Rus Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rus Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2015 Pazartesi

Karamazov Kardeşler - Dostoyevski (Okur Testi)

Karamazov Kardeşler - Dostoyeski
Okur Testi
İyi Eğlenceler...

9 Mart 2015 Pazartesi

Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

KARAMAZOV KARDEŞLER
Orijinal Adı: Братья Карамазовы, Bratya Karamazovy
Çevirmen: Nihal Yalaza TALUY
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Eylül 2014, 11. Basım
Orijinal İlk Basım: 1880
1026 Sayfa

AFD:
  Yıllar önce Dostoyevski'den Suç ve Ceza'yı okumuştum. Kitabı beğenmeme rağmen, yıllardır neden Dostoyevski okumadığım sorusuna bir cevap bulamıyorum. İnşallah bu açığımı Karamazov Kardeşler'den sonra kapatacağım, kitabı bitirir bitirmez neredeyse tüm Dostoyevski kitaplarını kitap listeme ekledim.

  Karamazov Kardeşler, kitap seçimini ve yorumlarını çok beğendiğim bir arkadaşımın hediyesi. Distopik kitaplar hakkında konuşurken, "Bence distopik kitapların atası Dostoyevski'nin 'Büyük Engizisyoncusu'dur" diyerek fikrini belirtti, benim henüz okumadığımı öğrenince de "Büyük Engizisyoncu" bölümünü içinde barındıran Karamazov Kardeşler'i ertesi gün hediye olarak getirdi. Böyle arkadaşlara sahip olmak güzel bir ayrıcalık. Kitabı hediye ettiği için değil, bana yeni bir bakış açısı kazandırdığı, düşüncesini
paylaştığı için. Teşekkürler @ermanatco . Bu arada, "Büyük Engizisyoncu" için öne sürdüğün fikre de kesinlikle katılıyorum.

  Dostoyevski denilince akla ilk başta Suç ve Ceza gelse de, bu kitaptan sonra benim için Dostoyevski demek Karamazov Kardeşler demektir. Öncelikle kitaptaki karakterlerden birine ölen üç yaşındaki oğlu Alyoşa'nın adını vermesi, Karamazov Kardeşler'in (Dimitri, İvan ve Aleksey) kendi yaşamının evreleri olması, bu üç birbirinden farklı karakter üzerinden hayatı sorgulaması, bu sorgulamalarda benimsediği düşünceyi okura empoze etmek yerine, tez ve antitezleri sunarak seçimi okuyucuya bırakması, kitabın göz korkutan hacmine rağmen kolaylıkla kendisini okutması, son sayfayı çevirdiğimde diğer tüm Dostoyevski kitaplarını okumak istemem ve kitabın yüzyıldan uzun zamandır etkisini arttırarak sürdürmesi benim için Karamazov Kardeşler'i okuduğum en iyi kitaplar arasına koymaktadır. 

  Karamazov Kardeşleri okumayan arkadaşlarım için konusunu çok fazla detay girmeden anlatmak isterim. Kitabın ana karakterlerinden biri olan Fyodor Pavloviç Karamazov ailenin babasıdır, Baba sıfatını ona her ne kadar yakıştıramasam da. Kendisi para ve şehvet düşkünü bir karakterdir. İki defa evlenmiş bu evliliklerinden üç çocuğu (Dmitri, İvan, Aleksey) olmuş, iki eşi de erkenden vefat edince çocuklarını uşağı Grigori büyütmüştür. En büyük evlat Dmitri Karamazov hemen hemen babasıyla aynı karakterdedir.  Bu iki benzer karakter; kentlerinde neredeyse tüm erkeklerin ilgisini üzerinde çeken Gruşenka'ya aşık olurlar. İkisi de Gruşenka'yla evlilik planları kurarken birbirlerine iyice düşman kesilmişlerdir. Diğer iki evlattan İvan; kent dışında iyi bir eğitim almış, düşünceleriyle ön plana çıkan bir karakterdir. Kitap boyunca tanrının varlığını sorgularken en küçük evlat Aleksey ise İvan'ın tersine Tanrı yoluna kendini adamış bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu karakterlerden başka bir de Fyodor Pavloviç'in evlilik dışı bir oğlu daha olduğu dile getirilmektedir, bu da uşağı Grigori'nin büyüttüğü ve evin uşağı ve aşçısı olan Smerdyakov'dur. Kitabın asıl olayı Baba Fyodor Pavloviç ile evlat Dmitri'nin arasındaki Gruşenka çekişmesidir. Gruşenka ise bir seçim yapmamış ikisiyle de ilgilenmektedir...


Altı Çizilesi:
  İlkin kendi kendinize yalan söylemeyin. Kendi kendine yalan söyleyip yalanını ciddiye alan insan sonunda ne kendinde ne de etrafta gerçeği seçemez olur. böylece hem kendisine hem başkalarına saygısızlık eder. 

