18 Ocak 2014 Cumartesi

Nar Ağacı - Nazan Bekiroğlu

NAR AĞACI
NAZAN BEKİROĞLU
Timaş Yayınları
Nisan 2013, 7. Baskı
533 Sayfa

AFD:
   Nar Ağacı'nı Kitap Kardeşliği'nin Ocak Ayı okumasıyla 200 kişi ile birlikte okudum. Daha önce eşim okumuş ve yorumlamıştı. Eşimin aksine içinde tarih barındıran kitapları severim. Özellikle tarih güzel bir şekilde romanlaştırılmışsa. 

  İlk başta romanın ismini eleştirmek istiyorum. Yayıncının, Nazan Hanım'ın yazdığı kitabın ismini bile seçmesine izin vermemesini kabullenemiyorum. Kitabın ismi Taht-ı Süleyman olsa bu kitap okunmayacak mıydı sanki? Taht-ı Süleyman beğenilmeyince Nazan Hanım başka önerilerde sunmuş ama hiçbiri beğenilmemiş. Bence yayınevinin yaptığı çok gereksiz bir müdahale olmuş, bir kitabın ismini yazarından daha iyi kim koyabilir? İşte bu kadar zorlar ve göz boyamak adına isim seçerseniz, kitabı hiç bir şekilde yansıtmayan bir isim koyarsınız. Kitabın ismi kesinlikle kendisini yansıtmalı. Bu Nar Ağacı'nda göz göre göre ihmal edilmiş. :(

   Nar Ağacı'nı otobiyografik bir roman sınıfına da koyabiliriz aslında. Nazan Hanım'ın Zaman Gazetesi'ne verdiği röportaja göre olayların çıkış noktası kendisinin ve ailesinin hayatı. Anlatıcı gibi o da ailesinin geçmişini araştırmış. Taht-ı Süleyman'a, Tebriz'e gitmiş dedesinin yaşadığı yerleri görmüş. Oralarda dedesinin akrabalarını bulmuş. Fakat olaylar tabii ki birebir anlatılmamış. Hikayenin eksik kalan yerleri kurgulanmış ve Dede Setterhan bir roman kahramanı olmuş.

  Nazan Hanım 93 Harbi, Balkan Savaşı ve sonrasında yaşananları, o dönemleri yaşatırcasına detaylı betimlemeleriyle çok güzel anlatmış. Vatanı savunmak için gönüllü olan askerlerin bile cepheye varamadan hastalıktan, açlıktan şehit düşmesi, sırayla milletlerin muhacirliğe çıkması, Rumların gidişine üzülen Türklere çok zaman geçmeden muhacirlik yolu gözükmesi, muhacirlikte yaşanan zorlu süreç, düzensizliğin fırsatçıları; çeteler, bunların yanı sıra o zorlu günlerde Tebriz, Yezd, Batum'da yaşananlar içine aşk, ihanet, affetme ve affedememe gibi duygularda işlenerek insanın kalbine işlercesine anlatılmış.

 Tüm yazdıklarım kitabı beğendiğimi gösterse de, Nazan Hanım'ın romanı anlatmada seçtiği yol; fotoğraflara ya da olayların geçtiği yerlere bakıp eski zamanlara gitmesi eşim gibi beni de rahatsız etti. Kitabı okurken her of çektiğimde, eşim; "Benim de hoşuma gitmemişti ama ben senin kadar takılmadım oralara, sen çok taktın." dediyse de, her bölümün başında anlatıcının "ben de oradaydım", "gördüm", "arkalarındaydım", "onlar beni görmüyordu", "birlikte gittik" vs. demesi bana çok itici geldi. Tamam kitabı böyle kabul ettim, anlatıcımız fotoğraflara bakıp geçmiş dönemlere gidip görünmeden olayları izleyebiliyor. Peki nasıl oluyor da sadece görünmez olmakla bile şahit olunamayacak; insanların iç konuşmalarını ve rüyalarını da bize anlatabiliyor? Her bölümün başında oralarda bulunduğunu ima etmesi ve gerçeküstü olaylar olduğunu kabul etmeme rağmen bana mantıksız gelen yerler okuma zevkimi gerçekten de çok düşürdü. 

