Alman Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alman Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2015 Cumartesi

Momo - Michael Ende

MOMO
Orijinal Adı: Momo
Çevirmen: Leman ÇALIŞKAN
Kabalcı Yayınevi
Nisan 2012, 5. Basım
Orijinal İlk Basım: 1973
303 Sayfa

AFD:
    "Momo" yine okumakta çok geç kaldığımı düşündüğüm bir kitap. Çocukluk yıllarımda neden kimse Momo'yu bana önermedi acaba? Momo'nun verdiği mesajı, geleceğimizin büyük adamlarına bir an önce aktarmalıyız. Kötülüklerle tanışmadan, henüz hırs gözlerini boyamamışken, henüz tertemiz kalplerine ulaşabilecekken...

   Momo, kimsesiz bir çocuktur. Hikayemizin geçtiği kasabaya nereden geldiği bilinmez. Kasabalı ilk başta Momo'yu yadırgasa da, onunla konuştukça onu sever ve kalacak yer verirler. Momo kasabaya yeni bir hava katmıştır. Herkes Momo'yla vakit geçirmeyi çok sever. Derdi olan derdini anlatır, çünkü Momo çok iyi bir dinleyicidir. Küskünler Momo'nun yanında barışır, Momo çok güzel tavsiyeler verir. Çocuklar Momo'nun yanında çok eğlenceli vakit geçirirler, çünkü Momo'nun yanında hayal güçleri artar ve hiç akıllarını gelmeyecek oyunlar kurgulayıp zevkle oynarlar.

   Her şey kasabada bu kadar düzgün gitmeyecektir tabii ki, ortaya kötüler yani Duman Adamlar çıkar. Duman Adamlar, tüm halkı zamanlarını tasarruf etmeye ikna eder. İnsanlara boş yere ne kadar vakit harcadıklarını bu boş vakitlerinde aslında daha fazla neler yapabileceklerini empoze ederler. Çünkü Duman Adamlar'ın var olabilmek için insanların boşuna kullandıkları zamanlarına ihtiyaçları vardır. Duman Adamlar bir nevi zaman hırsızıdır.

   “Zaman tasarruf edeyim derken aslında başka şeylerden tasarruf ettiğinin kimse farkında değildi. Yaşamlarının gittikçe daha zavallı, daha tekdüze ve daha soğuk geçtiğini kavramak istemiyorlardı. Bu gerçeği sadece çocuklar, taa yüreklerinde hissettiler.”

Ulrike Enders'in Hannover'deki
Michael Ende Meydanı için yaptığı
Momo'nun heykeli
Wikipedia
  Duman Adamlar'ın herkesin beynini yıkamasıyla, kasaba yaşanmaz bir hale gelir. Özellikle Momo ve çocuklar bu durumdan oldukça rahatsızdır. Çünkü Duman Adamlar bir tek çocukları etkileyemezler. Momo'nun önderliğinde ortada bir şeyler döndüğünü fark eden çocuklar bu duruma son vermek isteseler de Duman Adamlar ailelerinin aklına girerek çocukları saf dışı bırakır.

  Momo bu savaşta yalnız kaldığını düşünürken ortaya bir kaplumbağa çıkar ve olaylar gelişir.

...nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör bir insan için gökkuşağının renkleri ve sağır bir insan için kuş sesleri nasıl boşunaysa, bütün bir yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki, düzgün çarpmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır.

   Yüreğinizin hiç bir zaman kör ve sağır olmaması dileğiyle...

24 Haziran 2015 Çarşamba

Körleşme - Elias Canetti

KÖRLEŞME
Orijinal Adı: Die Blendung
Çevirmen: Ahmet CEMAL
Sel Yayınları
Ocak 2015, 1. Basım
Orijinal İlk Basım: 1935
565 Sayfa

AFD:
   "Körleşme" uzun zamandır methini duyduğum ve okumak istediğim bir kitaptı. Halil Serkan Öz'ün öğrencilerine önerdiği kitaplar arasında da görünce artık okuma zamanımın geldiğini anladım. Özellikle bir öğrencisinin, Halil Hoca'nın; "Eğer bilmek istersen, diğerleri gibi laylaylom yaşamak istemezsen, söylediğim yazarları okuyun. Ama bilin ki ne kadar çok öğrenirseniz bunları; insanları tanırsınız, toplum sizi dışlar, yalnızlaşırsınız. Bu söylediğim yazarların cenazelerine üç beş kişi gitmiştir, kitapları yasaklanmıştır." cümlesini aktarması giderken bizlere okuyun diye öğütlediği listedeki tüm kitapları bir an önce okuma isteği uyandırdı.

