30 Temmuz 2012 Pazartesi

4. Kitap Çekilişimiz Sonuçlandı

 Çekilişimiz 29.07.2012 23:59 itibariyle bitmiştir.

Şartları eksiksiz şekilde yerine getirenler ve + haklarla toplam 231 sayısına ulaştık.

Random.org ile belirlediğimiz
Buket UZUNER'in Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları "SU" 
adlı kitabı kazanan

...
...
...
...
131 numara sırasıyla...

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları "SU" - Buket Uzuner

UYUMSUZ DEFNE KAMAN'IN MACERALARI
""SU""
BUKET UZUNER
Everest Yayınları
Mart 2012, 1.Baskı
329 Sayfa

MRW:

   Buket Uzuner’i okumaya yeni başladım, evet biliyorum biraz geç kalınmış bir seçim ama zararın neresinden dönsen kardır demişler değil mi? Geçen ay “İki Yeşil Su Samuru”nu okumuştum, hala bloğa yazma imkanı bulamadım ama.. Şimdi “Su”, bundan sonra da “Kumral Ada Mavi Tuna” ile devam edeceğim inşallah.

   Su kitabı ilk çıktığı zamandan beri bende bir anti pati oluşturmuştu, niyeyse Uyumsuz Defne Kaman falan deyince, sanki ergenlik dönemlerinde bir genç kız ve atıldığı maceralar gibi bir izlenim uyandırmıştı kitabın ismini duyar duymaz. Sonra arkasındaki Şamanizm, Kamanlık gibi kelimeleri de okuyunca, dedim aman sıkıcı, hiç benlik bir roman değil. Ama çok yanılmışım. Kitap ilk sayfasından öyle bir sardı ki beni.. çok merak uyandırıcı, eğlenceli, keyifli, akıcı, bilgi verici.. daha ne desem kesinlikle okunması gereken bir kitap. Bloğumuzu okuyanlar bilir, biz öyle okuduğumuz her kitabı tavsiye eden bloggerlardan değiliz. Açık açık eleştiri yapıp, gerçek düşüncelerimizi söylüyoruz burada. O yüzden, Su kitabının kesinlikle okunulası bir kitap olduğunu belirtmek isterim. Özellikle kitabın kapağında da bulunan resimlerin, bazı iç sayfalarda da olması, ayrıca Kutadgu Bilig’den alıntıların yapıldığı, Su kitabından yazıların da olduğu sayfalardaki süslemeler gerçekten çok hoştu, kitaba ayrı bir güzellik, renk katmıştı.

   Biraz da konudan bahsedecek olursak; dilinin kemiği olmayan ve inanmadığı hiçbir şeyi savunmayan gazeteci Defne Kaman, ninesi Umay Bayülgen, komiser Ümit Kaman, sahaf Semahat'den oluşan ana karakterlerle büyüyen bir roman. Komiser Ümit sevdiğine kavuşmaya çalışan, geleneklerin arasına sıkışmış genç bir erkek, Semahat kendini sahaf dükkânına ve kedilerine adamış genç bir kadın. Umay Nine kaman geleneklerini yaşayan ve yaşatan bir otacı ve ortada bir gazeteci Defne Kaman. İşte ipuçları bu kadar, puzzle'ı tamamlamak için de geriye bu güzel kitabı okumak kalıyor. Sonu da öyle bir bitiyor ki insanın Sayın Buket Uzuner’e "hadi Buket Hanım çabuk yazın 2. kitabı öleceğim meraktan" diye mesaj atası geliyor! : )