  Zaman zaman insanın acımasızlığı 'vahşi' sözcüğüyle ifade edilir ama bu, vahşi hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık ve hakarettir. Vahşi hayvan hiçbir zaman ustalık ve zevk almak bakımından bir insan kadar acımasız olamaz.

  Bazı insanların düşmanlığı, dostluklarından daha yararlı oluyor.

  İnsanın en değerli anıları aile ocağında geçen çocukluğunun anıları oluyor. Ailede bir parçacık sevgi ve dirlik varsa bu böyledir.

  Başkasına yargıçlık etmeye hakkın olmadığını asla unutma. Çünkü suçluyu yargılayan yargıç, kendisinin de karşısında duran kadar suçlu olduğunu, o adamın işlediği suçta belki herkesten çok sorumlu olduğunu bilmelidir. Saçma görünmekle birlikte gerçektir bu. Çünkü ben doğru bir insan olmuş olsam karşıma suçlu çıkmayacaktı belki.

  Sonuna kadar inan; herkes doğru yoldan sapsa, doğru yolda kalan tek başına sen olsan bile... 

  Ne büyüklerden, ne güçlülerden kork; akıllı, hep mutlu ol. Ölçülü olmaya, haddini bilmeye dikkat et, bu konuda bilgi edin.

  Babacığım, mezarımı toprakla örttükten sonra üzerine bir ekmek kabuğu ufala. Serçeler gelir; seslerini duyar, yalnız olmadığıma sevinirim.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Biz - Yevgeni Zamyatin

BİZ
Orijinal Adı: Мы
YEVGENI ZAMYATIN
Çevirmen: Fatma & Serdar ARIKAN
İthaki Yayınları
Aralık 2012, 2. Baskı
(Orijinal İlk Basım 1920)
250 Sayfa


AFD:
  Distopya kitaplarının en önemlilerinden olan Kara Dörtleme serisini tersten de olsa bitirmiş bulunuyorum. Kara Dörtleme'nin asıl sırası şu şekilde; Biz - Yevgeni Zamyatin, Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört - George Orwell, Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

  "Biz", Thomas More'un Ütopya'sına ve Platon'un İdeal Devlet'ine karşı anti-ütopya olarak adlandırılan distopya türünün ilk örneği. Tüm distopyalarda olduğu gibi aslında yöneticilerin bakış açısına göre ortada kusursuz bir ideal devlet, bir ütopya düzeni var. Yöneticiler bu düzeni korumak adına ellerinden geleni yapıyorlar. Aslında yönetilenlerin de neredeyse tamamına yakını bu düzenden oldukça memnun. Çünkü başka herhangi bir yönetim şekli, ya da herhangi bir yaşam tarzı bilmiyorlar.  Küçük tesadüfler sonunda başka bir yaşam şekli olduğunu öğrenenler ya da yöneticilere göre; hastalıklı beyinlere! sahip olan az sayıda bireyin bu yönetim şeklini sorgulamasıyla distopya düzeni ortaya çıkıyor. 

  Romanımız 26. yüzyılda geçiyor. Geçmişte yaşanmış olan iki yüzyıl savaşlarından sonra bilinen tek ülke, romanımızın geçtiği "TekDevlet"tir. Tek Devlet'te yaşam dakikası dakikasına planlanmış bir şekildedir. Herkes aynı dakikada çalışmaya başlar, aynı dakikada yemek ve istirahat için mola verir ve aynı dakikada uyur. Tek Devlet'in kuralları sadece bunlarla sınırlı değildir tabii, her konuda kurallar vardır, mesela; bir lokma yutulmadan önce 50 defa çiğnenmelidir. Cinsel ilişki yaşamak isteyen bireyler devlete başvurarak bir çeşit bilet almak zorundadır. İnsanlar her tarafı camla kaplı bölmelerde yaşamlarını sürdürürler, bu sayede bireyin ne yaptığı her an denetlenebilir. Sadece Tek-Devlet'in belirlediği cinsel ilişki saatinde bir bilete sahip bireyler o bileti görevliye verip storları indirme hakkına sahiptirler. 

  Böyle bir devlette yaşayan kahramanımız D-503 sıradan, hayatından memnun bir Tek-Devlet bireyidir. Tek-Devlet'in diğer gezegenlere ulaşmasını sağlamak adına inşa edilen İntegral'in baş mühendislerinden biridir D-503.  Her şey onun, I-330 ile tanışmasıyla başlar. I-330 ise başka yaşam şeklinin mevcut olduğunu bilen ve bu düzene karşı eylem yapma planında olan bir Tek-Devlet karşıtıdır. D-503, I-330'a aşık olur ve Tek-Devlet yönetiminden çekinmesine rağmen I-330'un istediklerini yapmaya başlar. Peki I-330 ve arkadaşları Tek-Devlet düzenini yıkabilecek midir? Tek-Devlet haricindeki yaşam nasıl bir yaşamdır? Sorularımızın cevabı için distopyanın öncüsü "Biz" mutlaka okunmalıdır.