    Körleşme'de Dünyanın en önemli sinologlarından (Çin dili ve tarihi uzmanı) biri olan Profesör Kien baş karakterdir. Prof. Kien, 25 bin kitabıyla birlikte yaşadığı dairesinde, insanlardan uzak münzevi bir hayatı tercih etmektedir. Kitapları en büyük tutkusudur. Kitaplarını biriyle paylaşmak değil, kendi okurken, taşırken yanlış bir şekilde tutup zarar vermesi bile en büyük kabuslarından birisidir. Her gün kitaplarının kaynaklığı aracıyla yaptığı çalışmalarla ününe ün katmaktadır. Fakat onur konuğu olarak davet edildiği hiçbir toplantıya gitmez, hiçbir üniversitenin kürsü başkanlığını kabul etmez. O kendi evinde, dünyasında mutludur. Hiç kimseye ihtiyacı yoktur, sıradan insanlarla (kendisi hariç tüm insanlar) yapılacak küçücük bir konuşmaya bile harcayacak zamanı yoktur.

     Kien'in bu münzevi hayatı temizlikçisi Therese ile değişir. Therese'nin, kitaplarına kendisinden bile daha özenli davrandığını fark eden Kien, böyle bir kadınla evlenmesi gerektiğini düşünür ve evlenir. Fakat Threse'nin planları farklıdır. Therese türlü oyunlarla Kien'i kandırır ve olaylar sonucunda Kien'i kendi evinden atar. Evinden ve kitaplarından başka bir yaşamı olmayan Kien'i dışarıda hiç bilmediği bir hayat beklemektedir. Olaylar bu şekilde başlar ve çok daha can alıcı şekilde devam eder.

     Kitaptaki karakterlerin ortak özelliği; olaylara sadece kendi bakış açılarından bakmalarıdır. Kimse bir olayın kendi düşündüğünden başka bir şekilde olabileceğini aklına bile getirmez. Herkes kendince doğrudur. Tabii bu herkesin kendince doğru oluşu, kimsenin birbirini anlamamasını da beraberinde getirir. Herkes birbirine karşı kördür ve herkes kendi küçücük dünyasında yaşar. Bu da doğal olarak bir kaos ortamı yaratır.

    Körleşme hakkında daha derin bir yazı okumak isterseniz size Eren Arcan'ın "İnsanlığın Körleşmesi" başlıklı yazısını okumanızı öneririm.

     Son olarak kitabın Türkçe'ye çevrilmesinde Oğuz Atay'ın Ahmet Cemal'e yaptığı emrivaki ricadan da bahsetmeden geçmeyeyim. Oğuz Atay Körleşme'nin ingilizcesini okur ve çok beğenir. Çevirilerini beğendiği fakat hiç tanışmadıkları Ahmet Cemal'i bulur ve Körleşme'nin ne kadar iyi bir kitap olduğundan bahseder ve bir an önce Almanca aslından Türkçe'ye çevrilmesini ister. Körleşme; Oğuz Atay'ın önerisiyle Türkçe'ye çevrilmiştir.

-"Körleşme"yi buradan satın alabilirsiniz.-


Altı Çizilesi:
  Bir kitapçı, bir kraldı. Ama bir kraldan hiçbir zaman kitapçı olamazdı.

   Doğru yolu görüp de oradan gitmemek, yüreksizliktir. -Konfüçyüs-

  Hata İşlemek ve bunu düzeltmek için çaba harcamaktan kaçınmak, asıl yanlış davranış budur. Yanlış bir iş yapmışsan, onu düzeltmekten hiçbir zaman utanmamalısın.