   Bu arada kitabı okuyunca Şamanizm’i araştırdım ve ilk dinlerin başlangıcı olduğunu, bizim de inandığımız bir din olduğunu ve aslında bugün bile hala şaman geleneklerini kullandığımızı gördüm. İşte bunlardan bazıları;
  • Gidenin arkasından su dökmek eski Türklerdeki su kültünün doğurduğu bir adettir. 
  • Ağaçlara bez ve çaput bağlanması da Şamanizm döneminden günümüze aktarılan geleneklerdir.
  • Yine, istenmeyen bir olay duyulduğunda tahtaya el ile tokmak gibi üç kere vurulması da, kötülükten korunmak, kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir Şaman inanışıdır.
  • Kurşun Dökme de Şaman geleneklerinden kalan bir âdettir. Şamanlar bu ritüele “Kut Dökme” anlamına gelen “Kut Kuyma” adını vermişlerdi.
  • Loğusa kadınların başına bağlanan kırmızı kurdele Şaman döneminden günümüze kadar ulaşmış bir adettir. Bu kurdelenin anneyi ve yeni doğan çocuğu, albız denen şeytana karşı koruduğuna, özelikle Alevilik'de gözlemlenen mezarın başına bağlanan kırmızı kurdelenin da ölüye kötü ruhların musallat olmasını engellediğine inanılır
  • Toplumda ulu kabûl edilen kişilerin ölümünden sonra ruhlarından medet ummak mezarları kutsamış ve bu yerler medet umulan yerler hâline gelmişlerdir. Günümüzde mezar, türbe, yatır ve benzeri yerlerin ziyareti ve bunlardan medet umulması da bu inanç sisteminin devamı olarak ortaya çıkmıştır.
  • Anadolu’da halk arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inançtır. Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bunların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük yaptığına inanılır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu”, “deve boncuğu”, “göz boncuğu” v.s. takılır. Nazar olgusu da eski Türk inançlarındandır.
  • Şaman'ın üzerine giydiği giysiye yılan, akrep, çiyan, kunduz gibi yabanî ve zararlı hayvan şekilleri çizilerek onların kaçırılacağına inanılırdı. Bugün Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim gibi örgüler Şaman giysilerinin izleri taşımaktadır.

Altı Çizilesi:
   Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Dedem Korkut ile Ninem Umay beşiğimi tıngır mıngır sallar iken’ diye başlayan eski Türk masallarında, uzak çok uzak diyarlarda, ailesini soğuktan korumak için ağaç kesmek zorunda kalan eski Türk, önce, o ağaçtan özür dilermiş. Ağaca, ihtiyacından fazlasını kesmeyeceğine, bundan böyle yediği her yemişin çekirdeğini, tohumunu aynı yerlerde toprağa gömeceğine söz vererek, ağacın canına ve onu yaratan güçlere dua edermiş. (sf: 23)

   Hepsine inandılar ve mantıklı buldular da ne bir yunusun bir insanı koruyacağına, ne de bir insanın ölümden kurtulmak için yunusa dönüşebileceğine inandılar. Kendilerinden boşanmak isteyen karılarını günde beşer beşer bıçaklayıp doğrayan kocalarla, ölmemek için devlete yalvardığı halde korunmayan, göz göre göre ölen kadınların olabilirliğine inandılar. Erkeklere, kendilerini dünyanın hakimi zannetmelerine yol açan resmi eğitime ve kültüre, onların işsiz ve yoksul kalınca kendilerini iktidarsız hissederek, biraz da mecburen karı ve kızlarına işkence ettiklerine,daha ilginci, bunun tabiat kanunu olduğuna bile ikna oldular ama bir yunusun iyilik yapacağına hayatta inanmadılar.. (sf: 307)

22 Temmuz 2012 Pazar

Beyaz Kitaplık Haftalık Mecmua'da tanıtıldı


   Yeni Asır Tv'de yayınlanan Haftalık Mecmua (Kültür/Sanat) programında kitap blogları konusu incelenmiş ve aralarında bizim de olduğumuz birkaç bloga yer verilmiş.

   SuaryaDan blogunun sahibi Derya Hanım'ın sayesinde bundan haberimiz oldu. Fakat programın tekrarlarını izlememize rağmen o bölüme denk gelemeyince, programın yapımcılarından Engin Tatlıbal Bey'le iletişime geçtik. Sağolsun bu bölümü Youtube'a yükleyerek izlememizi sağladı.

   Edebiyat/kitap blogu olarak farkedilmek gerçekten gururumuzu okşadı. Severek takip ettiğimiz Kitap Notları, Kitapla Dans ve Kitap Delisi Gizem'e de yer verilmiş.

   "Bakalım bloglar bağımsızlığını koruyabilecek mi?" diye bir soruyla konuya son vermişler. Bizce blog yazmanın en önemli özelliklerinden biri de bağımsız olması, kimseye hesap verme ya da kimsenin istediği şekilde yazmak zorunda değiliz. Ne hissediyorsak onu dile getirebiliyoruz. Bu yüzden bizce bağımsızlığımızı koruyamadığımız zaman inandırıcılığımızı ve samimiyetimizi yitiririz.

