı yapan 20 farklı sitenin çok satan kitaplar listelerini harmanlayarak oluşturduğumuz Nisan ayı listemizin başında Uğur Koşarı'n kitabı Allah De Ötesini Bırak var.


Allah De Ötesini Bırak

Allah her şeyden haberdardır, sanmayın ki size yapılan haksızlığa kayıtsız kalıyor.
O, size bir annenin evladına yaklaştığı merhametten daha fazla merhamet duyandır.
Duanın karşılığını takip etmeden Allah de ötesini bırak.
Kul Rabbini imtihan etmez.
Ona tevekkülle yaklaştığında rahmetini tüm hücrelerinde hissedeceksin.
Karşında o kadar çok maskeli insan var ki onları tanımak için yoruluyorsun.
Şayet dikkat edersen güzel olan bir şey var; o senin hakkını aldıkça, sen onun sevaplarından kazanıyorsun.
O halde kaybettim diye üzülme, biraz daha derin bakarsan, aslında kazandığını fark edeceksin!.. Aşık olcaksın evet ama kalbini Allah aşkıyla yakacaksın...

Dünyanın geçici olduğunu, biteceğini İDRAK edeceksin; sadece sonsuz kudrete bağlanacaksın.
ALLAH'A bağlı yaşayacaksın.
İşte Uğur Koşar bu kitap da sana herkes gibi Allah'ı anlatmıyor O'nu adeta hissettirip yaşatıyor!.. Psikolog Cavidan Ebru Kızıl Yirmi yıldır terapi deneyimlerimde elde ettiğim sonuçlardan biri şudur ki; eksik olan parçaları yitirdiğini düşünen ve bunları arayarak çıkmazlara giren ve bunun da dışarıda olduğunu sanan çok büyük bir çoğunluk çeşitli psikolojik sorunlarla ruh sağlıklarını bozmuştur.

Bu büyük çoğunluğa eserlerinde ve görüşlerinde öze dönüş yolunda katkı sağlayan, aradıklarını bulabilme cesareti ve ışığı olan Uğur Koşar Dostuma ALLAH DE ÖTESİNİ BIRAK ile özlerine dönebilmesi adına ışık olan eserinden dolayı en içten teşekkürlerimi sunuyorum Uzm.
Psikolog Abdullah Topal



1. Allah De Ötesini Bırak - Uğur Koşar - Destek Yayınları
2. Bana Allah Yeter - Uğur Koşar - Destek Yayınları
3. Rabb'in İçin Sabret - Uğur Koşar - Destek Yayınları
4. Kocan Kadar Konuş - Şebnem Burcuoğlu - Dex Yayınları
5. Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali - Yapı Kredi Yayınları
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...