  Yapıyorlar, ama ne yaptıklarının bilincinde değiller, birtakım alışkanlıklar edinmişler, ama bunun nedenini bilmiyorlar; ömürleri boyunca dolaşıp durdukları halde yollarını bulamıyorlar: kitleden ayrılamayan, koyun gibi onun peşinden gidenler için doğaldır bunların tümü.’ -Mong-

   Akıllıların yapmaktan korktukları işlere aptallar saldırır.

10 Ocak 2015 Cumartesi

Genç Werther'in Acıları - Johann Wolfgang Von Goethe

GENÇ WERTHER'İN ACILARI
Orjinal Adı: Die Leiden Des Jungen Werther
Çevirmen: Mahmure KAHRAMAN
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Eylül 2013, 6. Baskı
Orijinal İlk Basım: 1774
126 Sayfa

AFD:
   Yıllar önce Goethe'den "Faust"u okumuştum, o zaman bulunduğum yaş itibariyle benim için zor bir okuma olmuştu. O okumamın hatırasıyla Goethe'den uzak durmuştum. Ne kadar yanlış bir yolda olduğumu geç de olsa "Genç Werther'in Acıları" ile anlamış oldum.

  "Genç Werther'in Acıları"; kahramanımız Werther'in arkadaşı Wilhelm'e yazdığı mektuplardan oluşuyor. Kitabın başında Wilhelm bize böyle seslenmektedir:
  "Zavallı Werther'in hikayesi ile ilgili bulabildiğim her şeyi büyük bir titizlikle topladım ve burada size sunuyorum, bu nedenle bana müteşekkir kalacağınızı biliyorum. Onun ruhuna ve kişiliğine hayranlık ve sevgi duymaktan, yazgısına gözyaşı dökmekten kendinizi alamayacaksınız. 
  Ey güzel insan, sen de onun gibi bir tutkunun esiriysen, onun acıları sana avuntu olsun, eğer yazgından veya kendi hatandan dolayı bir arkadaş bulamıyorsan, bu küçük kitap dostun olsun."

  "Genç Werther'in Acıları", yasak bir aşkın romanı. Romanımızın kahramanı Werther, nişanlı bir kız olan Lotte'ye aşık olur. Lotte de Werther'in bu ilgisinden oldukça memnundur. Hatta Werther'e Lotte'nin de ilgisi vardır diyebiliriz. Fakat verilen sözler ve ahlaki sorumluluklar bu aşka engeldir. Werther ve Lotte'nin yasak aşkının akibetini öğrenmek için Goethe'nin en iyi kitaplarından biri olarak adlandırılan "Genç Werther'in Acıları"nı mutlaka bir an önce okumalısınız.

  Yukarıda yaptığım tanıtımda sadece kitabın bir aşk hikayesi olduğundan bahsetmişim, aslında aşk hikayesinin çok daha ötesinde bir kitap. Her türlü sınırlamaya ve sıradanlığa karşı olan Werther'in hikayesi bu. Herkesin düşündüğü ve onayladığı doğruları kendi doğrusu olarak görmeyen, göremeyen Werther'in. Kitapta çok güzel çıkarımlar var,  altını çizdiğim bölümlere göz atmanızı kesinlikle öneririm.

  "Genç Werther'in Acıları"nın yazılma serüveni ve eseri okuyan insanlar üzerinde bıraktığı etki de oldukça bahse değerdir. Goethe bu kitabını yazrken; kendisinin ve bir arkadaşının yaşadığı imkansız aşklardan ilham almıştır: Kendisi kitapta da olduğu gibi, nişanlı bir kıza (Charlotte Buff) aşık olmuştur. Bir elçilikte sekreter olarak çalışan arkadaşı Karl Wilhelm Jerusalem ise evli bir kadına aşık olmuş ve imkansız aşkı yüzünden intihar etmiştir. 

