GAZAP ÜZÜMLERİ
JOHN STEINBECK
Remzi Kitabevi
Orjinal Adı: The Grapes of Wrath
Çeviri: Rasih Güran
1990, 9.Basım
637 Sayfa
AFD:
Ülkemizde yasaklı kitaplar konuşulduğu şu sıralar, en son okuduğum kitap olan, Gazap Üzümleri'nin de ABD'de Kaliforniya yöre insanını küçük düşürdüğü gerekçesiyle, yıllarca yasaklı kaldığını belirtmeden incelememize başlamayalım. Yasaklanması için baskı yapanlar ise tarım şirketleriymiş. Kitabı okuyunca neden yasaklamak istediklerini apaçık görebiliyoruz.
Yıllardır okumak istediğim bir kitaptı Gazap Üzümleri. Sahaflarda Remzi Kitabevi'nin sadeleştirilmemiş basımını aradım ve isteğime kavuştum. Uzun süre elimde gezindi kitap, ama bu durum kitaptan değil benden kaynaklandı. Çok fazla zaman ayıramadım :(
John Steinbeck Gazap Üzümleri ile; Amerika'nın Oklahama kentinde yaşayan ve geçimlerini çiftçilikle sağlayan Joad ailesinin hikayesini ve hikayenin arka planında da 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı döneminin Amerika'sını anlatıyor.
Kendi halinde ve doğdukları topraklarda mutlu olan Joad ailesi için işler gittikçe kötüye gider ve ekmek parası için göç etmek zorunda kalırlar. Gittikleri yerde vaat etikleri kadar büyük bir zenginlik var mıdır? Göç etmelerine değecek bir hayat yaşayacaklar mıdır? Eski güzel günlerine geri dönecekler midir? gibi soru işaretleri içinde göç ederler.
Kitap iki yandan ilerliyor, bir yanda Joad ailesinin zorunlu göçü, zorluklar arasındaki yolculuğu ve yeni bir yerde hayata tutunma çabalarının olduğu bölüm anlatılırken, diğer yanda da Amerika'nın o yıllardaki durumu, insanların çaresizliği ve yaşam savaşı anlatılıyor. Özellikle bu bölümlerde Steinbeck'in ders niteliğinde çok güzel tespitleri var. Zaten bir klasik olmasını sağlayan bu tespitlerdir diye düşünüyorum.
-Kitabı okumayanlar için kitabın gidişatını etkileyecek bilgiler içerir-
Kitap sanki bir anda bitti. Sayfalar ilerledikçe Steinbeck beni bir isyana hazırladı, bu haklı isyanın öncüsü de benim gözümde Tom Joad'dı. Sayfalar yitip gittikçe, işte isyan geliyor diye seviniyordum. Fakat, maalesef beklediğim isyan olmadan kitap bitti. "Acaba kitap iki cilt de benim mi haberim yok?" dedim, iki cilt de değilmiş. Şu an isyan görememenin isyanını yaşıyorum. Ya Noah'a, Connie'ye ne oldu? Ben nasıl yaşarım bu soru işaretleriyle???? :((
![]() |
| Kitabın içinde bulunan John Groth çizimlerinden örnekler. |
Kitabın 1940 yapımı filmi de var: The Grapes of Wrath
Altı Çizilesi:
Ben bir kurt kadar cesurdum. Ama şimdi bir tilki gibi cesurum. İnsan bir ava çıktı mı, avcı olur, güçlü olur. Avcıyı kimse yenemez. Ama seni avladılar mı, iş değişir. İnsana bir şeyler olur. Artık eski gücün kalmaz, belki yine zorlu olursun ama, güçlü olamazsın. (sf:78)
Avlanmış olmanın bir şeyi daha var: İnsanın aklına hep kötü şeyler gelir. Avladığın zaman, avladığın şeyi düşünmezsin, üzülmezsin. (sf:79)
Ana, korku ve acıyı kabul etmedikçe ihtiyar Tom'la çocukların da korku ve acı nedir bilmeyeceklerini ' anladığı için her zaman kendi kendine bu duyguları yadsırdı. (sf:102)
Ana, dedi. Sen eskiden hiç böyle değildin?
Ananın yüzü sertleşti, bakışları soğuklaştı.