    Haftalık Mecmua Yeni Asır TV'de Cumartesi günleri 13.30'da ekrana geliyor. Engin Tatlıbal edebiyat, Halil Fincan spor, Birkan Yüksel sinema, Erman Azar ise müzik üzerine bilgiler aktarıyor.

    Yeni keşfettiğimiz bu güzel programın yeni bölümlerini merakla bekliyoruz.

   Haftalık Mecmua'yı twitterdan takip etmek için: https://twitter.com/haftalikmecmua

20 Temmuz 2012 Cuma

Gerçek Tarihin Peşinde - Mustafa Armağan

GERÇEK TARİHİN PEŞİNDE
MUSTAFA ARMAĞAN
Timaş Yayınları
Ekim 2011, 2.Baskı
272 Sayfa

AFD:
   Gerçek Tarihin Peşinde, Mustafa Armağan'la tanışmamı sağlayan ilk kitap. Mustafa Armağan ismini duymama ve bilmeme rağmen henüz hiçbir kitabını, yazısını okumamıştım.

    Tarihi anlamlandırmayı, doğru olduğu söylenerek bize empoze edilmeye çalışılan yanlışları öğrenmek ve tarihin çarpıtılan yanlarını keşfetmek her zaman ilgimi çeken konular arasında olmuştur.

   Mustafa Armağan kitabın her sayfasında yanlış bildiklerimizi bize belgelerle anlatmaya çalışmış. Direkt bu yanlıştır demek yerine, neden yanlış olduğunu, nerede mantık hatası olduğunu belgelere dayanarak bize göstermeye çalışmış. Özellikle mantığımıza seslenip gerisini bizlere bırakmasını çok sevdim. (Hayatı boyunca hastalıklarla pençelenen Mihrümah Sultan'ı erkek doktorun tedavi etmesi bile büyük bir olayken kendinden 30 yaş büyük Mimar Sinan'ın ona aşık olup, onun adına kendi parasıyla camiler yaptırmasının mantıksal bir açıklamasını bulmak gerçekten zor)

   Mustafa Hoca'nın yazdıklarına inanıp inanmamak bizim elimizde, her yazılan doğrudur diye bir şey de yok zaten. Gerçek tarihin peşinde olanları tenzih ederek; Tarih yazarlarının birinin ak dediğine bir diğeri kara diyebiliyor. Kendi çıkarları için (para kazanmak, ün yapmak, kendi düşüncesine ve inanışına hizmet etmek) tarihi istedikleri yöne çekebiliyorlar.

   Tarihin gerçeklerini öğrenmenin en iyi yolu eski metinleri okuyabilmekte, bunun içinde birden çok dil (Osmanlıca, Arapça, Farsça, Fransızca ...) bilmek lazım tabii ki. Bize sunulan belgelerin çevirileri ve yorumlamalarında bunları çevirenlerinin görüşlerinin etkisi mutlaka vardır diye düşünüyorum.

    Mustafa Armağan'ın tarihe kendini adamışlığını sevdim, diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.

Kitapta en çok ilgimi çeken bölümler:
  • Reşat Nuri Güntekin'in baş yapıtı Çalıkuşu'nun uğradığı sansürü anlatan; Çalıkuşu'nun Başına Gelenler.
  • Tarihin kolayca nasıl istenilen yöne çekilebileceğini gösteren; Malazgirt ve Kürtler
  • Neron'un Roma'yı neden yaktığını öğrendiğim; Mithat Paşa Bizim Neron'umuz muydu?
  • Türkçeye çevrilen ilk roman olarak öğrendiğimiz Telemak'ın niteliğinin incelendiği; Türkçeye Çevrilen İlk Roman Efsanesi
  • Kitabın kapak görselindeki portreyi inceleyen; Padişah'ın Özel Odasındaki Şifreler
  • Muhteşem Yüzyıl dizisiyle Kanuni'ye ve Osmanlı imparatorluğu'na yapılan saygısızlığın gözler  önüne serildiği; Muhteşem Rezalet
  • Filistin'deki acı gerçeği anlatan ve uyanmamızı isteyen; İngiliz Profesörler İsail'i Boykot Ediyor, Biz Ne Yapıyoruz?
  • Aydınlanmayı sadece Batı'yı taklit etmek olarak anlayanlara cevap niteliğindeki; Aydınlanma'yı Batı'ya Rağmen Savunan "Aydınlarımız"
  • Mimar Sinan ve Mihrümah Sultan'ı çıkar uğruna (kolay yoldan para kazanmak için dönemde çok satan Osmanlı entrikaları uydurup kitap yazmak) birbirlerine âşıkmış gibi gösterilmesinin ne kadar mantıksız olduğunu belgeleyen; Mimar Sinan, Mihrümah Sultan'a Gerçekten Aşık Oldu mu?
  • ve tüm Yahudi'lerin aynı ırkçılık düşüncesinde olmadığını anlatan; Anti-Siyonist Yahudiler İsrail'i Tanıdı diye Birleşmiş Milletleri Kınamışlardı adlı bölümler.
Altı Çizilesi:
   Mehmed Akif'in Âsım kitabında dediği gibi, daha doğarken "batacaksın" diye bütün ümit kapılarını yüzlerine kapadığımız bir gençlikten farklı bir yüz istemeye yüzümüz olabilir mi? sf: 119