    Kitap yayınlandıktan sonra ise Almanya'da çok büyük yankı uyandırmış, "Werther Salgını" diye nitelendirilen bir akım ortaya çıkmış. Bir çok insan Werther'in mavi ceketi ve sarı pantolonunu giymeye başlamış.  Hatta intihar vakalarında da kayda değer bir artış olunca Friedrich Nicolia isimli bir yazar "Genç Werther'in Mutlulukları" adı altında mutlu sonla biten bir kitap bile kaleme almış. 

   "Genç Werther'in Acıları" bir çok filme konu olmasına rağmen, en iyi uyarlama olarak bahsedilen 2008 yapımı Werther'i izlemenizi de öneririm.


Altı Çizilesi:
  Üst sınıfın insanları,alt sınıfa karşı her zaman soğuk bir mesafe içinde, sanki yakın davransalar bir şey kaybedeceklermiş gibi; birde düşüncesizler ve başkalarına kötü niyetle takılmaktan hoşlananlar var, kibirlerini zavallı insanlara daha çok hissettirsinler diye onların seviyesine inmiş gibi davranıyorlar.
  Eşit olmadığımızı, olmayacağımızı çok iyi biliyorum, ancak saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi, yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar eleştiriyi hak eder.

  Bahçeden kopardığı bir baş lahanayı sofraya koyan insanın basit ve saf mutluluğunu kalbim hissedebiliyorsa, keyfime diyecek yoktur, çünkü o yalnızca lahanayı değil, bütün güzel günleri, onu ektiği o tatlı sabahı, suladığı o tatlı akşamları da sofraya koymuş olur, lahananın günbegün büyümesi ona haz verdiği için her şeyin tadına bir anda yeniden varır.

    Söylemek kolay, gerçekleştirmek zor.

    Bu dünyada birinin değerini anlaması o kadar da kolay bir şey değil.

  En büyük mutsuzluk , burada iğrenç insanların yanında hissedilen can sıkıntısı , aralarındaki yükselme rekabeti , bir adım öne çıksınlar diye birbirlerini gözetleyip dikkat kesilmeleri; gizlemeye hiç gerek duyulmayan çok acınacak, çok alçakça tutkular.

  Budalalar, aslında sıranın bir önemi olmadığını, ilk sırada olmanın nadiren insanı en önemli kişi kıldığını görmüyorlar! Kimi kralı nazırı, kimi nazırı da müsteşarı yönetir. Böyle olunca en önemli kişi kim? Bana kalırsa, başkalarını değerlendiren, kudretli ve kurnaz olan, yeteneklerini ve tutkularını planlarını uygulamak için devreye sokan kişidir.

  Sabahleyin güneş doğarsa, gün güzel geçecek demektir, o zaman kendi kendime şöyle demekten kendimi alamıyorum: Yine insanların birbirlerine zehir edecekleri güzel bir gün.

  Ruh sükuneti muhteşem bir şey, kendimden hoşnut olmak da aynı şekilde. Sevgili dostum, keşke çok değerli bir mücevher olan bu duygu, güzel ve paha biçilmez olduğu kadar kırılgan olmasa.

  Üzerinde zevkle yaşamak için insanın sadece biraz toprak parçasına, altında huzurla yatmak için de bundan daha azına ihtiyacı var.

  Bir de yüreğimden ziyade zekamı ve yeteneklerimi takdir ediyor, oysa o benim tek gurur vesilem, her şeyin, her yeteneğin, her mutluluğun, her acının tek başına kaynağı. Ah benim bildiklerimi herkes bilebilir, bana özgü olansa yalnızca yüreğim.




30 Aralık 2014 Salı

Dönüşüm - Franz Kafka

DÖNÜŞÜM
Orjinal Adı: Die Verwandlung
Çevirmen: Gülperi SERT
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Eylül 2013, 1. Baskı
Orijinal İlk Basım: 1915
74 Sayfa

AFD:
   Dönüşüm, ikinci Kafka kitabım. Daha önce farklı bir yayınevinden Şato'yu okumuş, yayınevinin özensiz çevirisi ve neredeyse her sayfada bulunan onlarca yazım hatasından dolayı ne rahat bir okuma yapabilmiş ne de kitaptan zevk almıştım. :( İyi bir kitap için yazardan sonra, yayınevi ve çevirmen de gerçekten çok önemli iki unsur.