Şimdiye kadar evim hiç yıkılmamıştı da ondan, dedi. Şimdiye kadar çoluğum çocuğum hiç sokak ortasında kalmamıştı. Şimdiye kadar hiç bir şeyimi satmamıştım. Şimdi her şeyimi... (sf:106)
Ama şimdi bu traktör iki şey yapıyor: Toprağın altını üstüne getiriyor ve bizi topraktan atıyor. Bir traktörle bir tank arasında çok ufak bir ayrılık var: Her ikisi de halkı yerinden atıyor, korkutuyor ve yaralıyor. (sf:212)
İki adam çömeliyor, kadınlar ve çocuklar dinleniyorlar. İşte düğüm noktası burada. Ey değişimi sevmeyen ve devrimlerden korkanlar!.. Bu çömelen iki adamı birbirinden ayırın. Onları birbir lerinden tiksindirin. Birbirlerinden korkutun, şüphelendirin. İşte korktuğunuz şeyin başı bu. Bu zygot'tur. Çünkü burada, "Ben toprağımı kaybettim!" sözü değişmektedir. Bir hücre parçalanıyor ve bu parçalanmadan sizin hoşlanmadığınız şey doğuyor. "Biz toprağımızı kaybettik!" İşte asıl tehlike burada; çünkü iki adam bir adam gibi yalnız ve şaşkın değildir. Ve bu ilk "biz"den daha tehlikeli bir şey doğmaktadır (sf:212)
Özlenen şey,akşamleyin bir su ve ateş üzerinde bir yemek bulmaktır. (sf:274)
Ve öyle bir zaman geldi ki, toprak sahipleri artık çiftliklerinde çalışmaz oldular. Çiftçiliklerini kâğıt üzerinde yapıyorlardı: Toprağı, toprağın kokusunu, duygusunu unutmuşlardı; ve yalnızca toprağa sahip olduklarını, yalnızca topraktan kazanıp kaybettiklerini hatırlıyorlardı. (sf:325)
Halkın büyük bir kısmı aç ve çıplak olunca, istediğini zorla alır. Ve bütün tarih boyunca haykıran küçücük bir gerçek daha: Baskı, ancak baskı altmdakileri güçlendirir ve birbirine bağlar. Büyük mal sahipleri, tarihin bu üç haykırışına kulaklarını tıkamışlardır. Toprak birkaç kişinin eline düşüp de topraksızların sayısı arttı mı, büyük mal sahiplerinin her çabası, baskıya doğru yönelir. (sf:332)
Üç yüz bin aç ve sefil; eğer bunlar kendilerinin ne kadar güçlü olduklarını anlarlarsa toprak onların olur ve dünyanın bütün gazları, silâhları bir araya gelse onları durduramaz. (sf:332)
İki, birden iyidir. Çünkü emeklerinin mükâfatlarını iyi görürler. Çünkü birisi düşerse, öteki onu kaldırır. Yazık, o kimselere ki, yapayalnızdırlar ve düştükleri zaman yardımlarına gelecek kimseleri yoktur. (sf:586)
Ben bir kurt kadar cesurdum. Ama şimdi bir tilki gibi cesurum. İnsan bir ava çıktı mı, avcı olur, güçlü olur. Avcıyı kimse yenemez. Ama seni avladılar mı, iş değişir. İnsana bir şeyler olur. Artık eski gücün kalmaz, belki yine zorlu olursun ama, güçlü olamazsın. (sf:78)
Avlanmış olmanın bir şeyi daha var: İnsanın aklına hep kötü şeyler gelir. Avladığın zaman, avladığın şeyi düşünmezsin, üzülmezsin. (sf:79)
Ana, korku ve acıyı kabul etmedikçe ihtiyar Tom'la çocukların da korku ve acı nedir bilmeyeceklerini ' anladığı için her zaman kendi kendine bu duyguları yadsırdı. (sf:102)
Ana, dedi. Sen eskiden hiç böyle değildin?
Ananın yüzü sertleşti, bakışları soğuklaştı.
Şimdiye kadar evim hiç yıkılmamıştı da ondan, dedi. Şimdiye kadar çoluğum çocuğum hiç sokak ortasında kalmamıştı. Şimdiye kadar hiç bir şeyimi satmamıştım. Şimdi her şeyimi... (sf:106)
Ama şimdi bu traktör iki şey yapıyor: Toprağın altını üstüne getiriyor ve bizi topraktan atıyor. Bir traktörle bir tank arasında çok ufak bir ayrılık var: Her ikisi de halkı yerinden atıyor, korkutuyor ve yaralıyor. (sf:212)
İki adam çömeliyor, kadınlar ve çocuklar dinleniyorlar. İşte düğüm noktası burada. Ey değişimi sevmeyen ve devrimlerden korkanlar!.. Bu çömelen iki adamı birbirinden ayırın. Onları birbir lerinden tiksindirin. Birbirlerinden korkutun, şüphelendirin. İşte korktuğunuz şeyin başı bu. Bu zygot'tur. Çünkü burada, "Ben toprağımı kaybettim!" sözü değişmektedir. Bir hücre parçalanıyor ve bu parçalanmadan sizin hoşlanmadığınız şey doğuyor. "Biz toprağımızı kaybettik!" İşte asıl tehlike burada; çünkü iki adam bir adam gibi yalnız ve şaşkın değildir. Ve bu ilk "biz"den daha tehlikeli bir şey doğmaktadır (sf:212)
Özlenen şey,akşamleyin bir su ve ateş üzerinde bir yemek bulmaktır. (sf:274)
Ve öyle bir zaman geldi ki, toprak sahipleri artık çiftliklerinde çalışmaz oldular. Çiftçiliklerini kâğıt üzerinde yapıyorlardı: Toprağı, toprağın kokusunu, duygusunu unutmuşlardı; ve yalnızca toprağa sahip olduklarını, yalnızca topraktan kazanıp kaybettiklerini hatırlıyorlardı. (sf:325)
Halkın büyük bir kısmı aç ve çıplak olunca, istediğini zorla alır. Ve bütün tarih boyunca haykıran küçücük bir gerçek daha: Baskı, ancak baskı altmdakileri güçlendirir ve birbirine bağlar. Büyük mal sahipleri, tarihin bu üç haykırışına kulaklarını tıkamışlardır. Toprak birkaç kişinin eline düşüp de topraksızların sayısı arttı mı, büyük mal sahiplerinin her çabası, baskıya doğru yönelir. (sf:332)
Üç yüz bin aç ve sefil; eğer bunlar kendilerinin ne kadar güçlü olduklarını anlarlarsa toprak onların olur ve dünyanın bütün gazları, silâhları bir araya gelse onları durduramaz. (sf:332)
İki, birden iyidir. Çünkü emeklerinin mükâfatlarını iyi görürler. Çünkü birisi düşerse, öteki onu kaldırır. Yazık, o kimselere ki, yapayalnızdırlar ve düştükleri zaman yardımlarına gelecek kimseleri yoktur. (sf:586)