   - Bir odada siyah olan başka insanlarla, siyah olduğumu bilmek için, birlikte oturmaya ihtiyacım yok - bu birlik anlamına gelmez. Birliğin bir amacı olmalıdır. Eğer yoksa politika konuşmuyoruz demektir... İnsanlar şunu anlamalılar ki, bir insan yalnızca kadın olduğu ya da siyah olduğu için, o ve ben aynı politikalara inanmak zorunda değiliz. Birbirimizi kim olduğumuz bağlamında değil, birbirimiz için ne yaptığımız bağlamında tartmalıyız. - June Jordan-  sf:135

   Gazetecilik, yazdığını okuma sanatı diye tarif edilebilirse Evliya Çelebi'yi 'gazeteciliğimizin piri' ilan etmekte bir beis yoktur. Çünkü anlatacağı şeyin akılda nasıl kalacağına dair şaşılacak bir meleke sahibidir. Mesela Artvin'in engebeli arazisini anlatmak maksadıyla "Kahve ikram ettiler, fincanı koyacak düz bir yer bulamadık" cümlesi tek başına, resmin olmadığı bir çağda manzarayı önümüze  sermeye yeterlidir. sf:174

    Peki Kanuni nasıl biriydi?
   Zigetvar seferine çıkmadan önce oğlu Selim'e iki bazubent ile bir "cevherî al sanduğu" bırakmış, bunları satıp parasıyla Cidde'ye su getirmesini vasiyet etöişti. Vasiyetindeki son sözleri şunlarıd:
   Hak Teala bu seferi mübarek edip gönül hoşluğuyla gelmek müyesser ede, Habib-i Ekrem hürmetine aleyhisselam.
   Bu Kanun'yi "Muhteşem Yüzyıl"da boşuna aramayın, bulamazsınız. sf:183

   Peki biz neyiz? Bir toplum olabildik mi? Bir millet? Ya da artık ağzımıza alamadığımız terimle ümmet-i Muhammed'den miyiz? Cevaplar olumsuz galiba. Öyleyse kimiz biz? Kimiz biz ve nerede yaşıyoruz? Orta Doğu'da mı? Sahi neden kendimizi bu ingiliz icadı coğrafi bölgenin içinde düşünmelte bu denli ısrarcıyız ki? Biz İngilizlere "Orta Batılı",  Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarına da "Uzak Batılı" diyor muyuz? Neden demiyoruz? Çünkü biz tanımlamıyoruz haritayı; tanımlanıyoruz daima. sf:262

  Oysa Filistin'de olup bitenler sadece intifada ile sınırlı değil, hatta sadece masum çocukların hunharca katledilmeleriyle de sınırlı değil. Hiçbir noktada güvenliğin olmamasından da söz ediyor değilim. Bir halk yok ediliyor. Filistin'in özü, özeti bu. sf:263

   Bir bilim adamı çıkıyor ve ben bu çuvalla bilgiyi insanlığın geliştirilmesi için, insanlığın acılarını dindirmek için öğrenmiştim. Oysa siz İsrailli meslektaşlarım, bir halkın yok edilişine sessiz kalıyor, adım adım imhasına destek veriyorsunuz. Öyleyse sizinle yollarımız ayrılıyor diyor ve ekliyor:
   Siz bilimi kendiniz için iyiye, başkası için kötüye işleyecek bir alet olarak düşünüyor ve kullanıyorsunuz. Hani bilim evrenseldi? Hani bilimin dini, ırkı şusu busu olmazdı? Yoksa bu Aydınlanma yalanlarına boş yere mi kandık yıllarca? sf:265
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...