   Dünyanın en bilinen kitaplarından biridir, Dönüşüm. İlk cümlesiyle insanı etkiler ve ne kadar farklı bir düşüncenin ürünü olduğunu gözler önüne serer. “Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında, kendini yatağında kocama bir böceğe dönüşmüş buldu.”

  Dönüşüm; ailesinin geçimini sağlayan sıradan bir pazarlamacı, Gregor Samsa'nın hikayesidir. Gregor bir gün uyandığında böceğe dönüşmüş olduğunu fark eder. Gregor aslında sadece fiziksel olarak böceğe dönüşmüştür. Düşüncelerinde bir farklılık yoktur, ailesini tanımakta, nerede olduğunu bilmektedir. Yani zihinsel olarak gayet sağlıklıdır. Ailesi ile konuşmaya çalıştığında, sesinin de bir böcek gibi çıktığını fark eder. Annesi, babası ve kardeşi hiç bir şekilde onu anlamamaktadır. Annesi ondan korkmakta, babası görmemezlikten gelmekte, kardeşi ise onu evcil bir hayvanmış gibi beslemektedir.
  Ailenin tek geçim kaynağı Gregor bir böceğe dönüşünce, aile geçimini nasıl sağlayacaktır? Annesi Gregor'dan korkmaya devam mı edecektir? Babası bu durumu daha ne kadar görmemezlikten gelecektir? Bu durum ne zamana kadar sürecektir? Peki zavallı Gregor ne yapacaktır? Bu soruların cevabı tabii ki Dönüşüm'ün satır aralarında.

  Dönüşüm sadece, bir insanın böceğe dönüşmesini anlatan sıradan bir kitap değil tabii ki. Evin medar-ı iftiharı olan bir bireyin, kendi istemi dışında, işe yaramaz bir niteliğe dönüşünce nasıl gözden düştüğünün hikayesidir. Farklı olanın her zaman dışlandığı bir dünyada, sıradan bir insanın birdenbire farklılaşması ailesi tarafından bile olsa ne kadar kabul görebilir?



24 Mayıs 2014 Cumartesi

Ekmek Arası - Charles Bukowski

EKMEK ARASI
Orjinal Adı: Ham on Rye
CHARLES BUKOWSKI
Çevirmen: Avi PARDO
Metis Yayınları
9. Basım, Kasım 2013
Orijinal İlk Basım: 1982
224 Sayfa

AFD:
    Ekmek Arası, okuduğum ilk Charles Bukowski romanı. Women Dergisi ayın yazarı olarak Bukowski'yi seçince ben de bu kitabını okumaya karar verdim.  Ekmek Arası aslında otobiyografik bir eser. Bukowski bu kitabında kendi hakkında hatırladığı ilk hatıralardan, liseden yeni mezun haline kadar geçen süreyi anlatmış.


   Bukowski bildiğimiz yazarlara benzemiyor pek, kendi cümlelerinden okuyalım nasıl biri olduğunu;   "Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam." Ekmek Arası'yla Bukowski'nin çocukluğuna iniyoruz denilebilir. Neden kötü, umutsuz adamları sevdiğini, neden kanundan, ahlaktan haz almayan bir insan olduğunu bu kitapla, yaşadıklarıyla anlayabiliriz. Yaşayışının doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılabilir fakat, böyle bir insanın nasıl bir çocukluk geçirdiğini öğrenmek adına güzel bir kitap Ekmek Arası.

    Bukowski bu kitapta kendine Henry Chianaski ismini seçmiştir. Zengin olmayan fakat kendilerini çevreye zengin göstermeye çalışan sadist bir baba, varlığı ve yokluğu arasında pek bir fark bulunmayan bir anneden oluşan Almanya'dan Amerika'ya göçmüş bir ailede başlar kahramanımız Chinaski'nin serüveni. Çocukluğu, ergenliği, yaşamını etkileyen hastalığı, lise yılları, kavgaları, hataları, iş arayışı, içkisi ve kumarıyla Bukowski'nin yaşam öyküsü Ekmek Arası.