  Distopya sevenler için "Biz" mutlaka okunmalıdır. Fakat ilk defa okuyacaklar için ise "Biz" biraz ağır gelebilir. Benim tamamen tesadüf eseri tersten uyguladığım sıra, yeni distopya okuyucuları için oldukça tercih edilebilir bir sıralamadır diye düşünüyorum. Son olarak distopya okumaktan çekinenler için; Açlık Oyunları'nın da bir distopya örneği olduğunu hatırlatmak isterim.


Altı Çizilesi:
   İnsan son sayfasına kadar ne olacağı bilinmeyen bir roman gibidir. Başka türlü olsaydı okunmaya değmezdi...


18 Şubat 2013 Pazartesi

Suç ve Ceza - Dostoyevski

SUÇ VE CEZA
Prestupleniye i Nakazaniye

FYODOR MIHAYLOVIÇ DOSTOYEVSKI


   Uzun zamandır okumak istediğim klasiklerden biriydi Suç ve Ceza. Elimin altında Oda Yayınlarından çıkan 2 ciltten oluşan versiyonu olunca, çoktandır da okumak istediğimden bir hevesle okumaya başladım, ve yine hayal kırıklıkları.. ?

   Bir kez daha tecrübeyle kanıtlanmış oldu. Bir eseri hakkıyla okumak istiyorsanız – ki özellikle dünya klasiklerinden biriyse – mutlaka iyi bir yayınevinden çıkmış olan kitabı seçmelisiniz. Yine büyük bir hata yapmış oldum yani; hele kitabın ilk sayfaları, ilk tasvirler, aman Allahım! Bazı yerlerinde çevrilen cümleler anlaşılmıyordu bile. Bazı çeviriler sanki Google’ın çeviri kısmından yapılmış. Sayfalar ilerliyor tam konuya hakim oldum derken biri daha dahil oluyor hikayeye ama nereden çıktığı belli değil, hiçbir giriş, tanıtım yok sanki daha önceden defalarca o karakterden bahsedilmiş gibi. Yine yayınevi azizliğine uğramama rağmen kitabın konusunu sevdim. Raskolnikov’un hikayesini okumakta geç kalmış olduğumu fark ettim.

   Oda Yayınlarından çıkan 2 ciltlik kitabı bitirdikten yaklaşık bir ay sonra NTV yayınlarından çıkan Suç ve Ceza’nın çizgi romanı geçti elime. (Sevgili arkadaşlarımız Sevi-Ahmet çiftine gittiğimiz bir akşam kitaplıklarından ödünç aldık.) 125 sayfalık bu çizgi roman kesinlikle çok eğlenceli ve diğer 2 ciltlik kitaptan daha güzeldi. Resimler Raskolnikov’un psikolojisini çok güzel anlatıyordu. Bir yerlerde rastlarsanız  mutlaka okuyun derim.

   Genel olarak “Suç ve Ceza” dan bir şeyler söylemem gerekirse; ilk önce şunu belirtmek istiyorum; bir yerde “Dostoyevski okuyanlar iki gruba ayrılırmış; sadece okuyanlar ve anlayanlar” diye bir cümle görmüştüm. Bu eseri elimden geldiğince anlamaya çalışarak okudum. Henüz okumayanlar için burada konusundan açık açık bahsetmek istemiyorum ama zaten çok ünlü bir eser olduğu ve az çok herkesin kitabın neyden bahsettiğini bildiğimden ( ki zaten adı üstünde) bazı şeyleri yazmakta zarar görmüyorum. Yokluk içinde yaşayan Raskolnikov paraya değer vermiyor, üstelik ne zaman eline biraz para geçse hepsini düşünmeden kendinden daha kötü durumdaki insanlara veriyor. Yaşlı bir tefecinin parasını almak için onu öldürüyor fakat yine çaldığı paraya dokunmuyor. Romanın kahramanlarının ruh halini ( tabi ki özellikle Raskolnikov’un) büyük bir ustalıkla anlatmış yazar. Evet, ortada bir suç, bir cinayet var fakat bunun nedenleri, cinayetin öncesinde ve sonrasında Raskolnikov’un hissettikleri, davranışları, vicdan azabı çok başarılı bir şekilde işlenmiş. Ayrıca kitabın yazıldığı dönemin Rusya’sı da oldukça çarpıcı örneklerle yansıtılmış. Bu başyapıt bence kesinlikle herkes tarafından okunmalı.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...