  Hani kitabı okurken işimiz olur da "şu bölüm bitsin yaparım" deriz fakat o bölüm bittiğinde kitabı kapatmak istemez bir dahaki bölümde ne olduğunu merak eder, kitabı kapatırken bile bir iki satır okumaya çalışırız ya; maalesef Nar Ağacı'nda o duyguyu yaşamadım. Bahsettiğim ve neredeyse her bölümde anlatılan ilk kısımlar yüzünden hiç diğer bölümden bir iki satır okuyayım diyemedim. :( Bu güzel hikaye böyle gerçeküstü masallara girmeden de anlatılabilirdi. Benim açımdan o şekilde okumak çok daha keyifli olurdu.
Gülcemal Vapuru
samsun03.blogcu.com
Gülbahar Hatun Türbesi ve Camisi
visittrabzon.com


Taht-ı Süleyman'ın Yukarıdan Çekilmiş Görüntüsü
unesco-dunya-miraslari.blogspot.com

Taht-ı Süleyman Gölü ve Nazan Bekiroğlu
zehrasunay.wordpress.com

Taht - ı Süleyman'da Bulunan Ateşgah (ateşgede)
unesco-dunya-miraslari.blogspot.com
Yezd'de Bulunan Ateşgah (ateşgede)
tr.wikipedia.org
Yezd Sessizlik Kulesi
gezgin-irangezisi.blogspot.com

Altı Çizilesi:
   Gençlik bilse, ihtiyarlık yapabilse.

  İşte bu dünyadaki her şey o kadar gölge. Perdenin bu tarafında hepimiz birer gölgeyiz aslında. Oyun bittiğinde bir püf! Mum söner. Oyun biter. Bütün suretler de Karagözcünün kutusunda bir araya konur, kaldırılır. Geriye ne suret kalır ne perde.

  İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir.

   Bir yaranın acısını unutmak için gönlünde başka bir yaranın açılmasına razı geldin. Üstelik kendini bu yaraya koşulsuz devredemedin, sürekli hesaplar yaptın. Aşk değildi bu. Aşk olsa hesap yapacak mecali kendinde bulamazdın.
   Bu kadar hesap yapmaya ne gerek vardı? Hepi topu aşk işte. Gelir, yaşanır ve günü gelince biterdi.

 Bir tarafımız hep kırık kalacak belki ama ihtimal bir kafiye tutturabiliriz. Bütün yorgunluklarımızı yekdiğerinde dinlendirebilir, birbirimize sığınabilir, iki ayrı ırmağın delicesinde değil bir ırmağın derininde akabiliriz.Yeniden diyebiliriz.

Kitap Tanıtımından:
   Nazan Bekiroğlundan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. 

   Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşına uzanan bir öykü...

   Trabzondan ve Tebrizden doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebrizin en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra... 

   Ateşin bakışlı ateşin duruşlu; ırmağını kendi bildiğince alev ateş akıtmayı seçen bir genç kız Azam. Adı ne aşk ne de dostluk olan bir duyguyla Settarhanın ırmağına dolanan Batumlu kitapçı Sophia. Acıyla yoğrulan, yoğruldukça durulaşan, kendi varlıklarını sevdiklerinin varlığında eriten Büyükhanım ve Hacıbey...

   Ve hep kendi içine doğru akan, kendi ırmağını gencecik yaşta milleti için kurutan, Trabzonun "kırık kafiyesi" İsmail, ah İsmail...

   İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhaceret, mücadele, kader, farklı inançların aktığı ortak zemin, üç ülke ve üç sevda Nazan Bekiroğlunun mürekkebi aşk olan kaleminde buluştu. "Nar Ağacı" hayal kadar zengin, roman kadar güzel, tarih kadar gerçek bir hikâye… İncelikle işlenmiş karakterleri, son derece zengin detayları ve dönemi anlatmadaki maharetiyle okuyanı çarpacak ve yıllarca unutulmayacak bir kitap...


18.01.2014 tarihinde "Nar Ağacı"nı en uygun fiyatla satan kitap satış siteleri: 
OkuOku: 15,68 TL
Arkadas: 16,91 TL
İlkNokta: 17,15 TL
KitapDenizi: 17,15 TL
Kabalcı: 17,15 TL
İdefix: 18,38 TL

Nazan Bekiroğlu Hakkında:
www.haberler.com
   3 Mayıs 1957 tarihinde Trabzon’da doğdu. İlk ve orta tahsilini aynı kentte yaptıktan sonra Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1979). Dört yıl lise öğretmenliği yaptı. KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak girdi. (1985). Orhan Okay yönetiminde sürdürdüğü Halide Edib Adıvar’ın Romanlarının Teknik Açıdan Tahlili konulu doktorasını tamamladı (1987). Aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Şair Nigâr Hanım konulu çalışmasıyla doçent oldu (1995). 1998′den itibaren aynı fakültede açılan Türkçe eğitimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Nazan BEKİROĞLU 4 mayıs 2001′de profesör olmuştur
Kaynak: http://www.nazanbekiroglu.org/