   Ekmek Arası'nı okurken sürekli olarak aklıma dört kitap geldi. Yaşanılan yoksulluk ve acılar, Frank McCourt'un yazdığı Angela'nın Külleri'ni; kahramanımız Chinaski'nin okulla ilgili yaşadığı sorunlar ve hayatta tek başına da kalsa dik duruşu Salinger'in Çavdar Tarlasındaki Çocuklar'ını; ailesi ile olan/olmayan bağı, kavgacı yapısı ve karşı cins hakkındaki görüşleri Anthony Burgess'in Otomatik Portakalı'nı;  keskin zekası, cin fikirleri, bel altı düşünceleri, kimsenin onu yeteri kadar anlaması ve babasının ona tutumu da bana Emrah  Serbes'in Erken Kaybedenler'ini anımsattı.

  Yukarıda saydığım dört kitaptan herhangi birini sevdiyseniz mutlaka Ekmek Arası'nı da seveceksiniz. Oldukça sürükleyici bir üslupla yazılan samimi bir kitap. Son söz; bu kitap için bir yaş ibaresi olmalı, 15+ gibi.

Altı Çizilesi:
   İstedikleri buydu demek: yalanlar. Harikulade yalanlar. Buna ihtiyaçları vardı. İnsanlar ahmaktılar. Kolay olacaktı benim için.

  Sorun seçimlerini hep iki kötü arasında yapmak zorunda kalmandaydı ve seçimin ne olursa olsun bir parçanı daha kesiyorlardı. Kesecek bir şey kalmayana dek. 

   İntihar? Tanrım çaba gerektiriyordu.eş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.

   İnsanlar adaletsizliği sadece kendi başlarına gelince düşünüyorlar.

   Savaşta ölmek savaşların çıkmasını engellemiyordu.

  Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. Dışarıda, gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı. Beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı. Üniversite tahsili insanı sonsuza dek mahvedebilirdi. Kitaplar yumuşatıyordu insanı. Kitabını bırakıp sokağa çıktığında kitapların sana söz etmedikleri şeyler bilmek zorundaydın.


11 Temmuz 2012 Çarşamba

Hitler Oyuncağımı Çaldı - Judith Kerr

HİTLER OYUNCAĞIMI ÇALDI
JUDITH KERR
Doruk Yayınları
Orjinal Adı: Als Hitler das rosa Kaninchen stahl
Çevirmen: Hasan KIYAFET
Nisan 2000, 2. Baskı
216 Sayfa
AFD:
   Bilmiyorum daha önce de söyledim mi? İkinci Dünya Savaşı ile ilgili yazılan kitapların dikkatimi çektiğini. O zamanı, o acıları yaşayanları anlamaya çalıştığımı. Savaşı ve savaşın etkilediği insanların yazdıklarını okurken hem üzülüyor hem de güçlü olmanın insanlarda nasıl bir kötülük hissi uyandırdığını içimden bir şeyler koparak okuyorum. Bu kitabın ismine de internette bu dönemle ilgili yazılan kitapları araştırırken rastlamıştım.

   Hitler Oyuncağımı Çaldı'da; babası ünlü bir Musevi yazar olan Anna ve ailesinin gerçek hikayesi anlatılıyor.  Almanya'da Hitler'den önce huzurlu bir dönem yaşanırken, Nazi propagandasının artması ve Hitler'in seçimi kazanacağı anlaşılıması üzerine Anna ve ailesi, can güvenlikleri için Almanya'yı terk etmek zorunda kalır. 

   Evlerini, oyuncaklarını ve geçmişlerini ardlarında bırakarak İsviçre - Fransa ve İngiltere rotasında devam eden hayatta kalma mücadelelerini Anna'nın izlenimlerinden takip ediyoruz.

   Çeviride biraz problem olduğunu düşünsem de ben kitabı zevkle okudum. Kitap bir anda bitince şaşırdım fakat araştırınca kitabın 'Barış Gelene Dek' ve 'Bir Aile Karşılaşması' adlı devam kitapları da olduğunu öğrendim. İnternette satışlarını bulamadım, artık sahaflarda şansımızı deneyeceğiz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...