Nazan Bekiroğlu Kitapları:
Nun Masalları (Öykü; Dergâh Yayınları, 1997)
Şair Nigar Hanım (İnceleme; İletişim Yayınları, 1998)
Halide Edip Adıvar (İnceleme; Şule Yayınları, 1999)
Mor Mürekkep (Deneme; İyiadam Yayınları, 1999)
Yûsuf İle Züleyha / Kalbin Üzerine Titreyen Hüzün (Şark Mesnevîsi, Timaş Yayınları, 2000)
Mavi Lâle, Yitik Lâle (Deneme, İyiadam Yayınları, 2001)
İsimle Ateş Arasında (Roman, Timaş Yayınları, 2002)
Cümle Kapısı (Deneme, Timaş Yayınları, 2003)(TYB 2003 Yılı Deneme Ödülü)
Cam Irmağı Taş Gemi (Hikâye, Timaş Yayınları, 2006) (TYB 2006 Yılı Hikâye Ödülü)
Lâ: Sonsuzluk Hecesi (Roman-Mesnevi, Timaş Yayınları, 2008)
Yol Hali (Deneme, Timaş Yayınları, 2010)
Nar Ağacı (Roman, Timaş Yayınları, 2012)
Mimoza Sürgünü (Deneme, Timaş Yayınları, 2013)
Kaynak: wikipedia

17 yorum:

  1. "Nar Ağacı" nı ben de Kitap Kardeşliği okuma kapsamında okudum. Fena bir eser değildi ama çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Dil ve anlatım güzeldi. Konu da güzel ama bana göre konu yeteri kadar iyi işlenmemişti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabın sonu, kitabın içeriğine göre biraz sönüktü. :(

      Sil
  2. Bekiroğlu biyografisine bakıldığında çok donanımlı biri kabul , fakat sanki çok fazla PR ile gündemde olabilen bir yazar , ha bu kadar ahkam kestin kaç kitabını okudun derseniz sadece 1 , fakat yine de vazgeçilmezim olmadı , tabi ön yargılarımı kırıp bir kitabını daha okumak istiyorum fakat sizin yorumunuzdan sonra bu kitabını ertelemeye başka kitaplarına bakmaya başladım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında ertelenecek bir kitap değil ama ben işte gerçeküstü ögeye takıldım bir kere. :) Yoksa beğenmedim değil.

      Sil
  3. Şu - "ben de oradaydım", "gördüm", "arkalarındaydım", "onlar beni görmüyordu", "birlikte gittik" - mevzusunda size katılıyorum. Tamam kitabın başında olaya nasıl girdiğini geçmişe nasıl gittiğini zaten söyledin, bir daha bölüm aralarına girip bu tarz şeyleri gözümüze sokmasına gerek yoktu. Rahatsız ediciydi. Ama konu güzeldi. Karakterler de öyle. Her ne kadar Zehra karakteri sönük kalsa da.. Olsun. Çok sevmesek de sevdik diyelim. :) Ama ben Nazan Hanım'ın bundan önce okuduğum kitaplarını daha çok sevmiştim orası ayrı mesele. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet tam anlamıyla gözümüzün içine sokuldu. :(
      Ben de diğer kitaplarını çok merak ediyorum.

      Sil
  4. Gerçek üstündeki takıntı bende de o şekilde oldu. Aslında kitabı çok beğendim ama sanki bazı yerlerde kitabın akışına bırakmak yerine okuyucuya açıklama yapmak için kitabın örüntüsü değiştirilmiş gibi geldi. Bunun dışında çok çok beğendim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimiz aynı yere takılmışız. :)

      Sil
  5. Kitabın konusunu ilginç, yazarın bunu bize anlatış tarzını zorlama, Setterhan'ı insanüstü buldum.
    Bir de ne kadar pasif dedelerim varmış benim ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üç cümle ile mükemmel bir özet olmuş. :)

      Sil
  6. bu arada post harıka olmus okumak ıstemedıgım bir kitaptı ancak fikrimi değiştirdiniz:)

    YanıtlaSil
  7. Merhaba, bu sefer sizinle ayni fikirde degilim maalesef.

    Ben cok begendim Nar Agaci'ni. Hatta ozellikle fotograflara dalip, o donemlere gidip hikayeye katilmasi cok hosuma gitti. Ben de onlara eslik ettim :) Zaten Nazan Bekiroglu'na olan hayranligimin yanisira siradisi kurgular daha cok ilgimi cekiyor. Gerek edebiyat gerek sinemada... Onur Unlu yapimlarinin kazandirdigi bir aliskanlik olmali belki de :) Sebebi ne olursa olsun ben begendim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında benim sorunum fotoğraflara dalıp, o dönemlere gidilmesi değil. Sorun bunun sürekli gözümüze sokulması, her bölümde bunu belirtmek... bu tekrar aşırı sıktı beni. Tabii ki renkler ve zevkler meselesi :)
      Bu arada Onur Ünlü yapımlarını çok severim :)

      Sil
  8. Bu arada Nazan Hanim'in kitaplarinda eksiklik var sanki. Mesela Mimoza Surgunu listenizde yok. Bilginize :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son kitap eksik olmuş haklısınız.

      Sil
    2. Gerci Vikipedi'ye bile yazmamislar daha. Niyetim blogunuzdaki bilgiler daha da kusursuz olsun, bu yuzden hatirlattim :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...